|
|
10/14/2009
Ey Yücelerden Yüce Rabbim! Bütün mal ve mansıp sahipleri
kapılarını sürmelediler. Sen’in yüce dergâhının kapısı ise asla kapanmaz ve
dilekte bulunanlara her zaman açıktır.
Ya Rabbî, Ya İlahî! Yıldızlar gaybûbet
âlemine, gözler de uykuya daldılar. Sen ise, ey Rabbim, Hayy’sın, Kayyûm’sun;
uykudan, uyuklamadan sonsuz defa münezzeh ve müberrâsın.
Ya Rab! Gece, karanlığıyla mevcûdâtın üzerini
örtünce döşekler de seriliverdi ve sevenler sevdikleriyle başbaşa kaldılar. Sen, Sen’in
yolunda, Sana ulaşma istikametinde cehd ü gayret içinde bulunanların biricik
sevgilisi, (benim gibi) yalnızlık gurbetine maruz kalanların da yegâne
enîsisin!
Ya İlâhî! Ulu dergâhına sığınan bu kimsesiz kulunu
kapından kovacak olursan ben gidip hangi kapıya iltica edebilirim ki! İlâhî! Yakınlığından mahrum edersen beni, o
zaman ben kimin yakınlığını umabilirim ki! İlâhî! Şayet Sen bana azap etmeyi
murad buyurursan, ben biliyorum ki, cezalandırılmaya fazlasıyla müstehakım!
Fakat affınla sarıp sarmalarsan, o da Sen’in lütfun ve keremindir.
Ya Seyyidî, ya İlâhî! Marifet erbabı kulların
Sen’i bulduklarında Sen’den başka ne varsa hepsinden yüz
çevirmişlerdir. Salih kulların Sen’in
fazlınla necâta ermişlerdir. Taksîratı pek çok günahkârlar da “Tevbe, ya Rabbi!” deyip
yine Senin kapına yönelmişlerdir.
Ey affı güzel Rabbim! Ne olur, affının serinliğini ve marifetinin halâvetini
benim ruhuma da duyur ve beni onlarla doyur! Her ne kadar ben bunlara lâyık
olmasam bile, haşyetle önünde iki büklüm olup ikâbından sakınılmaya lâyık olan da,
mücrimlerin günahlarını bağışlama şanına yaraşan da yalnız Sen’sin!
Yüreği güzel, Sevgili SemaNur'a değerli katkılarından dolayı en kalbi sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
/ 
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
10/5/2009
Öyle bir yol ki.. Ne ten, ne can, ne yar, ne yaren..!!!
Ben,
seni aramak ve bulmak için düştüm yollara… “Aramakla bulunmaz…” diyen söze
aldanmadım.
Bakmadım
sözün bu yanına….
Susuzluğumu
hissediyorsam bana değildi bu söz. Zîra devamında “Bulanlar; ancak arayanlardır…”
ümidini fısıldayan bir ses vardı. Ve ben o sese uyup düştüm yollara… Çünkü
içimdeki bu hasret ateşini sen yaktın. Bu çağıltılı “ara ve bul” sesi senden
geliyordu…
Bu
senin çağrındı. Nasıl dururdum zincirlerimle… Nasıl beklerdim hapishanemde…
Kırdım
zincirlerimi, yıktım duvarlarımı…
Düştüm
yola…
Artık
bir yolcuyum ben de…
Ezelle
ebed arasında yoldayım şimdi. Seni arıyorum ama bilirim ki yoldaşım da yine
sensin.
Çünkü
sen olmasan ne yol olurdu ne yolcu.
Ne
kadar yol yürüsem önüm kapı ardım kapıydı… Seslenişim sanaydı bu yüzden: “Aç
kapını ben geldim!” diye… Seni bulduğum, bildiğim her yerde, her nesnede rengin
vardı, kokun, sesin. Ama hiç biri sen değildin.
O
yüzden baygın kokularıyla sermest olsam da gülün bir bir solup düştü
yaprakları…
Hangi
suyu içsem daha da susadım. Hangi ekmeği yesem daha da acıktım.
Hangi
Züleyhâ’nın vuslat kapısında bulsam kendimi, bir hiçlik kuyusuna düştüm. Düştüm
dünya gayyasına, düştüm.
Düşmeyen
kalkmaz, yitirmeyen aramaz ki…
Düştüm,
kalkacağım, yitirdim arayıp bulacağım.
Başı
dumanlı dağlara düşüyor yolum, denize koşan sulara… Toprakla buluşan yağmura…
Açan çiçeğe, uçan kelebeğe… Seni soruyorum.
“Daha
git…” diyorlar…
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
10/1/2009
Ruhum
susamış suya...
Kalbim özler seni
Gözlerimi senin sevdiğin
şeylere çevirdim,
Kulaklarımı seni çağıranın
ülkesine bıraktım.
Ve susan bir toprak gibi bitkin kaldım.
Biliyorum, çünkü senin sevgin yaşamdan iyidir,
Senin isimlerin lezzetidir dilimin,
Kalbimi senin yoluna koydum.
Ve ellerimi senin dergahına açtım.
Bundan sonra da sana gelecek, senden bekleyeceğim.
Böylece ruhum doyacak, kalbim vuslatını bulacak.
Çünkü elimde, dilimde ve kalbimde senin övgün olacak.
Seni zikrettiğim zaman, evrenin de zikrini
duyuyorum.
Görüyorum ki yalan değilim.
Seni bizimle birlikte söyler alem, hem her anında.
Senin meleklerindir dualarımıza amin katan.
Ne güzel bir arzuyla ve rahmetin kokusuyla yağar yağmurlar,
Sanki senin adini çağlar.
Güneş ve ay, senin nurundan almış nasibini.
Güneş senin sevginden böyle ateş, ay böylesine mahzun.
Yıldızlardır seni müjdelerken göz kırpan.
Irmaklar senin hasretinden böyle çağlar,
Deniz bu ayrılıktan deli, böyle dalgalı...
Ve hüzünlü hep ....
Kuşların ümidi sen,
Bitkilerin neşesi, çiçeklerin rengi sen...
Ve insanların hiç bitmeyen duası sen!
Müminlerin kalbi sen! Rahim sen!
Sen, sonsuz aydınlıksın.
Kalplerimizin hiç batmayan güneşisin.
Tüm varlığımla senin yolundayım.
Tüm kalbimle arıyorum seni.
Ne zaman sesleneceksin bana?
Günahlarımın ve isyanlarımın karanlığından mi uzaklığın?
Ama sen, sen ey Rabbim!
Adaletinle değil, merhametinle gel bana.
Tüm güzel sözlerimizi ve söyleşilerimizi katına kabul et.
Dostluğunu verdiğin insanlar, gücümüz olsun.
Bizi onların yoluna kat.
İman, sevgi ve gözyaşının duygusunu canlandır
Ve bu birlikle yeşert kalplerimizdeki ümidi ve neşeyi
Şeytanın hilelerinden uzak eyle,
Meleklerin hafifliğine kat bedenlerimizi.
Yıpranmış hislerimizin mabedinden yalvarırız
sana.
Sonsuz rahmetinle yaralarımızı kapat.
Karanlıkları indirmiş
olsak da biz senin beldelerine,
Nolur yalnız bırakma bizi.
Yalvarırım bizi bir an olsun bize terk etme.
Sevgin içimizde hep uyanık kalsın!
Ve biz daima seninle yaşayalım,
seninle ebedi olalım!
Sevgiden öte bu Rabbim,
Sana AŞIĞIM.
Sen beni, kendine dost seçinceye kadar yaşat.
Ve aşkınla yandığım bir anda canımı al,
Ki, ÖLÜM
"AŞKIMIN ADI"olsun!
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
9/7/2009
DUANIN ANLAMI ÖNEMİ 5 BOYUTLU DUA a 
Dua hem imanın bir gereği hem de insanın yaratılışının bir ihtiyacıdır. İnsan kalpten neye inanırsa ve kalbini hangi şeye ciddi bağlarsa ona yönelir onu arzular ve ondan isteklerde bulunur. Eşler birbirlerinden, çocuklar anne babalarından, işçiler patronlarından, memurlar amirlerinden, halk devletinden vs… inandığı kabullendiği oranda bir kısım taleplerde bulunur ve bu talepler esas itibariyle ihtiyaçların dile getirilmesinden ibarettir. Dua böyle bir büyük bildiğine yönelme ve ihtiyacı dile getirme demektir. Bir farkla ki bu inanma ve talep, her isteğin duyulduğu cevap verildiği ve hikmetlere göre karşılandığı sonsuz bir güce olmaktadır. Furkan süresinin 77 inci ayetinde Allah, duası ile insanın farklı ve özel bir anlam taşıdığına dikkat çekmektedir. O kadar ki duasız insanın bir açıdan anlamsızlaştığı, iman bağının zayıf bir irtibattan öteye geçemediği, gerçek kulluğun gösterilemediği gibi bir anlama vurgu yapılmaktadır. Çünkü insan duası ve duasındaki derinliği nisbetinde, beşeri zafiyetlerinden ve benliğinden-enaniyetinden arınmışlık içinde çok boyutlu iç açılımlara yönelmektedir. Beden ötesi bir varlık halinde adeta zihninin derinliklerine inmekte kalbinin ve vicdanının en hassas yerlerinde yaratıcısı ile çok mahrem hususi diyaloglar gerçekleştirme imkanına sahip bulunmaktadır. İnsanın ailesiyle can dostlarıyla ve en çok sevdiği insanlarla yapabileceği bütün özel ve anlamlı konuşmalar bu içe dönük konuşma yanında çok sönük ve güçsüz kalmaktadır. Duada en büyük kazanım bu yöneliştir, bu hususi yönelişte ruh huzurunu kazanmaktır, en güvenilen makama halini arz etmenin ve asla göz ardı edilmediğinin bilincine varış ve istediğine ulaşacağına dair sarsılmaz bir güven duygusuna eriştir. Ne var ki bir doktorun hastanın istediğini vermekten çok hastanın ihtiyacı olanı belirleyip ona göre verilecek olanları belirlemesi ve zamanlama yapması gibi, Cenabı Hak kulunun maddi manevi dünyasına fani ve ebedi alemine en faydalı olanı tayin eder ve kuluna lutfeder. Bu meseleye şöyle bakabiliriz: Cenab-ı Hak dua ile isteneni ya hemen verir Ya da kısa ya orta ya da uzun vadede lutfeder. Ya bu dünyada verir ya da ebedi aleme hazırlar orda verir. Bu tarzda lutfettiğini de ya aynen verir ya da farklı şekillerde ihsan eder. Lutfu da hoş kahrı da ha gül olmuş gelen ha diken değil mi ki ondandır gelen deyip imtihanda olduğumuzu ve sabırla değer ve makam kazanacağımızı vei büyük mükafatların sonsuz alemde hazırlanacağını unutmamalıdır. Bir ayetin belirttiği gibi sizin hayır zannettiğinizde sizin için şer şer zannettiğinizde de hayır vardır. Belki istediğimiz bizim görüşümüzde faydalıdır oysa zararı olabilir. Zararlı zannederiz hayır çıkabilir. (İhtimal ki hoşlanmadığınız şey sizin iyiliğinizedir ve ihtimal ki sevdiğiniz bir şey sizin kötülüğünüzedir. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.2/216) Kuşkusuz “Vardır bir hayır” sözümüz de bizi tembelliğe tedbirsiz tevekküle sevketmemelidir. Her şeyden önce duayı Rab ile buluşma gibi büyük bir amaç olarak görmek gerekir. Çünkü dua doğrudan bir kulluktur; tıpkı namaz gibi oruç gibi. Kulluğun ücreti istenmez, istense de hemen istenmez. Verilmeyince sabredilir verilince şükür edilir, şükrü verilen nimetin cinsinden eda edilir. Esas itibariyle kulluğun hakiki semereleri ahirette verilir. Peşin alıp da hemen geçici fani dünyada ebedi meyvelerin bitirilip tüketilmesi hoş bir şey olmasa gerektir. Duada şöyle ince bir sır da olabilir. Yani Rabbimiz her şeyi bilendir sonsuz hikmet sahibidir. Sadece kalbimizi ona çevirmemiz, içten gelerek kulluk şuuruyla arz-ı hal edişimiz, boynumuzu bükerek hatta sessiz niyazlar halinde iç coşkusuyla halisane ve acizliğini dile getirerek “Rabbim!” deyişimiz öyle müstesna bir haldir ki istemeden isteneni ne istediğimizi bile bilmeden bizim gerçek ihtiyacımız olanı Rabbimiz lutfediverir. Yoksa bu sıcak ve derin irtibatı sağlamadan, doğrudan bir istekler listesi hazırlayıvermek, şunu şunu ver bana ya rabbi der gibi yaklaşım sergilemek bu kulluk şuuruna uygun olmasa gerektir. Çünkü o kalbimizi bizi ve bütün ihtiyaç ve isteklerimizi bizden daha iyi bilmektedir. İstemenin kalbi gücü doruklaşmadan daha yamaçların eteklerinde Tur’da Musa yanındaki israiloğulları gibi gökleri talep yağmuruna tutmak duanın ruhuna uygun olmayan davranışlardır. Bir de hani O Zat ve O Zat’ın beraberliğini hissetmek, insanın içinin O’nun huzurunda oluşun muhteşemliğini iliklerine kadar hissedişi öyle müstesna bir keyfiyettir ki, oruçlunun iftar vakti melekleşir bir hüviyet kazanıp da “yahu bu yiyecekler de ne!” deyişi ve hissedişi gibi, Rabbimizin lutfettiği o beraberlik huzuru ve ünsiyeti herhalde insana taleplerini de unutturur kendini de dünyasını da etini kemiğini bedenini de unutturur. Değil mi ki o var, içimde O’nun verdiği huzur var, şu an O’nun huzurunda olamayan niceleri var, diz çökmüş boynumu bükmüş seccademde O’nun huzurunda olma mutluluğunu tadabilme nimeti var… Ve ben bunu tadıyorum doyuyorum… O Zat’ın maiyeti beraberliği dünyadaki her şeye değer anlamındaki hissediş hakikaten hissedenler için istenecek her şeye değer ve onları aşar… 
Anlatılan bir hikayede cömert sultan çevresindekilere ihsanlarda bulunur, her isteyene istediğini verir, sağındaki vezire sıra gelince sizi isterim sultanım der, israrlara rağmen almayınca sultanım der, siz benim benim maiyetim olduğunuzda size ait her şey zaten benim olmuş olacak diye hikmetli bir cevap verir. Rabbimizi duasıyla bulan her şeyi bulmuş her şey onun olmuştur. Duasızlığıyla Rabden kopuk yaşayan ise her şeyden kopmuş her şeyi kaybetmiş mahrum müflis insan demektir. Duaya bakışta şu yaklaşım şekli de enfas bir mana içermektedir. Siz çok az gördüğünüz bir insana bir iki meraba der geçerseniz aranızdaki ilişki merabalık ilişki olarak kalır. Candan selamlaşır bunu sık sık yapar karşılıklı hal hatır sorarsanız aradaki diyalog güçlenir ve iyi kötü her şeyi paylaşan candan iki sıcak dost haline gelebilirsiniz. Teşbihte hata olması dua insanı cenabı hakka yakınlaştırır, güçlü münasebet kurulur ve maddi manevi güzelliklerin kendisine yaklaştığını hissedebilir. Bir farkla Cenab-ı Hak kudsi hadisin beyanıyla dua dua kendine karışla gelene kulaçla gelme, adımla yaklaşana yakınlaşana koşarak yaklaşma gibi münezzeh Müberra bir yakınlaşmadan da söz etmektedir. (Risale-i nur)23. söz 1.mebhaz. 5.noktada duanın 5 çeşidinden bahsedilir. 1-İstidad lisanıyla yapılan dua: Bu bitki ve hayvanlarda bile görülebilir ki her biri Cenab-ı Hakkın isimlerinin tecellisi olarak farklı şekiller güzellikler görevler üstlenir ve bunu adeta gerçekleştirmek için tohum halleriyle duada bulunurlar. Bu duanın ne kadar halisane içten ve coşkuyla yapıldığını otların ve ağaçların, taş ve kayaların üzerinde tezgahını kurmuş incecik kök ve damarlarıyla onları şak şak yarmasından ve güneşin sıcaklığına dayanmalarından üstelik meyvalar, kokular renkler sunmalarından anlayabiliriz. Derler ki bütün çiçekler toplanmış her biri bir ayrı güzellik için duada bulunmuşlar sonra Rabbimizin güzel isimlerine bir bakmışlar her biri birbirinden bir farklı güzel olmuşlar… Hepimizde yaratılışta verilen çok farklı yetenekler vardır ve bunların fırkanı varırız veya anne baba eğitimci ve uzmanlar vasıtasıyla ortaya çıkarılır ve geliştirilir. İnsanın bir yeteneğine yönelmesi ve onu geliştirme istikametinde çaba göstermesi bir çeşit duadır ki, inansın inanmasın hangi insan bu yola tevessül ederse, Allah’dan bu yeteneğini geliştirmesi için dua etmiş olmaktadır ki, bu çalışmalara terettüp eden sonuçların başarı ve ürünlerin ortaya çıkarılması bu duanın kabul edildiğini göstermektedir. 2-İhtiyac-ı Fıtri lisanıyla yapılan dua: Bütün hayat sahipleri fıtratlarında taşıdıkları hayatiyetlerini sürdürmek için ihtiyaç duydukları şeyleri dua dua isterler. Güneşten yağmura toprağın bitirdiklerine kadar her varlık muhtaç olduğu şeylere zamanında ummadığı yerden ve şekilde ulaşmakta, akıl üstü mükemmel bir dağıtım ile her varlığa ne ne kadar ne zaman gerekliyse anında ulaştırılmaktadır. Duanın varlığı ve etkisi, dua ile istenen şeylerin zamanında ve en uygun biçimde gönderilmiş olmasından kolaylıkla okunabilir. Cenab-ı Allah yaratılışımıza mesela açlık hissi vermiş bedenimizi buna uygun biçimde donatmış. Her açlık hisseden insan aslında midesinin bu talebiyle yaratılıştan gelen doğal bir duada bulunmaktadır. Susuzluk durumu da böyledir. Sevgiye duyulan ihtiyaç da… 3-Iztırar lisanıyla dua: Dünyada ruha ve bedene acı veren her zor durum dua için en uygun hallerdir. İnsanın canını yakan acıtan gerek doğa afetleri gerekse insanlardan gelen zararlar, sorda darda kalan zorluk içinde sıkıntı çeken insanın kalp ve zihin itibariyle duaya hazır ve açık hale getiren sebeplerdir. Bir de yalnızlık duygusu vardır. İnsan kalabalıklar içinde kendisini kimsesiz hissedebilir. Bir gönül yarası veya sevdiklerinin dünyadan ayrılması ya da bir kısım günahların ruhunda açtığı yaralar insanı bu duygu içinde sığınacak bir Hami’ye ihtiyaç hissettirir ve dua ile O’na yönelme isteği içinde şiddetle belirir. Dünyadan dünyalıklardan nefsimden günahlardan çok zarar gördüm ya rabbi, zararlarımı onar ya rabbi diyerek o imar ve tamir kapısına iltica etme insan için hayati bir durum haline gelir. Bu üç duanın en çok kabule yakın olduğu ifade edilir. 4-Kalp-zihin-dil lisanıyla dua: Dil kalpteki inanca zihindeki düşünceye tercüman olur, olursa anlam kazanır. Kalbinden ve beyninden habersiz sadece basmakalıp monoton dil ile yapılan dua, buruşuk bir kağıda rastgele bir dilekçe hazırlamaya benzer ki yüksek makamın kapısından geri çevrilir. Gerçek dil duası, kalbin dile dökülmesi ve zihnin sancısına tercüman olması ile gerçekleşebilir. İnsan yürekten inandığı, düşüncesinde kökleştirdiği bir konuda önü alınmaz taleplerde bulunur ve ona ulaşabilir. Kötülük ve günah anlamında bile olsa herkes neyin peşine ciddi düşer gönülden talep ederse onu elde eder. Ayet kim dünya veya ahiret adına neyi isterse onu ona veririz der (3/145). Men talebe ve cedde vecede denmiş, kim ister ciddi çaba gösterirse onu elde eder. Bu isteme gücünün bir kanadı bu içe dönük olarak diğer kanadı da eylem ile dışa dönük olarak gerçekleşiyor demektir. Bir ayet “Kalk ve inzar et!” (Müddessir süresi) derken diğer ayet “Bir işi bitirince hemen başkasına sarıl!” (İnşirah süresi) tavsiyesinde bulunur.
5-Davranış-Eylem lisanıyla dua: Biz dilimizle dua eder Rabbimizden hayırlı helal bol kazançlar isteriz. Fakat işe gider çalışırız. Çiftçi dua etmekle yetinmez tarlasını sürer eker biçer. Öğrenci de aynı şekilde Rabbisinden başarı dilemesinin ve kavli duasının yanında sebeplere başvurarak derslerine sistemli çalışmakla fiili duasını da yapmış olur. İnanmayan insanlar bile fıtratlarında bulunan yeteneklerini geliştirmekle Allahın evrene koyduğu kanunların fıtratını öğrenmekle onlardan istifade yollarına başvurmakla, Allahın değer verdiği vasıflara sıfatlara sahip çıkmakla ve ciddi fiili duada bulunup çalışmakla, böyle dualarda bulunmayan inanan insanlardan üstün sonuçları bile elde edebilirler. Kişisel gelişim nlp gibi çalışmalar, insanın kendini geliştirmesi beyin gücünü ortaya çıkarması, ders ve işlerinde büyük başarılara ulaşması mutlu bir yaşamı elde etmesi adına tavsiyelerde bulunurlar ve insanın kendi kendini yönetmesinden söz ederek telkinlerde bulunmasını önerirler. Telkin ve Dua!… Kişinin kendi kendine sadece kendisiyle konuşması kendini motive etmeye çalışması… Ya da kendisini yoktan var eden en güzel yeteneklerle ve sonsuz meziyetlerle donatan Rabbiyle söyleşmesi… Kendisini öncelikle 5 dua diliyle O’na rapor etmesi ve çoğu yerde yetersiz kalan kendisini aşıp bütün yetersizlikleri gideren sonsuz bir güce dayanarak motive olması, damla iken deryalaşması, hakiki imanıyla kainatlara meydan okuması… Dua kendini aşmaktır. Dua evrenlere taşmaktır. Dua yer gök çizgisinde sonsuzluk ufkuna ulaşmaktır. Dua içte dışla dışta içle, hakta halkla halkta hakla kaynaşmaktır. Dua bütün esma ile aynalaşmak, esma gölgesinde maddenin özüne yanaşmaktır. Dua bütün varlıklarla kucaklaşmak varlığın peçesini kaldırıp mihmandar meleklerle selamlaşmaktır. 
Hayırla kalın BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
8/26/2009
Sustu
kalem konuşmadı… Bin bir hicap, bin bir nedamet ve
arla kızardı kalem; bozardı kalem… Nasıl konuşsun
kalem? Nerde o cüret ve şecaat; nerde o şevket ve keramet?...
Taş kesildi kalem… Kalemi tutan elden can çekildi,
kurudu kalem…
Kaleme hükmeden yürek titredi; durdu kalem…
Hani ya işte, ne yapsındı kalem?
…
Evvelki gün aşka yelken açmış, bir nebze de yol almıştı gönül. Dün ise aşk kulesine merdiven dayamış, basamak coşmuştu gönül.
Şimdi aşkın sadedinde can tarağa dayandı…
Zaman dondu kaldı, mekânı yeller aldı…
Aşkın yangını, her cana alev saldı…
İşte aşkın mezbahanesinde, can
çekişmeliydi gönül.
Ama gönül mahcup ve ürkek, ölümle becayiştedir er meydanında…
Kalem kırık, gönül derbeder, can tarumardır aşk
meydanında…
Keşke, canhıraş yangınlara göz kırpmadan,
atlayıverebilseydi gönül…
Keşke dehşete bulansa; yaralar
kaplasa; kanlara boyansaydı gönül…
O zaman anlar mıydı, her mekânın cennet olduğunu ve her anın vuslat
olduğunu, aslında.
…
Aşkın deli narına, gözyaşları sağanak olur, Mümin
mazlumhanelerde…
Aşk oduna yanmayı, göze almasa da can, yine de
yanar firak ateşlerinde… Çünkü suçludur,
günahkârdır, sefildir can.
Vuslat tahtına yaklaşamaz; zira kirlidir,
hordur, hakirdir can…
Sanırdım öznesi benim aşka dair her cümlenin…
Zarfıydı gönlüm, vuslatın her yüklemine…
Nedenler oysa hayat romanım, baştan sona firaktan
mürekkep… Ve ayrılık, benim lügatçemde her sözcüğün,
nedendir karşılığı?
…
Tenhadayım… Yine tenhadayım… İsyankâr firardayım…
Efendisinden kaçan bir köleyim ve yanıyorum ırak zemherilerde…
Ben kimim, nerdeyim? Bu yabancılar da kim?
Neredesin ey İbrahim(as)’in duası?
Ben ateşsiz yanıyorum, niye?... Ve neden İbrahim(as)’i yakmaz ateş?...
Yoksa ateş de mi anladı; aşkımı sattığımı?
Sakın bana ateşin, aşk olduğunu söylemeyin!...
Yanarım yoksa…
…
Ben körpe bir neferiyim bu çelebi aşk kervanının…
Çok fazla olmadı, kat ettiğim yol; ama asırların
yükü var omzumda.
Ve ben kıtaların kirine bulandım, bu kadarcık ömrümde…
Çamur yedim, bataklık diplerinde… Kir yedim…
Hayat çürüttüm ve ayak sürüdüm mehtaplı bir gecede, aşk yollarında…
Bundandır işte, hüzün yüklü bir
hamalım; çirkef asrının ahtapot kollarında…
…
Dizimde uyuttuğum Yakup (as) hala ağlar Yusuf (as)’una; ben en öksüz ninnilerle bağrımı paralarken.
Hayalimde hep vuslattır gezip duran ama, Zekeriya (as)’nın duasına bile sığmıyor günahlarım.
Ve değince isyanımın közüne, avuçları Meryem (as)’in; o
mübarek elleri yanıyor… ben, hepten yanıyorum…
Ne ki ben, batık bir sandalım, Yunus (as)’un fırtınalı denizinde…
Ne ki ben, kayıp bir umudum, yarenler mağarasının kuytu köşelerinde…
Öyle ki ben, cürmünü dağlara yüklemiş; dağları da dağlara yüklemiş; onları da belalı başına yüklemiş, sefil bir yolcuyum,
dünya gezegeninde
Ne aşk tanıyor beni, ne de ben tanıttım kendimi, bir
tanışma faslında, sevgiliye…
Öyle çaresizim işte, şehrin izbe sokaklarında…
Öyle umarsız, öyle aşksızım işte, firakın netameli sahillerinde…
“ben annemin rahmine düştüğüm günden beri”
Ne yanabiliyorum erkekçe aşkımın tandırında, ne de
yangınsız yaşayabiliyorum sevdanın
gülzarında…
Bilmem ki nasılım, niceyim ben, sevgilinin nazarında?...
İşte bu benim; kırık sazım, yanık avazımla, perişan; firakın ahu zarında…
…
Vuslat vermesen de ey yar; sebat ver bari!
Kırılmasın mazlumların artık, her bahar umutları.
Mihrabi secdelere koyduğum alnıma, hicabın izi düştü.
Bin ahla kanayan yüreğimi koydum tevbe
fırınına.
Bir tevbelik nefes ver rabbim!
İçimdeki volkanı haykıracak bir ses ver!
Aşkında yanacak heves ver!
Her vuslatın mekânı, âşıkların son durağı, neşvedar bir Firdevs ver!
Selamlar hürmetlerle…
Nurullah Gülsever
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
Ellerimden tutsan…
Yeniden “bekle” desen ve bekleyecek
kadar yüreğime su serpsen
Susuzluğumu da sende fark ederim, suyu da… Nedir bu “ben”liğimdeki “ben”
sevdası bana yol göster
Terk etme beni, lâyık olmasam da, aç bana yüreğini ve denizlerini…
~ ~ ~
Yüzüm yok! Bu çırpınışlarda daralır
yüreğim
Yüzüm yok! Yine de sevmeni beklerim
Yüzüm yok! Ben umudu senden öğrendim
~ ~ ~
Sanmayın yüreğim durgun deniz, içimde
bir Mûsa ve bir Firavun yaşar, benden çok ev sahibi…
Damarlarımdaki kan kadar kırmızıdır sevdam ve yüreğim bu sevdaya yanar
Çelişkili ömrün son demlerinde koysam da bu savaşın adını, yine de ararım yalnızlığımda
dostun kapısını…
Bir sır mıdır bu insanın içine akıtılan? Ve bu sırrın doğum sancısı mıdır
bendeki başlayan?
Doğrulmak ve yeniden Mevlâ’ya ulaşmak için mi bu buram buram hüzün?
~ ~ ~
Ve sen
Ellerimden tutsan…
Yeniden “sabret” desen ve sabredecek kadar sadrıma huzur versen…
Sonra ağlasam… Bu çaresiz ateşlenmelerimin ilacını sende bulsam… Bir yangın
makamı bu kadar mı öfkeli eritir içimi? Bir sevda bu kadar mı özlenir?
Tövbeler ve tövbeler… Bu dönüşler korkarım kolay olmayacaktır… Puslu yılların
ardından ölsem ve yeniden senin yolunda dirilsem…
Söyleme, lâyık olmadığımı n’olur söyleme…
Yokluğunda çok yandı, belki adam olur bu yürek şimdi seninle
Ardından attığım adımlar kadar yol gitmişim hayatta… Senin ismini duyduğum
kadar sesler kıymetlenmiş… Ve seni andığım kadar zaman günahlara “dur” demiş…
Karanlıklar vadisisinde kalbim, bir kibrit yakmanı beklerim
Neresindeyim bu hayatın ve senin kalbinde miyim?
Alır beni bu esen düşünce rüzgârı ve iklimlerim yokluğunda acıtır ve üşütür
içimi…
Yalnız sende var yüreğimin nefesi…
Bil ki, ben âcizim; bil ki hatalarımla dolu yüreğim ve çaresizim…
~ ~ ~
Sen…
Tutsan ellerimden…
Yine içime baksan ve titrese tüm benliğim taa ki son nefesime kadar…
Sonra değişse tebessümlerim Bir hikayesi olsa çilelerimin
Seni anlatsam… Anlatsam… Anlatsam
Yer-gök beni arasına alsa… Kâinatı okusam
Açsan ellerinle perdelerimi ve şereflensem dost cemali ile…
Bir yangın bu kadar mı güzel olur şimdi?
Ruhlar hapishânesiymiş ya dünya, sen beni kurtarsan…
Kalbimin kilidini tek bakışınla kırsan!
Sevginin derinlerinde yalnız seninle kaybolsam…
Bir ömür bu, bitmeye adanan… Bir insanım ben, kendini tanımayan!
N’olur… Söyleme layık olmadığımı! Sen de beni bırakıp gitme…
~ ~ ~
Sevgim, tek gerçeğim!
Bu yolda imanımın derdindeyim ve yine tek senin izindeyim, tek senin kapında
dizüstü çökmekteyim ve yalnızca “gel” demeni beklerim…
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
5/21/2009
Şükür doruklarından gökyüzünde kaybolmaya doğru bir
sır… Başın bir arşın üzerinde gezinen bulut ve nazlı nazlı düşen damlalar…
Gören nazar etmez de, Rahman’ın bildiğidir ve bize sır…
Ah der bir ses, ta içten… Gelsen de tatsam sendeki
tükenmeyen Rahmeti… Ellerim kalsa huzurunda, gözlerime kan düşse ve bir belâ
salsan garip gönlüme… Ben bilmesem ey aşkın sahibi olan Rabbim, sen belâ’ma Aşk
desen!
Güneş, ay ve yıldızlar…
Âlem ısınır varlığıyla, dokunduğu yerlerde eriyen
nağmeler… Dağ, taş dokunuşuna hayran… Uzaktır ama hissedilir, bakılmaz ona ama
dokununca göze damlalar koşuşur bir bir… Karanlığı düşürür tahtından ve yayılır
dile (n) diğince…
Geceye asar düşlerini ve aynı tahtı paylaşır o
hüznün doruklarıyla… Başı eğik bazen, bazen yüzünde keder ama hep umudu hayâl
eder… Yedi asır, yedi iklim de geçse, nurunu çehresine borçlu olduğu Sevgiliye
büyütür özlemlerini… Utanır ki; yağmurlar ağlarken serden geçer ve saklanır
bulutların ardına… Göz kırpınca aşk’a ne kadar da acılı olduğunu anlar o da…
Suskun çiçekler… Taşıdıkları canlara kurban olma
sırasında ve İsmail kadar tevekkülde her biri… Baharda renkler donanınca
yeryüzüne, kıskandırırcasına dizilirlerdi gökyüzüne; Rahman’ın izniyle … Kim
bilir neden parlıyordu çehresi! Ağlıyor mu, yoksa gülüşünden miydi ışığını en
çok onun göstermesi… Bilinmedi, çünkü bildirilmedi…
Kalp, aşk ve damlalar;
Sırrına erdiğimde hissettiğim sıcak bir
iklim… Hakikat yolunun en kadim yolcusu ve sadık yâren… Olmazların en başında,
saklanmaz aslı… Yâr aşk bağışlayınca har olur yanar ve yakar… Uzaktır ama
vuslata sadık olmaya doğru hasretler biriktirir… Yakışan bir vefa sancağı varsa
ki elinde, mızrabı saplansa gidenlerin vefayı düşürmez yere… En çok kan ağlar,
en hakikâtli o susar! Bakılmaz ona da; ama hissedilince kor misali küle
döndürür bildirileni! Şeytanı düşürür tahtından, Allah der dile (n) diğince…
Yeri; yalnızlık ve tek’bir… Kim nereye
götürürse götürsün barındığı mekân bir! Çokluğu ezelde unutmuş ve yokluk
şerbetiyle tatlanmış dili… Adıyla müsemma, en çok dilenen ve dilendiğine
verilen… Mahkûm olmak isteyene parmaklıkları çok… Perdeleri kızıl, yolu
hengâmeli ve örtülerin ardında sır olduğunda en güzeli… Beşerin sükûtuna
muhtaç, sahibine, en çok öz Sahibine gidince adı Aşk! Kimini sarayında köle,
kimini harabesinde sultan eden… Gözde başlayan, kalbe akan ve gerçek tadına
varıldığında sahibini bırakmayan…
Yüzümün ve s/özümün kirini bir bir indiren dostlar…
Şükrümün nişânesi, adıma mühürlü Bezm-i Elest’ten… Gönlüme dolduğunda günahıma
bir tanesi bile okyanus… Arınmanın ve arındırılmanın anlamıyla daha da coşkun
akan yaşlar… Buz kütlesine çarpmadan taşınınca ateşe su, cehenneme cennet
yağmuru… Elhamdülillah’a uzanan bir ırmak olduğunda, hiç durmadan yol bulur her
biri… Yakıştığı ve akıtıldığı sebep nazarında mutlular düştükleri yerlerde…
Silmişseler alından bir izi, Aşk’la birlik olup akmışsa beşerin kalp âlemine
yeşertirler şükür filizlerini…
Mum olduğu yerde mutlu yanmak ve
tutuşturulmaktan… Ki güneş gündüze, ay yıldızlarla geceye yakıştığından biliriz
tadını… Kalp diyarında sevgili ebedi olunca, Aşk kalbe damlalarla ulaşınca tadı
bambaşka…
Bizliği tadana aşk olsun…
Bir’i bilip ağyar olana aşk olsun…
Hiç’liği bulana, kapıda köle, yürekte devlet olana
aşk olsun…
Bilenin huzurunda el pençe kalınca kalbim,
insanı hayrete düşüren bir nur göründü... Ölüm, kalım demek nafile. Eğer ki aşk
tecelli etmeyecekse na’r olur dünya ve ahir…
Bir dua ezelden dolanmıştı yüreğime.
Ey Rab; Sen’in aşkın muradım!
Murad et aşkını kalbime!
Zehra
Öner
28.03.09
Sevgili, yüreği güzel Zehra Kardeşime en kalbi sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.


Makale, kaynak gösterilmek şartıyla iktibas edilebilir.
Eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
4/29/2009
Geldim ALLAH’ım...Aczimi Hatırlayarak...
Soğuk ve yağmurlu bir gecede,gök gürültüsünden korkup annesinin kanadına giren
bir çocuğun telaşıyla GELDİM ALLAH 'ım...
Biliyorum...Sen Sana sığınanı geri çevirmezsin.Muhtaçlığımı,aczimi benden daha
iyi bilirsin...
Kelimelere dökemediğim insani savruluşlarımı bir dostla paylaşmanın lezzeti
dilimin ucundayken_"Rabbim Sen biliyorsun " cümlesinin nidası yankılarak
beynimin huzur merkezinde yaramazlık yapmış bir çocuk mahçubiyetiyle GELDİM ALLAH 'ım...
Nefsimin heveslerinden Sana sığınırım YA İLAHİ...
Yüreği Aşkınla
Dolu Kulun....[
Rüveyde ]


Sevgili, Gönlü Güzel, Kıymetli Kardeşime, Can Kardeşime, Candan Kardeşime en kalbi sevgi, saygı ve
hürmetlerimi sunuyorum. Duasına yürekten amin diyorum.Eyvallah
 BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
4/18/2009
Sana bir DUA eden olsun
Sen birine DUA et!
DUA'sız üşür yürekler...
Biliyor musun?..
Başkasına dua ettiğinde, aslında sen kendine DUA ediyorsun!
Ne kadar çok kimse için dua edersen, o kadar çok KAZANIYOR YA DA KAYBEDİYORSUN!
Çünkü melekler,
Duan, rahmet ve hayr ise: " Bir misli de sana olsun, amin",
Duan zulmet ve ser ise: " Bir misli de sana olsun, amin" derler...
Dua: içimizle muhasebe olunacağımız bir SIR dır..
Tıpkı ;Bir ayna gibidir , içimizi yansıtır bize..
RABB'e sunulan bir arzuhaldir dua, geri döner bize o kapılardan yüreğimizce..
Hep hayra dua edenlerin, maddeten ve manen hayırlara ermesi, şerre dua
edenlerinse, rahmetten mahrum kalması bundandır işte..
Duasız üşür yürekler bil!..
Sana bir dua eden olsun
Sen birine dua et!
Bilmezsin hangi kırık gönlün duasıdır karanlıklarını aydınlatan, sana ummadık
kapılar açan..
Bilmezsin kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan...
Hiç üşümesin yüreklerimiz için,
Dualarda buluşalım..
Daim dualaşalım..
ALLAH'ın o güzel selamı hepimizin üzerine olsun...
"Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki
Ben (onlara) pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına icabet
ederim . Öyleyse, onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman
etsinler. Umulur ki doğru yolu bulmuş olurlar." (Bakara Suresi, 186)
(Ya Rabbi, Sana ve Resulüne itaat etmemizi ve bildirdiklerinle amel etmemizi
nasip eyle!)
(Ya Rabbi, faydasız ilimden, makbul olmayan amelden ve kabul olmayan
duadan sana sığınırım.)
(Ya Rabbi, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün iyilikleri ver, bildiğimiz-bilmediğimiz bütün kötülüklerden
de koru!)
(Ya Rabbi, her işimizin sonunu güzel eyle, dünya sıkıntılarından ve ahiret azabından
bizi koru!)
(Ya Rabbi, bizi sabreden ve şükredenlerden eyle!)
(Ya Rabbi, bizi dostlarına dost, düşmanlarına düşman olanlardan eyle!)
(Ya Rabbi, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten ve her çeşit hastalıktan
sana sığınırım!)
(Ya Rabbi, işinde sebat eden, nimetine şükreden, ibadetini güzel yapan
ve doğru konuşanlardan eyle!)
(Bedenime, kulağıma, gözüme sıhhat ver! Küfürden, fakirlik sana sığınırım.)
(Ya Rabbi, kusurlarımızı ört, korkulardan emin kıl ve borçlarımızı ödememizi
nasip et!)
(Ya Rabbi, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak ver! Kaza ve kaderine rıza gösterenlerden
eyle!)
(Ya Rabbi, gece ve gündüz gelecek kötülüklerden, sıkıntılardan kötü arkadaştan ve kötü
komşudan sana sığınırım.)
(Ya Rabbi, ölünceye kadar ibadet etmemizi, ömrümüzün hayırlı amellerle sona
ermesini nasip et ve Cennetini ihsan eyle!)
(Ya Rabbi, zulmetmekten, zulme uğramaktan sana sığınırım)
(AMİN)
Rabbim rızasından ayırmasın. Hakkı Hak bilip ona tabi
olanlardan. Batılı da batıl bilip ondan içtinap eden kullarından eylesin. İslamı gerçek
manada yaşayanlardan etsin.
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
3/20/2009
 Bir Damla Gözyaşı
Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub`un,
Sukut denizinde dalga olan Meryem`in
Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb`ün...
Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak
kadar samimiyetle dökmektir...
Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir...
Ey Zeyd... Ey sevdalı... Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine,
en sevdiğine, Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın...
Ey Selman... Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan...
Hak tarafından sevilen ve sevildiği
Aleme ilan edilen...
Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak,
kirlenmemiş gökyüzü, Altında sadık ve vefalı aşıkları,
unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla...
Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim...
Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz...
Hüzün bahçelerindeyiz... Sensiz..!
Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı, vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,
kırgınlıkların, Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla...
Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir, "O"ndandır diye...
Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup...
Ahdimi taşır akan her damla ...
Bir damla gözyaşında saklı "can"
Bir damla gözyaşı "can"a hayat bulduran
El-Vehhab ismine sığındım...
Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım...
Ve Sen Yine Denendiğinde..
Ve Kalbin Daraldığında..
Ve Yine Bütün Kapılar Kapandığında..
Ve Yine Ne Yapman Gerektiğini Bilmediğinde..
Uzun Uzun Düşün Ve Hatırla Yaradanını! Allah kuluna Kafi Değil mi? (Zumer Suresi)
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
3/12/2009
بسم الله الرحمن الرحيم
أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ
وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ
الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ
وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ
فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا
فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ ..............................
İnşirâh
İnşirâh İnşirâh Hâra düştüm, dilime kan değdi yüreğime od. Dâra düştüm
Ey Rab bana bir inşirah. Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok
karanlık katran karası olmuş göğsümü bir açıver Daraldım Bir bakıver.
Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?(inşirah)
Genişlettin
ey yar! Dünyadan bunaldığım her vakit, yağmur yağmur yüreğime, damla
damla gözlerime düştün. Semalarda yerim yok bilirim, arşlardan ta ki
gönlüme düştün. Yaralar bedenimde yol çizerken adeta, tuz değil, sen
gönlüme tılsım sürdün. Dünya zemininde ayaklarım kayarken bir
bilinmezliğe, tut n olursun bırakma bilmediğim alemlere Gece ve ben iki
biçâre yine kapındayım. Soluklanmak istiyorum Ya Rab! Gece yeminli
konuşmuyor benimle. Gece küskün bana, yalnız bıraktım onu gelirim diye.
Gitmedim ona Ya Rab! Geceler bensiz geçti, seccadeler eşsiz, yıldızlar
yoldaşsız kaydı. Geceye söz verdim gelirim diye, gitmedim. İhanetim var
ona..Gece yeminli..Ben sana bugün yalnız geldim. Terkedilmiş sevdaların
mekanından geliyorum. Yıllanmış sevgilerin koynundan. Ayrılıklardan
geliyorum. Yalnızlıktan Gönlümü n tenhasından geliyorum. Gecenin
günahlarımı örtmeyen mahremiyetinden geliyorum. Dünyanın arkamdan
yırttığı gömleğimle. Kimsenin duymadığı ama kulağımı çınlatan aff
sesleriyle geliyorum. Ademin utangaç bakışlarıyla, Nuhun terk-i
diyarıyla bir Yunus affı edasıyla geliyorum. Daraldım Ya Rab! ;kabul
ümidinin ferahlığıyla geliyorum. Yüreğim üşüyor artık, mahşeri bir
yalnızlıkla geliyorum. Aç Ya Rab nolursun aç göğsümü tekrar bir köz
değdir. İçimin vahalarından kurtar beni. İnşirah inşirah inşirah ayet
ayet genişlet beni.
......................................
(özellikle vatki sehere
ithaf olsun Sen Hakk'a tevekkül kıl,teslim ile rahat bul, sabreyle ve
razı ol Mevla görelim neyler Neylerse güzel eyler...)
hepimizin inşiraha muhtaç olduğu bu zamanlarda mevla cümlemizin kalbine dua dua inşirah serpsin.
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2/24/2009
Kimselere
söyleyemediklerimi bir Sana söylerim Allah’ım. Kimselerden isteyemediklerimi
bir Senden isterim. Çaresizim Allah’ım, öyle çaresizim ki, tek çarem Sensin.
Sana o kadar çok seslenmek isterim ki, ama gönlümün sesi kısılıyor Allah’ım.
Dimağımızda tat bırakmıyor ettiğimiz sözler... Çünkü sana ait sözleri
unuttuk...
Ne çok unutuyorum ve ne çabuk unuttum Allah’ım. Affet unutuşumuzu ve affet seni
duyup seslenemeyişlerimizi. Kaldıramadığımız ellerimiz için affet bizi...
Açamadığımız yüreğimiz için bizleri affet...
Gönlümüzde goncalar açmayan Güllerimiz var.
Gülden sitem eden sevgilerimiz var.
Gülşenlere çeviremediğimiz gülüşlerimiz var.
Gülü zara dönmeyen sinelerimiz var...
Boynu bükük kalışlarımız var bizim sensiz kalışlarımız susayışlarımız...
Aferinler fısılda yüreklerimize ne olur!
İçimizde sakladığımız ve bir türlü kimseye haykıramadıklarımız var. Sensiz kalışlarımız
var...
Araflarım var benim. Kurtulamadığım, kaçamadım, sıyrılamadığım ’Araf’larım. Sen
beni Araflardan alır mısın? Senin sevdiklerinin yanına beni de koyar mısın?
Onlarla bir beni de anar mısın?
İtiraf etmeliyim ki, sana söylenilesi güzel sözleri söyleyemedik. Ne olur ilham
et kalbime kırık dökük te olsa, yıkık ezik te olsa kabul eyle yakarışlarımı...
Sıkı tutamadığım hayallerim var ya Allah’ım. Elimi gevşettiğimde gördüğümüz
fena hülyalarımız var. Ne olur Sen Tut ellerimden, ne olur kalbimizi Sen Sıkı
Tut Allah’ım! Düşünce bizi Sen kaldır Allah’ım...
Dua diye mırıltılarımı sen fısıltıya çağıltıya çevirir misin? Sen beni benden
öte bilensin, Sırrımı, gizlimi, söyleyemediklerimi bilensin. İçimizde tutup bir
türlü diyemediklerimizi en mütenahisini verasını hep sen bilirsin.
Vehimlerimden, şüphelerimden, vesveselerimden beni azad eder misin?
Altı çizili satırları defalarca okuduğum kitaplar ve romanlar kadar senin kitabını
kelamını okumayı unuttum. Unuttuk biz Allah’ım... Ne çok unuttuğumuz var ve de
ne çabuk unuttuk biz Allah’ım...
Hatırlamayı unuttuk. Seni hatılamak herşeyi hatılatıyor seni unutmak bizi
uzaklara, tuzaklara götürüyor...
İitiraf ediyorum Rabbim. Yakamı bırakmayan günahlarımla geliyorum huzuruna,
kimseye söyleyemediklerim günahlarım var benim. Dile döküp haykıramadıklarım
var. İçimde sakladıklarım. Suskunluklarım var. Sözlerimin kifayetsiz kaldığı
daha nelerimiz var bizim...
Yüreğimiz yerde bırakma bizi, boynu bükük eyleme, gözümüzde yaşlarla, yüreğimiz
darda koyma bizi...Garibiz işte Allah’ım! olmadığımız kadar garip, hissetmediğim
kadar çaresiziz, aciziz işte çünkü Seniniz, Sendeniz. Olmadığımız kadar
sensiziz.Sensizlik öyle üşütüyor ki içimi... Ne olur sen ısıt ne olur Sen...
Doğum günüm sana en içten geldiğim gün olsun, her günüm olsun. Yeniden doğar
gibi silkinip günahlardan, arınıp senin Rahmetinin kucağından ana sütü gibi yudum
yudum tövbe sütünü içmek isterim Allah’ım.
Dualarımı kabul eder misin Allah’ım? Bana da hoş geldin kulum der misin?
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 12/13/2008 
Güzeli seven Rabbim, benim içimi nurlarınla güzelleştir… İçimin güzelliğiyle davranışlarım nurlansın!…
Gözlerimin bakışında Sen olmalı, kirpiğimin ucundaki damlada Sen parlamalısın!… Senin yolunda çalışırken yorulduğum için dinlenmeliyim… rahatım da Senin için olmalı yani… Uykumda Seni sayıklamalıyım… Yollarım Sana gelmeli hep! Dönse dolaşsa yine Seni bulmalı adreslerim!... Hayatımdaki her ciddi adımı Senin için atmalı, yine Senin için koşmalıyım, Senin yolunda…
Affetmeyi seven Rabbim, affedilmenin huzurunu yaşattır bana… Günahkar kulunun tek tesellisi;
Senin huzurunda af dilerken, süzülen gözyaşlarıdır… Bunca günahıma rağmen, beni bir nebze rahatlatan; tövbe etmeyi nasip eden Rabbimin,
kullarını affetmeyi sevmesidir…
Senden koparma beni! Sensiz bırakma kalbimi… Senden uzak kalınca; öyle aciz, öyle çaresizim ki… Seninleyken huzurum dorukta; sanki her şey, her güzel şey benim, tüm mutluluklar benimle… Dünyanın tüm çiçeklerini koklasam, Sana dua
ederkenki huzuru yine bulamam…
En güzel sözleri kullansam Senin için, hep Seni söylesem konuştuğumda; Seni anlatmaya yine doyamam!... Dostlarını sevsem; kalplerinde Sen yaşıyorsun diye… Tüm yarattıklarına ibretle baksam; Seni hatırlatıyor diye… İçimdeki sevgiye dair ne varsa
yapsam; Seni sevmeye yine doyamam!...
Kulunu affeder misin Rabbim; beni Sana adasam?!...
Güzeli seven güzel! Sana feda edeceğim güzellikler ver!...
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 11/3/2008
Rabbim gerçek manada beni sen
sevdin... Niceleri ise sever gibi göründü... Ama daima, kendilerini sevdiler...
Çünkü âcizdiler, fâniydiler... Kendilerine bile yetemediler ki, bana
yetseler...
Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı...
Ve onlar, kendi canları yanmadıkça, anlayamadılar acıyı... Anlayanlar da zaten,
kendilerince bir mânâ çıkardı...
Sen varsın hakkıyla bilen beni...
Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek Sen...
Sevdiğini biliyorum, zira
sevmemiş olsaydın, o kadar
kendinle meşgul etmezdin beni.
Sevmemiş olsaydın, aratmazdın
böylesi...
Sen sevmemiş olsaydın, sevebilir miydim ki
Seni?
Sen canımın Cânânı... Sen'in
sevginde vefâyı idrak ettim ben... O eşsiz vefâna, karşılık vermekten âciz oldum her
zaman... Seni, Senin beni sevdiğin gibi sevmekten âcizim... Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı
bile beceremeyen...
Yalnızca Sendeydi tatmin...
Sadece Sende. Bir Sen yettin bana... Kimselerle yetinemedim...
Acı çekmeyi sever oldum Senin
izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş nice derman buldum...
Sevdirdiğince sevdim Seni... Buldurduğunca buldum... Bir Sen varsın
Bâkî olan... Geride ne varsa fâni... Bütün varlıkların hepsi fâni... Kimi
güzel, kimi çirkin, kimi vasat, ama işte her biri fâni... Dallardaki
çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller, pınarlar hep fâni... Seraplar ve
gölgeler fâni...
Çöllerde kalmayı sevdim
Seninle... Yalnızdım, kalabalıklar içinde... Her şeyde Senin sanatını görmeyi
sevdim ben... Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim... Yıldızlarda nûrunu,
güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim.
Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdim ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere bir sırrımı
vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni. Şeref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin...
Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim!
Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını anmadım, yine de bırakmadın. Yüceler yücesi
aşkına karşılık vermek varken, Seni bırakıp
başkalarına yandım...
Yine de vazgeçmedin benden.
Sevdin beni, oysa, ben Sana kul
bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin.
Şikayet eden, sızlanan,
dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni... Bense vefâsız bir
sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.
Şimdi, cemâlinin
hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları benden yok etti. O kadar
ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten rüzgarda da,
Senin hasretin içindeyim.
Senin sadece sanatını seyretmek
yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın olmanı sevdim. Ama bu bile yetmedi bana.
Korkuyorum perdeler arkasında kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum
koymandan. Cemâlin... Tüm derdim bu ey Rabbim!
Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.
Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz
bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam yapayım, cemâlini hak edecek bir
sermaye biriktiremem.
Seni hak edecek gücüm yok benim.
Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim yok ey en Güzel!
Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle
lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana... Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim
aldattı. Şeytana kandım.
Müflisim. Vallahi hiçbir şeyim yok!
Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin.
Sensin her yanımda... Sensin varlığım... Zenginliğim Sensin... Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır.
Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma,
matlûbuma, yani Sana, yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin
merhametin.

Sermayem yok Sevgili! Tüm
sermayem, rahmetin... Lokmanın bile derman olamayacağı derdimin, dermanısın Sen!
Yârsın!
Cansın!
Şifâsın!
Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm!
Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram!
Sermayem rahmetin, ilâcım
Cemâlindir,
vesselâm!
Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın.
Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr ettin, yarattın bizi.
Muhabbet ettin, yarattın beni…
Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün
kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…
Bildim, seven sendin beni!..
Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran Sendin
beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan dostun merhabası,
başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla
hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.
Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle
kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden tecellîlerdi.
Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda
seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..
Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar,
yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost'un yüzü, sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi.
“Tecellî, tecellî edeni
gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ)
Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey
Sevgili!..
Yetimler Yetîmi'ne «vedduhâ» sırrıyla
tecellî ederken, O'nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep
açık olan kapına çağırıyordun.
Bildim, kalbimdeki her bir
muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun
ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.
Sonra yine çekiyorsun. Bu,
hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ'yla Firavun savaşı; sulhü yok!..
Sevgili, en Sevgili!..
Sûretlerden geçerek, Sana erdir
beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!...
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 
9/12/2008
"" Rabbimiz bizden günahsızlık beklemiyor, ancak içten özürler bekliyor... ""
"" Bizi Ondan uzaklaştıran günahlarımızın çokluğu yanında, özrümüzün yokluğudur...""
Allah’ım, emirlerine itaatte niyetime sebat ver;
sana kullukta basiretimi sağlam kıl.
Hatalar kirini yıkayıp götürecek işlere muvaffak et beni.
Allah’ım, buradan sana yönelerek ,
büyük ve küçük günahlarımdan,
açık ve gizli kötülüklerimden,
eski ve yeni sürçmelerimden;
günah lafı etmeyen,
günaha dönmeyi düşünmeyen birinin tövbesiyle tövbe ediyorum.
Ey Rabbim, ben de sana, hoşlanmadığın işe geri dönmeme;
kınadığın şeyi yapmama
ve bütün günahları terketme sözü veriyorum.
Allah’ım, sen, yaptıklarımı daha iyi biliyorsun.
O halde, benden bildiklerini bağışla ve kudretinle beni sevdiğin işlere yönelt.
Allah’ım, cahilliğimden dolayı senden özür diliyorum.
Kötü işlerimi bana bağışlamanı istiyorum.
O halde, lütfunla rahmetinin kapsamına al beni;
kereminle günahlarımı sil, günahlara bulaşma hastalığından kurtar beni.
Allah’ım, her uzvumu ayrıca, senin cezalandırmalarından koruyacak,
zalimlerin korktukları acıklı azaplarına duçar olmaktan kurtaracak bir tövbeyle,
iradene ters düşen, sevginin dışında kalan düşüncelerimden,
bakışlarımdan, konuşmalarımdan tövbe edip sana yöneliyorum.
Allah’ım,
önünde tek başıma duruşuma,
korkundan kalbimin çırpınışına,
heybetinden bedenimin titreyişine acı.
ACI VE BENİ AFFET ....
amin amin amin
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
7/28/2008 
Dirilt Beni Rabbim !
Tükeniyorum Rabbim! Yanlız kaldığımı düsünüp,varlığının her an,her noktasında tezahur ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahi cevap verdiğini unuttuğum an! "Rabbim"demeyi unuttugumda tükeniyorum!
Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım ,Sana güvendiğim... Seninle başlayıp, Seninle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havale ettigim an! "Ne güzel dostsun" dediğimde diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden;anne babamdan,canandan,ten kafesindeki candan yakın olduğunu bilerek,ellerimi Sana açmayı, Senden çözüm ,Senden çare beklemeyi, hüzünlenip, kederlenip, sızlanarak, sızımı gidereceğini unuttuğum an! "Bu dertler neden bana?" dediğimde tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim! Havayı soluyup Seninle dolduğum, gözümü açtiğımda Seni bulduğum,en saglıklı irtibatı Seninle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Seni umduğumdan! "Kahrın da hoş, lütfun da hoş"dediğimde diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim! Dünya meşgalesine dalıp bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğum an! "Beni affet" demeyi unuttuğumda tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Seninle söndüğüm,Seni anıp ruhumu güldürdüğüm,O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Seninle yürüdüğüm,Seninle bulustuğum,seninle konuştuğum an! "Yarab, bırakma ellerimi" dediğimde diriliyorum.
Engelle tükenişimi. Dirilt beni Rabbim!
(amin) BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 7/19/2008
Yarabbi sana Meryem in temizliğiyle gelmek istiyorum.Günahlarla kirlenmeme izin verme.
Sana Musa nın duasıyla geliyorum.Şeytana uymam için peşimden koşanlardan kurtar beni.
İsmail in tefekkürüyle boynumu büküyorum.Beni ve soyumu sana kul olarak yaşat.
Sana İbrahim in şevkatiyle geliyorum.Sana gelmeme engel olan şeyleri bana gösterki onları kurban edeyim.
Sana İsanın ruhuyla geliyorum.Beni katına almanı diliyorum.
Sana yunusun duasıyla yalvarıyorum.Beni yutan nefsimi karanlıklardan kurtarmanı bekliyorum. Beni selamet sahiline ulaştır.
Sana Yusuf un gömlegiyle geliyorum.Beni düştüğüm ümitsizlik kuyusundan çıkarmanı diliyorum.
Sana Muhammed in (asm) kulluğu ve aşkıyla geliyorum.Ubudiyetimi Miraç ın sırrıyla taçlandırmanı diliyorum (amin...)
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 5/30/2008   Gecenin o büyülü saatlerinde pencereden sızan ay ışığının her bir cilvesinde, Seni düşünüyorum. Yüreğim, hasretle yanıyor; bir gariplik hissediyorum, içim içime sığmıyor; can kafesten uçmak istiyor. Yediğim ekmekte, içtiğim suda, kokladığım gülde, ziyânın parıltısında, yağmur damlasında, kar taneciklerinde, Senri düşünüyorum.
Güneşin her sabah doğuşunda, her akşam gurubunda Seni düşlüyorum; aşkın kalbimi titretiyor. Yürüdüğüm yollarda, konuştuğum insanlarda, ikliminde uçuşan altın kanatlı kuşlarda hep sanatını görüyorum. Rahmetine sığınıyorum...
Rahmetin; hem hazanı, hem kışı, hem baharı, hem yazı, hem arzı, hem semâyı, kucaklıyor. İkliminde fânî olmak, ebetlere yelken açmak istiyorum. Bazen bir gülün kokusunda, bir güle bakışımda, dokunuşumda, Habibini (sas) görüyorum. Çiçekler, ötelerden Onun (sas) kokusunu getiriyor. Kuşlar haber veriyor; Âşık, Mâşukunu arıyor. diye semtinde geziyor rûhum belki görürüm diye. Gözlerim Sevgilinin yolunu ümit dolu bir intizarla bekliyor; Onun ışığı rûhuma doluyor...
Ey bîçarelerin çaresi, yolda kalmışların, gariplerin, kimsesizlerin yardımcısı... Ey Mâbûd-u Mutlak! Ümitle kapına geldim girmeme izin verir misin? Kirpiklerimi yıkayan gözyaşlarım, ıslak seccadem, seherlerde semaya açılan avuçlarım şâhittir; yalan değil sevdam!
Ürperen kalbim, titreyen bedenim, vücudumun bütün zerreleri şâhittir, Senden başkasına yönelmedim. Bir tomurcuğun şehbâl açması gibi, Ya Fettâh, şu kalbi de Sana aç, aç ki kurtuluşa ereyim! Erit beni, bir kor saç içime, ocaklar gibi yanayım; Yüce Nebi (sas) gibi, Sana dilbeste olmuş dostların gibi... Kokuşmuşluktan usandım, şu gurbetlikten bunaldım. Hasretine artık dayanamıyorum. Dizlerimde derman, gözlerimde yaş kalmadı.
Rûhum âb-ı hayat istiyor, adımı çağıran bir ses çekim alanıma girsin, içime hasretinin sancısını söndüren bir damla düşsün Garibim, acizim, bîçareyim gitmek istiyorum, canım toprak çekiyor. Sana ulaşmak, ruhun tenden ayrılması ise, visalimi istiyorum.
İki damla gözyaşıyla Sana gelmeyi arzu ediyorum. Beni, Sensiz bırakma Allah'ım!
....AmiN....
 BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
|