RıZa BeRKaN's profiler.B.g. / " Sevgi, saygı ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
9/7/2009 BİLİRİM NAZLI NEBİ ADIN RAHMETTİR ALEMLERE
8/17/2009 DeRTLi GöNüLLeRe ArZDıR !..![]() Ey Dost... Gönlünün derinliklerinden bir haykırış, yırtarak boğazını da, düğümleniverirse dilinin ucunda, bîçare ağlarsın değil mi? Ve ey dost... Soruların cevaplara, insanınsa ölene kadar yaşamaya mâhkum olduğu bu fânî mekânda, her çırpınışta biraz daha batağa saplandığını farkettikçe, çağlar gözlerin şelale misali, akar ötelere doğru değil mi? Hayatı bir matematik problemi bilip,
çözme gayretindeki kifayetsizliğin
verdiği ızdırabla, sînen paramparça bir
halde kapanıp seccadenin şefkatli
yumuşaklığına
" Medet.. Himmet.. İmdat " der
ve içli içli haykırırsın o nurlu huzura doğru
değil mi? "Dost arar isen, Hazreti Allah yeter." lafzının ince ve derin idrakinde, terket dünyevî telaşlarını, buhranlarını, arzularını.. O'nu tanı.. O'nunla ol... O'nun bildirdiğini yaşa; O sana kâfîdir. O Ehad ki, mekânı yoktur, lâkin
mü'min kulunun kalbinde ulvî ve muazzam sırlı bir tecelligah kurmuştur Kendi'ne... Ey avlanmaya tâlib, keklik misali, Hakk yolunun hakkan aşığı... Haysiyet ve şerefin mikyasının sahte mihenklerle değiştirilmeye çalışıldığı şu anımızda bize, bizden daha yakının şiddet ve şefkatle, tavsiye ve hatta emr buyurduğu muazzez ve muazzam bir ölçü anlayışına kucak aç... Şeref bul, safâ bul... Bil ki, bu yüce mananın kalplere hakimiyetinin yegane yolu " tüm huzuru engelleyen beşerî sıfat ve gayretlerden sıyrılmaktan " geçer.... Bu iş tek başına, yapayalnız zordur, olmaz. Ara bul erbabını... Gönül tabibini... Aşk otağının mihmandârını... Ruh kafesinin anahtarını kaybeden sen, çilingire muhtaçsın. En ednâ bir bilgisayarı dahi alırken seksen kişiye danışmadan almazken, ukbânın sırlarına talib olduğunu söylerken, nasıl olur da bu yolun yolcularının refikliğinden kendini müstağnî kılarsın.... İki kıyıyı birbirine bağlayan köprüye rağmen, suya atlayanlar ya boğulurlar ya da sırılsıklam bir halde kıyıya vardıklarında, yorgunluktan bîtab düşerek ötelere varmaya mecal bulamazlar... Gel köprüye, bin dalgaların ancak kavî ayaklarına ulaştığı, hiç bir zarar veremediği kurtuluş bineğine, havalan zeminden ötelere, taa ötelere, daha ötelere... Buraların kokusu senin burnunu yakmış, ötenin kokusunu hissetmez olmuşsun, ciğerini sarmış, dimağını halkalamış, görmüyorsun görmemeni, bilmiyorsun bilmediğini... Üstün şuur ve ihlas sahiblerinin - ki onlar eren sıfatını layıkıyla hazmedebilmiş, edeb ve lütûftan alabildiğine nasiblenmiş, İlâhî gaye için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashâbının yoluyla yol gösterenlerdir- tasarrufâtında, onların bildirdiklerince amel et ve aman ha, sabit kal orada.. Zira istikametin samimiyetincedir; bu sünnetullahtır bu alemde.... Samimiyetinse muhabbetinin eseridir.... Ey hayâlî gözümün nûru kardeşim, merhabâ sana... " Dert ne keder bana, bilmem daha nimet." deyicilerin sırlarına taliblik iddiasındaki sen, bil ki yol başlangıcı zahmetlidir, narîn ve cılız bünyen o taşlı patikada yıpranır, harab olduğunu zannedersin kendince... ama ayağına batan her bir diken bir günahına kefarettir itikadıyla yılma, daima istikamet üzere rehberinin nezaretinde, ondan güç alarak ve hatta yolun dar ve karanlıklarında, onun kucağında, istikamet üzere takip et yolu ve ötelerin ötesini şiddetli bir arzuyla temenni et.. Sebatın ve sabrın, sabahının doğmasına vesile olacaktır inşaAllah... Kederin neş'en olsun, ferahlatsın içini, artırsın sevgini... Zira bil ki; Mü'mine uğrayan her belâ onu ancak olgunlaştırır ve imanını kavî kılar; haricinde bir şey değildir ki belâ ondan sitem edesin... "Kadere inanan kederden emin olur." Kaderin dert pervanesinden çıkan yakıcı elem, içindeki alevle akl-ı selîm bir halde birleşirse sana âb olur, ferahlık verir, serinlersin; aksi halde birleşme olmazsa için de dışın da yanar, harab olursun.... Ey sabır ve metanet ehli olmaya azimli, ferâset iştiyaklı kardeşim... Bırak bırak ki, menfaatperestlerin dünyasını, Hakkperest aşıkların tevhid eğlencesine ortak olasın. Yık ki tabularını, tabutundan çıkasın ve seyreyleyesin arz-ı endamıyla o koskoca kainatı... İşte o zaman görürsün bir üçüncü gözle O'nu, O'ndan bir hediye ile sırrın sırrında ve hatta fevkinde fenâdan da fenâ ve daha fenâ bir hal ile... Bunca sözün hülasası... Ey Mevlana'ca ağlayan, Yunus'ça söyleyen, Gazâlî'ce arayan, Rabbanî'ce zikreden, Akşemseddîn'ce gören, Yavuz'ca kükreyen, Necib Fâzıl'ca düşünen neslin perişan gönüllü dertli evladı... Bil ki, en büyük saadet bilfiil namazıyla, orucuyla, zekatıyla, haccıyla ve hepsini sarıveren Kelimetillahi Hiyel'ulyâ davası ile bu dîn-i mübîni fiilen yaşamaktır. Sana müjdemiz olsun, büyüklerimizin ağzından: " Kim bu devirde beş vakit namazını tadîl-i erkana riayet etmek suretiyle kılar ve haramlardan sakınırsa, işte o kimse Veliyyullah'tır. " Gel dostun bahçesine, gönül hoşluğu ile, can ızdırabının nihayeti için, nebâtat ve hayvânatın yaptığını sen sana hediye idrakinle şuurla, yürekle, azimle, candan yap... Zikret... O zikirde de fikret... İnşaallah bu varacağın hal üzere seni sen yapmağa ve hatta seni aşmağa yetecek bir sırr-ı latîf'e kavuşacaksın. Amma Teslimiyet, Muhabbet ve İhlas şartı ile... Safâ istiyoruz ey Gönül Avcısı, Safâna talibiz Gönül Işığı, Safâna geldik Efendimiz.... Sizi umdum, açtım kalbimi
derinliğinize, İsmail ARSLAN 7/29/2009 GöRüŞeCeĞiZ...![]() Dilimi kilitlemiş dünya… Kelimeler anlatmak istediklerimi
anlatamasa da, bu aralar usulca gözlerimle anlatmayı seçiyorum. Mihrican KESKİNSevgili, Güler Kardeşime değerli katkılarından ötürü en kalbi sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
7/19/2009 MİRAC kandilimiz mübarek olsun. EĞER BUNU O SÖYLEDİYSE MUTLAKA DOĞRUDUR.![]() Mi’rac’taki; Meleklerin bile yanıp kül olacağı noktadan, Ol Resul’ü ötelere taşıyan; GİZEMLİ SIRRA terkiz ile, “O’nun boyası” na boyanmak, Dünyalarımızı ve dünyaları CENNETLERE çevirmek Dua ve niyazlarıyla: GECEMİZ-GECENİZ KUTLU OLSUN... ![]() Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin
en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı
inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk
merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır: BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 7/18/2009 Bir kalpte dört sevgiyi birden nasıl barındırıyorsun?
Efendimiz HZ. Ali'ye
sorar;
7/5/2009 Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah.![]() “Gönül nûr-i cemâlinden habîbim bir
ziyâ ister (Sevgilim, gönlüm senin güzelliğinin nûrundan bir ışık ister. Ey tabîbim! Gözüm senin yolunun toprağından sürme ister.) Gönül pervânesi Muhammedî nura âşık olur da, O ilâhi şemin ziyâsından berî olabilir mi? “Berî olmak”, “olmamamak” ile eş anlamlıdır âşık için... “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl “Ve ahsen ü minke lem terâ kattu ‘aynî O (s.a.v) bakmaya dayanamayan âşık sahabilerden Câbir b. Semüre (r.a)’nin gözleri
aya takılır, der ki; “Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam Habîbullah (s.a.v)’ın cemâlini dünya gözü ile görme lütfuna nâil olan
sahabilerden bununla yetinmeyip O’nu öpüp koklamak isteyen Üseyd b. Huday (r.a)’ın
bu arzusuna ulaşmak için başvurduğu usul de, âşığın halini anlatan tarihi bir sahne olarak kaynaklarda yer alır; “Üseyd
birgün, Hazret-i Peygamber’in de şereflendirdiği bir
toplulukta fıkra anlatıyor ve arkadaşlarını güldürüyordu. Muhtemelen fıkranın
dozunu biraz kaçırmış olmalıdır ki, Hazret-i Peygamber elindeki çubukla Üseyd’in
böğrüne dürterek O’nu ikaz etme durumunda kalmış; bunun üzerine,
Rasulullah (s.a.v)’la aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir;
“Es-selâtü ve’s-selâm ey Mustafa
Yâd-ı nâmındır veren kalbe safâ Es-selâtü ve’s-selâm ey müctebâ Dilde aşkın dilde nâmın dâima Es-selâtü ve’s-selam ey murtazâ Çünkü aşkınla bulur gönlüm şifâ Es-selâtü ve’s-selam ey Mustafa (s.a.v).” Mustafa DEMİRCİ
6/22/2009 Yıl bindokuzyüz küsür, ikibin ne farkeder. SeNi ÇoK ÖzLeDiM Ey RaSuL![]() Yıl bindokuzyüz küsür, ikibin ne farkeder. Her sabah! Ta ezanla başlayıp yaşıyorum. Aklıma gelir hüzün yılı peygamber kederleri. HaKaN DİDİNİR BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 5/28/2009 TeNeKe YüReĞiMDeN GüL NeBi'ye...![]() Rahman Ve Rahim Olan ALLAH'ın
adıyla
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 5/19/2009 Peygamber Efendimize (sav) Neler Sevdirildi? Sevgili Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bir gün
ashâb-ı kirâmın ileri gelenleriyle sohbet ediyorlardı: 1.Güzel koku: Çiçeklerin şahı gül, insanların şahı da Aleyhissalatü
vesselam Efendimizdir. O, güzel kokunun menbaıydı. Zira bütün güller izafi, o
ise aslidir. 2. Kadın, yani kadına muâvenet (yardım): Gerçek manası, kadın cinsine saygılı olmak, şefkat göstermek
ve iyi davranmak gerektiğini anlatmaktır. Zira o devirde kadınlar toplumun yüz
karasıydı. Câhiliye Araplarında, altı yaşında merhamet ve şefkate muhtaç kız
çocuğu, annenin yüreğinden kopartılarak götürülür, anne yüreği çılgına
çevrilerek, diri diri toprağa gömülürdü. Bu fâcianın adı "dayıya
gitmek"ti. 3.Gözümün nûru olan namaza riâyet: Sevgili Peygamberimiz, gözümün nuru olarak buyurdukları
namazı da çok severlerdi. Geceleri pek az uyur, sabaha kadar namaz kılarlardı.
Uzun saatler Cenab-ı Hakk'ın huzurunda durmaktan ayakları fazlasıyla şişerdi.
Gerçi aşağıdaki âyet-i kerime ile, kendilerine teheccüd namazı emrolunmuştu: BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 5/11/2009 BeN BiR GüZeLi SeVDiM![]() Adı gönlümde gizli olan bir yetimi sevdim. Yalanı bilmeyen ALLAH ı dilinden düşürmeyen Aşkı uğruna bütün hendekleri aşan dağları delen ve Bir çiçek için bin çiçeği ezmeyen Gecesini gündüzüne katan uykusunu ibadete harcayan Takva ve teslimiyette en ileride olan Taşa gül atıp baş yarmayan adaletten şaşmayan Sevdim ben cennet kokulu bir güzeli sevdim Mübarek zatı zikredildiğinde kalbimi alev alev yakan Cennet bahçesi gül makamına davetini Ayrımcılık yapmayıp her insanı ALLAHın yarattığı kul bilip Sevdim çok sevdim Ravzasında kokusunu alıp Rüyalarımda bile Seni anmayı sevdim Sultanım. En çok Seni ben Seni çok sevdim...
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 4/15/2009 SeNi Ne ÇoK ÖZLeDiK eY NeBiLeR NeBiSi
Kendisine dünya siyer ödülünü kazandıran iki ciltlik nefis eserinde Salih Suruç, Allah'ın Sevgilisi'nin doğumunda, Arabistan çöllerinden başlayarak bütün arza nefis bir kokunun yayıldığını söyler ki, bu, Arapça'da, 'tıyb' kelimesiyle ifade edilen kokudur, tıyb 'ruhun kokusu'nu ima eder. Kutlu doğumla birlikte, aslında iş başa dönmüş, Başak burcu başlamış ve varlık kemalini bulmuş, başla son birleşmiş, tevhidin en ileri düzeyi gerçekleşmiş, devr tamamlanmıştır. Efendimiz için, 'nuru evvel, ba'sı sonra' denir. İlk yaratılan, O'nun nurudur. Aziz Mahmud Hüdayi'nin görkemli eseri, Hz. Muhammed'in Zuhuru'ndan öğreniyoruz ki, 'başlangıçta Allah vardı ve O'nunla birlikte bir şey yoktu...' Sonra Allah, 'bilinmeyi sevdi ve ilk olarak Muhammedi Nur'u yarattı.' Adem henüz su ile balçık arasındayken O peygamberdi. Varolan her şeyde Allah'ın Sevgilisi'nin nurundan bir sır, bir hakikat vardır. Bu hikmetten dolayıdır ki, yaratılmış olan her şey, davet ümmeti'dir. O'nun evrensel rahmet ve hidayet çağrısına 'evet' diyen ve inanan herkes ise, 'icabet ümmeti'dir. Efendimiz başlangıçta bir nurdu ve nur suretinde tecessüm etmişti. Allah O'nun bedenini yani Adem (as)'in bedensel kökeni olan vücudunu Celal ve Cemal elleriyle (bir rivayette kozmik zaman olarak) kırk yıl yoğurdu. Aziz Mahmud Hüdayi, kamil insanın prototipi olan Allah'ın Resulü'nün de fiziksel atası olan Adem'in (as) toprağının arzın farklı yerlerindeki kırmızı, beyaz, siyah, sarı topraktan devşirildiğini söyler: 'Toprağın yapısına göre, Ademoğullarından kimi kırmızı, kimi siyah ve beyaz veya ara renklerden/ırklardan oluştu.' Alemlere Rahmet olarak gönderildi
Adem'e secde edin emri üzerine Cebrail (as)'den başlamak üzre büyük melekler, mukarreb melekler ve diğer bütün ruhaniler, O'na selam secdesi etmişlerdir. Bir rivayette büyük meleklerin yüz yıl secdede kaldığı söylenir. Bu, ubudiyyet değil, selam secdesidir ve müminlerin birbirlerine verdikleri selam da o muazzam karşılamadan bir sır taşır. Süleyman Çelebi, alemlerin rahmet elçisinin doğumunu, 'merhaba'larla selamlar ve Türkçemizin en samimi, en lirik karşılaması bu mısralardır. Efendimiz, kendisinde Allah ism-i camiinin kemaliyle tecelli ettiği en büyük delildir. Kainatın anahtarı, onun ruhuna/nuruna dercedilmiştir. Adem'in (as) bedenine ruh üflenmesi, Muhammedi Nur'dan nasiplenmesidir, zira O, bütün kitapların annesi (ümm)dir, bütün semavi öğretilerin toplamı ve aktarıcısıdır, kitabın, İlahi sözün ve bildirinin kendisinde kemale erdiği en büyük nebi ve resuldür, velayetin ve nübüvvetin arşıdır. Adem'in kendisine ruh üflenince başına konan zümrüt tac, O'nun alnından fırlayan ışıklı kartaldır. Kainatın Rahmet elçisi, inci ve yakuttan bir tahtta oturur, bu manevi tahtın dört direği vardır. Her sütunda parlaklığı güneş ve aydan daha fazla olan büyük bir inci ışıldar. Melekler hayrete düşer ve şöyle seslenirler: 'Ey Rabbimiz! Sen bundan daha üstün varlık yarattın mı?' Bu Adem'dir (as), Muhammed'dir, İbrahim ve İsa'dır... Bütün nebilerin ve resullerin annesi olan rahmet peygamberidir. Kutlu doğumunu bir kez daha idrak ettiğimiz Allah'ın Seçkin Elçisi'nin nuru, hiç şüphesiz Allah'ın en-Nur ism-i şerifinden gelir. Heidegger'in varlık mertebelerinde söz ettiği göklülerin en şereflisidir O. Gök yatağında doğmuştur ve nuru, varlığın bidayetine kadar uzanır. Hz. Hüdayi, cennet ve cehennem yaratılmadan üç yüz yirmi dört bin sene önce Nur-ı Muhammedi'nin (as) yaratıldığından söz eder. Efendimiz, kamil ve kadim insan'dır. Kadim insandır, insanın ebedi çocukluk hakikatinin sırrıdır, masum ve korunmuştur, saftır ve biatı her dem tazedir. Kamil insandır, insanlığın manevi yetkinlik düzeylerinin doruğu O'nun hayatındadır. En güzel insan, en sevgili eş, en hayırlı baba ve dede, en başarılı komutan ve 'diplomat', en mahir ev reisi, en halim ve selim yoldaş, en enis arkadaş, en müşfik yarendir. 'Anam babam sana feda olsun' diye başlar ona seslenen cümleler. 'Bir elime güneşi diğerine ayı verseniz yine de davamdan dönmem' diyecek kadar muazzam bir iman ve yakin sadece O'ndadır. O'nun sohbeti nurani bir iksirdir ve yanında birkaç dakika kalanın ruhu ve zihni nurlanır, İlahi Hakikat'e açık ve hazır hale gelir. Ömrü içmekle geçen Ayyaşi Nazım Çelebi, O'nu bir kez rüyasında görür ve naat edebiyatının en güçlü kalemi olur. Bütün kamil veliler, Efendimiz'in risalet ve velayetinin birer tecellisinden ibarettir. O, varlığın sütunu, arzın halifesi ve insanlığın gözbebeğidir. Nuru yaratılmıştır, ardından O'na has güzelim bir çehre ve beden yaratılmış, sonrasında Hz. Hüdayi'nin beyanı üzre, başına hidayet tacı konmuştur. Boynuna tevazu, gözüne haya, alnına yakin, ağzına sabır, diline doğruluk, yanaklarına muhabbet, göğsüne nasihat, kalbine vera, içine zühd, dizlerine korku, adımlarına istikamet yerleştirilmiştir. Allah, Efendimiz'in kalbine merhamet doldurmuş, O'nu şefkatle terbiye etmiş, Rububiyetiyle tesviye etmiştir, ikramla yüceltmiş, risalet ödeviyle seçkin kılmıştır. Allah, Habibi'ni Kendisi için seçmiş, Mustafa kılmış, başına iman tacını iliştirmiş, sırtına hidayet hırkasını giydirmiştir. O'nu ezelden Sevgili diye isimlendirmiştir. Allah'ın 'Habibim' diye seslendiği tek nebi O'dur. Sonra Allah, Kendisi'yle varlık arasında çokluktan kinaye yetmiş bin nurani ve zulmani (Celali ve Cemali) perdeler yaratmıştır. Her perdede bilinmez olarak kalmış ve ardından bir ağaç var etmiş, ona yakin ağacı demiş, Habibi'nin ruhunu bu ağacın en yüce dalına yerleştirmiştir. Yakin ağacının dört dalı vardır. Muhammedi ruh, bu ağaçta, yine çokluktan kinaye kırk bin sene Allah'ı tesbih etmiştir. Sonra Habibi'nin karşısında bir ayna yaratmış, bu mücella aynaya bakan Muhammedi Nur, kendisini en güzel şekilde müşahede etmiş ve Allah'a şükür secdesinde bulunmuş, bunu beş kez tekrarlamış, namazın çekirdeği buradan doğmuştur. İnsanlığın İftihar Tablosu'na selam olsun
Sonra Allah, nurani zincirlere asılı bir kandil yaratmış ve Efendimiz'in (as) ruhunu bu kandilin içine yerleştirmiştir. Bu, varlığa Muhammedi öğretiyi taşıyan ruhun ışımasıdır. O'nun gözbebeği marifet şehrinin kapısı olan Hz. Ali efendimizdir. Ehl-i Beyt-i Mustafa da temiz ve temizleyicidir, bu nurdan en fazla feyizlenmiş olanların ilkidir. Doğruluk bir şehirdir ve kapısı Ebubekir'dir (ra), O'nun da ruhu, o kandilden ışıyan İlahi Nur'un tecellisiyle parıldar. O 'Sonsuz Nur', kıyamete değin yeniden yeniden ışıldar, doğar ve biz o kutlu doğumu her yıl yeniden kutlar, O'nun getirdiği nurun haleleri arasına girebilmek, ondan feyizlenmek için ateşe koşan kelebekler gibi atılır, yanmak isteriz. Ana babamızın ona feda olmasını isteriz, kendimiz için en değerli şeylerden vazgeçer, sadakaların en büyüğü olan benliğimizi tasadduk etmek isteriz. Bu, nurdan bir istektir ve melekler onu, hayat ağacının dallarına ışıktan bir çiçek gibi asmak isterler. Allah'ın Sevgilisi, biri kendisine seslendiğinde veya kendisi sesleneceğinde bütün bedeniyle dönermiş. Bu, 'kulum bana bir adım geldiğinde, ben ona koşarım' buyuran Allah'ın İlahi ahlakına uymak içindir. Çünkü O, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır ve ne zihni şaşar ne gözü
başka bir şeye bakar. O, ay'dır, bir adı da kamer'dir, hilal
halindeyken halka gizlenir sadece Rabbiyle halvet olur, dolunaya
dönüşür halka bakan yüzü açılır. O, nebiler ve veliler göğünün
güneşidir, Noksani'nin dediği gibi, 'kudret kandilinden balkıyıp
durmakta'dır. Belki de bütün bu kainat dekoru, bütün bu insanlık
macerası o sahne içindir? Allah'ın sevgilisi ile Kemalı'nın Hira'da
buluşması. Bu buluşma, O'nun getirdiği Kelam'ı okumaya niyetlenen her
müminin kalbinde bir gölge olarak yeniden belirecektir. Çünkü O'nun
taşıdığı İlahi Haber, her okuyanın kalbine yeniden yeniden sefer eder.
Bu haber, göklerden inmiştir, kaderin üstündeki kaderdir, getiren de
Süleyman Çelebi'nin beyanı üzre, 'gök yatağında doğmuş'tur, tekrar
arşın sırlarına doğru yücelmiştir. Sadık YALSIZUÇANLAR
4/9/2009 CeNNeT'iN KaPıSıNı NaSıL aÇar GüNLüK iŞLeRiMiZ ? iŞTe ReSuLuLLaH'ıN [sav] BiR GüNü...![]()
Her birimizin hayatımızı idame ettirebilmek için yaptığımız, hayatımızın
rutinine dönüşmüş belli davranışlarımız var. Uyuyoruz, yemek yiyoruz, tuvalete
gidiyoruz, alışveriş yapıyoruz...ve bunlar gibi milyonlarca şey daha...
Uyumak arzu ettiği zaman sağ elini başının altına koyar. Kabe’ye yönelir,
dizlerini karnına kadar çeker 33 sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahuekber
tesbihlerini çeker. Nas ve Felak surelerini okur ve avucuna üfürüp tüm bedenini
meshederdi.
4/3/2009 1 NuMaRa Hz. MuHaMMeD (sav)![]() HZ. MUHAMMED (s.a.v.) HAKKINDA BATILI AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ:
Thomas Carlyle: ’İnsanlar her şeyden daha fazla
Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.’
Prof.Dr.H. Mones: ’O’nun her sözü bir vecizedir.’ Jane Pelo: ’O’nun davasında heyecanı asildi.’ Aleksi Lovazon: ’O Allah tarafından gönderilmiş bir hak peygamberdir.’ G’la Faytt: ’Ey şanlı arap!Aşk olsun sana....Adaletin ta kendisini bulmuşsun.’ Raymons Leronge: ’14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi,tek hidayet resulüdür.’ Sosyolog V.D.Eratsen: ’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’ Prof.Jules Masserman: ’Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’ Prof.Dr. Michael Hart: Muhammed tarihte dini ve dünyevi açılandan en üstün başarıya ulaşmış tek kişidir.’ Tolstoy: Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır. Gibson: Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince tanımayanlardır. Dostyoyevski: Büyük İslâm Peygamberi yüce yaratıcının katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum. B. Smith: Büyük liderlerin hayat ve karakterleri ile yapılan eleştiriler İslâm Peygamberi için yapılamaz. Prens Bismark: Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed. Kur’an Allah’ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim. Geothe: Hiç kimse Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir. Shebol: Hz. Muhammed insan olması itibari ile bütün insanlık onunla övünür. Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz. Bernard Shaw: Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre onu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lâzımdır. Voltaire: Türk kardeşime diyeceğim ki; senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor... senin dinin çok asil. Lamartine: İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün acaba ondan daha büyük bir insan bulunur mu? Knematirul: Herkesin itiraf etmekten çekindiği
şeyi ben haykırıyorum. Hz. Muhammed hiç kimse ile kıyaslanamayacak kadar büyük
bir devrimcidir. 3/31/2009 PeYGaMBeR SeVGiSi![]()
Sevgi insanın kendisine uygun ve hoş gelen şeylere meyletmesidir. Manevi bir eylem olan sevginin belirtisi insanın davranışlarında, yaşam tarzında, fiil ve sözlerinde ortaya çıkar. Sözüyle fiili birbirini tutmayan bir kimsenin sevgisi ne kadar değerlidir? Annesini sevdiğini iddia edip ona kötü davranan bir kimsenin sevgisi ne anlam ifade eder ki? Sevgi güzel bir eylem olmakla birlikte insanlar bu güzel eyleme kötülükler katmışlardır. Yanlışı sevmekte ısrar ve güzelden nefret, çağımız insanının belirgin özelliği haline gelmiştir. Sevgiyi hak etmeyen ve hiçbir değer ifade etmeyen fikirler, şahsiyetler delicesine sevilebilmektedir. Bunlar için her şeyden hatta candan bile vazgeçilebilmektedir. İslam açısından sevginin değer bulabilmesi için bu sevginin Allah Teâlâ'nın rızasına uygun ve onun belirlediği sınırlar içerisinde olması gerekir. Bu konuyu daha anlaşılır hale getirmek için Hz. İsa Efendimiz örnek verilebilir. Hz. İsa'yı bir peygamber ve insan olarak sevmek imanın gereğidir. Ancak ondan sonra gelenler sevgide aşırılığa kaçıp onu ilahlaştırmışlar ve Allah'ın affetmeyeceği şirk günahına düşerek sevgilerini heba etmişlerdir. Kendilerini cennete ulaştıracak olan sevgileri yaptıkları aşırılıktan dolayı cehenneme gitmelerine sebep olmuştur. Peygamber sevgisi dinin temel prensiplerindendir. Peygamber Efendimizi her şeyden çok sevmek, Allah Teâlâyı sevmenin işaretidir. O’na tabi olmak, Allah'ın sevgisine nail olmaktır. Kur'an-ı Kerim ayetlerinde bu konuya şöyle değinilmiştir: "De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticâret ve beğendiğiniz meskenler size Allah'tan, peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allah�ın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasıklar topluluğu hidayete erdirmez." (Tevbe Sûresi 24. Ayet) "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âli İmran Sûresi 31. Ayet) İnsanoğlu kendisine iyilik yapana karşı sevgi besler, minnet duyar. O kimseye karşı kalbimizde bir muhabbet oluşur. Tanımadığımız birisinden gördüğümüz ufak bir iyilik bile ona muhabbet duymamızı sağladığına göre bütün âlemlere hidayetle gelen, bütün insanlık için rahmet olarak gönderilen, insanlara kitabı ve hikmeti öğreten, dünya ve ahiret saadetine kavuşma yolunu açıklayan yüce Peygamber'e karşı sevgimiz ve muhabbetimiz nasıl olmalıdır? Sevmek inanmaktır. Sevmek yaşamaktır. Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır. Sevmek sevdiği olmaktır. Peygamber sevgisi, sahip olabileceğimiz en büyük servetimiz, Allah Teâlâ’nın bizi sevmesini, imanın kalbimizde derinleşmesini sağlayacak en önemli eylemimizdir. Bu konuya açıklık getirmesi bakımından şu hadisler dikkate değerdir: "Sizden biriniz; ben kendisine babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe iman etmiş olamaz." Buhârî, İman: 8; Müslim, İman: 69,70 "Üç özellik vardır ki; bunlar kimde bulunursa, o kimse imanın tadına varmıştır: Allah ve Resûlünü her şeyden fazla sevmek. Sevdiğini yalnızca Allah için sevmek. Allah, kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek." Buhârî, Îmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, Îmân 67 Peygamberi Sevmek Bize Ne Kazandırır? 1- Hadisi şerifte belirtildiği gibi Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem)'i sevmek imanın tadını almamızı sağlar. 2- O'nun sevgisi karşılıksız kalmaz ve Hakk’ın sevgisini kazandırır. 3- Efendimizi sevmek Allah Teâlâ tarafından bağışlanmamıza vesile olur. Yüce Allah, bağışlanmanın yolunun Rasûlünü sevmekten geçtiğini bize bildirmiştir. "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âli İmran Sûresi 31. Ayet) 4- Efendimizin şefaatine ermemize ve cennette O'nunla birlikte olmamıza vesile olur. Peygamberimizi sevmek sadece sözlerle olabilecek bir şey değildir. Amele, ahlaka, hayata yansıyan yönlerinin olması gerekir. Peygamber sevgisinin bazı alametleri şunlardır: O’nun davetine icabet edip, ona iman etmek -O'nu her şeyden çok sevmek -Sünnetini yerine getirmek -O'nun sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek -O'nun güzel ahlakını örnek alıp hayatımızın her anında yaşamak -O'nun sözlerine her şeyden daha çok değer vermek, emrettiklerini yerine getirmek ve yasak ettiklerinden uzak durmak
Bu sayılanları samimiyetle yapabilir ve ona bolca salâtu selam getirebilirsek
onun sevgisi kalbimizde derinleşir. Madem ki O'nu seviyoruz, o halde O'nun gibi
olmaya çalışmalıyız. İnsan ancak tanıdığı ve bildiği bir kimseye karşı sevgi
duyabilir. O'nu tanıdıkça daha çok sevecek, O'na duyduğumuz özlemimiz ve
hasretimiz daha da artacaktır.
3/24/2009 VeDa HuTBeSi![]() ![]() ![]() ![]() (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma) Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti. Bismillahirrahmanirrahim "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. " Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım. İnsanlar! Bu
günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay,
bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız,
nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur. Ashâbım! Yarın
rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak
sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de
birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar,
bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada
bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur. Ashâbım! Kimin
yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi
kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını
ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın
emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin
âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de
Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır. Ashâbım! Câhiliyet
devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım
ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu)
Rabîanın kan davasıdır. Ey Nâs! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir. Mü'minler! Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir. Ey Nâs! Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın
gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır.
bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır. Ashâbım! Bugün şeytan sizin
şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî
olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük
gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret
verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız. Mü'minler! Sözümü iyi
dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz
Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları
üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah
katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir.
Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi
vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım!
Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu
nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler. Ey Nâs! Cenâb-ı Hak Kur'an
da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet
etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina
eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb)
iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba
yeltenen nankör, Allah'ın
gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın.
Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve
şâhitliklerini kabûl eder. Ashabım! Allah'tan
korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın
zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine
girersiniz. Ey Nâs! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram: Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler. Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa: Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! Şâhid ol Yâ Rab! buyurdu. BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.![]() 3/23/2009 En GüZeL AiLe ReiSi Hz. MuHaMMeD aleyhisselam…
Siz ideal bir devlet adamı örneği mi arıyorsunuz, işte size en güzel örnek Hz. Muhammed Aleyhisselamın idareciliği. Siz ideal bir arkadaş örneği mi arıyorsunuz, işte size Resulullahın arkadaşlığı. Siz ideal bir aile reisi modeli mi arıyorsunuz, işte size en güzel aile reisi olan Hz. Muhammed aleyhisselam… Allah-u Teala müminler için Peygamberin bir model olduğunu şu ayetle haber vermektedir: “Andolsun, sizin için Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21) Hiç şüphe yok ki, yeryüzünde gelmiş-geçmiş ve gelecek hanelerin, kurulacak yuvaların en mesudu, en bahtiyarı ve en bereketlisi Allah Resulünün hanesiydi. O'nun hânesinde her zaman burcu burcu saadet kokardı. Onun evlilik hayatı kusursuzdur ve bugünün çiftlerine bir örnektir. İşte, kısa kısa başlıklar altında Peygamber Efendimizin aile içi davranışları ve hadislerinden yola çıkarak mutlu yuva, mutlu aile için çok önemli reçeteler... Eşlerine İlgi ve Alaka Gösterir, Neşelendirirdi Aile, sevgi üzerine kurulur. Sevgi olmadan, mutluluk olmaz. Peygamberimiz, aile bireylerini sever ve onlara değer verirdi. O, çok iyi bir aile reisi, şefkatli ve hoşgörülü bir insandı. Bir eş ve babanın ailesine olan ilgisinin en önemli göstergesi, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hz. Peygamber (sas), buna özen gösterir, ne ibadeti, ne arkadaşlarıyla geçirdiği vakit, ne de dünya meşguliyeti buna mani olmazdı. O, ailesi ile birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve eğitmeye çalışırdı. Peygamberimiz genel olarak bütün hanımlara karşı ve tabii ki kendi hanımlarına da çok nazik davranır, hiçbir şekilde kalplerini kırmazdı. Başta Hz. Âişe (radıyallahu anha) validemiz olmak üzere bütün hanımları, Peygamberimizin evde çok sakin, halim ve mütevazı olduğunu söyleyerek, onu her yönüyle mükemmel bir aile reisi, merhametli bir koca, şefkatli bir baba olarak anlatırlar. Rivâyetler, Hz. Peygamber’in âilevî sohbetinin iki istikamette oluştuğunu göstermektedir: Birincisi, âile fertlerinin her biri ile şahsen teması ve husûsî sohbeti; ikincisi, âile fertlerinin tamamının birbiriyle temas ve sohbeti. Allah Resulü, hanımları ile oturur, sohbet eder, hatta bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı. O (sav) her zaman hanımları ile istişare etmiştir. Hâlbuki Peygamberin, onların düşünce ve fikirlerine kat'iyen ihtiyacı yoktu; çünkü O, vahiy ile desteklenmişti. Ancak O, ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu. Kadını, kendisine o ana kadar hiçbir toplumda verilmeyen üstün bir konuma oturtacaktı. İlk vahyi aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı ile istişâre etmiştir. Hanımlarına faziletlerini söylemesi, sevdiğini ifade etmesi, bineğine alması, aynı kabın suyu ile müştereken yıkanılması, hanımının hayvana binmesinde yardımcı olması ve dizine bastırarak bindirmesi, kendisine yapılan yemek davetine “hanım da olursa” kaydıyla icabet etmesi, bir sıkıntıyla kederlenip ağlayanın gözyaşlarını elleriyle silerek teselli etmesi gibi Resûlullah’ın (sas) pek çok davranışı hanımlarını memnun etmeye yöneliktir. İlgi ve alâkanın varlığını gösteren bir husus da kişinin, karşısındakinin ihtiyaçlarını fark etmesi ve bu ihtiyacın giderilmesine imkân tanımasıdır. Aynı şekilde insan fıtratında var olan eğlenme ve şakalaşma ihtiyacını bilen Resûlullah (sas) buna da imkân tanımış ve bizzat eşleriyle şakalaşmıştır. Peygamberimizin yaptığı şakalar, yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla, hanımlarıyla, yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi. Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber aile içinde gayet toleranslı davranır ve latife yapmayı severdi. Hey şeyden önce yüzü gülerdi. Onun sadece hiddetlendiği husus, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gördüğü saygısızlıktı. O böyle bir durumda, Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi ve haram kıldığı bir şeyden vazgeçilmesi için bütün gayretini sarf ederdi. Ailenin Nafakasını Temin Etmek Erkeğin Görevidir İslam'da ailenin yeme, içme, giyim, barınma ve sağlık gibi masraflar aile reisi erkeğin üzerine yüklenmiştir. Günlük ihtiyaçlar konusunda Hz. Peygamber’in (sas) gösterdiği hassâsiyet çok büyüktür. Çünkü Allah, Kur'ân-ı Kerim’de “O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.”(Nisâ, 5) Buyurur. Hanımının giyecek ve yiyeceği kocanın gelirine uygun olarak sağlanmalıdır. Yedirmenin, giydirmenin ve meskenin yanı sıra, koca, hanımı için hayırseverlik ve cömertlik sayılacak harcamalar da yapmalıdır. Nezaket ve zarafet timsâli Peygamber (sas) şöyle der: “Erkeğin hanımına harcadığı her şey sadakadır”, “Erkek hanımına su bile içirse onun ecri vardır”, “Kıyâmet günü kişinin mîzânına konacak ilk şey, ailesinin nafakası için harcadıklarıdır.” Bu hadislerden yola çıkarak şunu anlıyoruz; her aile reisi Hz. Peygamber gibi ailesine geniş davranmalı, cimrilik etmemelidir.
Aile Eğitimine Büyük Önem Verirdi Resûlullah’ın aile ocağı aynı zamanda bir mekteptir. Bu mektep, bir meselesi olan kadın-erkek bütün Medinelilere açık idiyse de talebe olarak, öncelikle müminlerin anneleri sayılan Resulullahın eşlerine aitti. Onlar buranın devamlı ve asli talebeleri idiler. Allah Resûlü'nün mübarek hanesi, kadınlara ait hususların talim edildiği bir medrese durumunda idi. Efendimizin hususî durumları, hep o mahrem daire içinde öğreniliyor ve orada öğrenilenler de daha sonra ümmete naklediliyordu. Aile hayatına ait hükümlerin %90'ı bize, Allah Resûlü'nün pak zevceleri tarafından aktarılmıştır. Bilhassa İslam tarihinin en büyük fıkıh alimlerinden biri olarak sayılabilecek Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.anha) validemizin ismini anmadan geçmemek gerekir. Resûlullah’ın (sas) âilesinde, çocukların eğitimi önemli meselelerden biridir. Doğumla birlikte çocuğun kulaklarına ezanın okunması, eğitim işinin ne kadar erken ele alınması gerektiğini sembolize eder. Eğitimin pratik uygulanmasına ise konuşma yaşında ve Kur'an'ı Kerim’den âyetler ezberletilerek başlatılırdı. İlk öğretilecek şeyin “Lailahe illallah” olmasını da emreden Hz. Peygamber (sas), akıl ve muhakemeyle ilgili eğitimin temyiz yaşından itibaren sistematize edilmesini irşat buyurur. Hz. Peygamberimize göre kişinin ailesiyle geçirdigi vakit, boşa harcanmış bir zaman değildir. Peygamber Efendimiz insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetlere: "Ailenize dönün ve onlara öğrendiklerinizi öğretin." derdi. Bir hadislerinde, "Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur." Buyurduktan sonra; "Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz." Diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edep, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir. Bu konuda, kendi çocukları ile daha sonra evlendiği hanımların önceki evliliklerinden olan çocukları arasında bir fark olmamıştır. Onlara da aynı sevgi ve şefkati göstermiş, zaman zaman da gerekli uyarılarla onları eğitmiştir. Bir defasında Hz. Peygamber, Ümmü Seleme'nin önceki eşi Ebu Seleme'den olan oğlu Ömer'in yemek yerken tabağın her tarafından yediğini görünce onu: "Oğul, besmele çek, sağ elinle ye ve hep önünden ye" diyerek uyarmıştır. (Buhârî, Et’ime, 2.) Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine (r.anhuma), sabah namazına kalktığı zaman, uğrayıp onları namaza kaldırması da, O'nun, çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine verdiği önemi göstermektedir. (Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/259.) Aile Fertlerine İyi Davranır, Şiddet Uygulamazdı Günümüzde kimi kadınlar şiddetten yakınmaktadır. Şu iyi bilinmelidir ki eğer bir erkek hanımına şiddet uyguluyorsa, bu duruma Kur'an ve hadis kesinlikle izin vermez. Bunu yapan varsa; bu ya cahilliğinden ya kötü adetten kaynaklanıyor demektir. Peygamberimizin hayatını incelediğimizde, Sevgili Peygamberimizin eşlerine ve çocuklarına gayet şefkatli ve merhametli davrandığını görüyoruz. Peygamberimizin hayatının hiç bir safhasında eşlerini ve çocuklarını dövmemiştir. Peygamberimizin şu hadisleri onun bu husustaki hassasiyetlerini ortaya koymaktadır. Hanımına darılma konusunda da Peygamber Efendimizin çok ilginç bir hadisi vardır: "Mümin bir erkek, mümin bir kadına kızıp darılmasın. Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa diğer huyundan hoşlanabilir.” Peygamberimiz, kadınlara anlayışlı davranmayı tavsiye etmektedir: “Aranızda en hayırlı kimseler, kadınlarına, zevcelerine karşı huyu en iyi olanlarınızdır.” Buyurmuştur. Ayrıca Peygamber Efendimiz: "Kadınlar hususunda Allah’tan sakınınız. Zira siz onları Allah’tan emanet olarak almışsınızdır." "Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin." (Ebû Davûd, Nikah 40-41) "Harcayacağın tüm harcamalardan dolayı, Allah'ın izniyle mükâfat alacaksın. Hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokmanın bile karşılığını alacaksın." (Buhârî, İman, 56) "Sizden biri hem karısını köle gibi döver, hem de utanmadan sarılıp yatar." (Ahmed, IV, 17) Kısacası, Peygamber Efendimiz Yüce Allah'ın "Eşlerinizle en güzel bir biçimde geçinin" (Nisa, 19) ayetini en güzel bir biçimde uygulamıştır. Kendi İşlerini Kendi Görürdü Bir aile içerisinde, bireyler birbirlerine yardımcı olurlar. Örnek bir insan olarak Hz. Peygamber (sas) de ev işlerine yardımcı olmaktan hoşlanırdı. Ev halkı ve arkadaşları onun bütün işlerini yapmaya hazır olduğu hâlde, peygamberimiz bunu istemezdi. Bir gün birisi, Hz. Ayşe’ye, Peygamberimizin işlerinde neler yaptığını sordu. Hz. Ayşe (r.anha), onun bizzat ev işleriyle meşgul olduğunu söyledi. Peygamberimiz, elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sağar, çarşıdan alışveriş yapar, ayakkabılarını ve delik su kaplarını tamir ederdi. Develeri bağlar, onların yemlerini verirdi. Ev işlerine yardım ederdi. Arkadaşlarının da bu konuda kendisini örnek almalarını isterdi. Eşleri ve Çocukları Arasında Ayırım Yapmazdı Allah Resûlü’nün kadına verdiği değer, ne o güne kadar ne de o günden sonra, cihanda eşi görülmedik bir seviyede idi. O bir gece kalkıp hanımlarından birinin hatırını sorsa, hemen diğer hanımlarını da dolaşır, onların da hatırını sorardı. Davranış bakımından hiçbirini diğerine tercih eder görünmezdi. Herkes gibi hanımları da, kendilerini Allah Resûlü nezdinde en sevgili sanırdı. Bu da O’nun eşsiz mürüvvetinden kaynaklanıyordu. Peygamberimizin hayatında, kız erkek evladı arasında adaletsizlik yaptığını göremezsiniz. Peygamberimiz de bir baba olarak, aile bireylerine eşit davranmış, aralarında ayrım yapmamıştır. O, herkese hak ettiği değeri verirdi. Aile içinde kimseyi ayıplamaz, küçük düşürmezdi. Yanlış davranışları bile güzellikle çözerdi. O dönemde, kız çocukları, erkek çocuklarından ayrı tutulurdu. O, erkek çocukların üstün görülme anlayışını yıkmıştır. Peygamberimiz, aile bireylerinin eğitimine önem vermiştir. Kız erkek demeden tüm çocuklara iyi eğitim vermenin önemi üzerinde durmuştur. Peygamberimiz (sas), sonradan evlatlık edindiği, Zeyd'i kendi çocuklarından hiç ayrı tutmamıştır. Zeyd'e kendi yediklerinden yedirmiş, giydiğinden giydirmiştir. Hz. Peygamber, ailede çocuklar arasında ayrım yapmayı kesinlikle uygun görmemiştir. O, şöyle buyurur: “Allah’tan korkun, çocuklarınız arasında adaletli davranın.” Bu konu üzerinde o kadar durmuştur ki, bir defasında şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah, çocuklarınız arasında öpücüklerinizde de eşit davranmanızı sever.” Anne ve babalar, Peygamberimizin sünnetine uyarak çocuklar arasında sevgide, ilgi göstermede, ihtiyaçlarını gidermede adaletten ayrılmamalıdır. Rabbimiz! Yuvalarımıza saadet ver, ömrümüze bereket ver, kazancımızı helalinden eyle! Rızana uygun şekilde yaşamayı nasip eyle. Dünya ve ahiret iyiliklerini üzerimizden eksiltme Ya Rabbi! (Âmin) HASAN ÇALIŞKAN BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.![]() 1/3/2009 GüL DeSeM...![]() Sahte güneşlerde kavrulan
gönlümün çatlayan vadilerine, pırıl pırıl gülümseyen bulutlar, gül kokan
yağmurlarını usul usul indirse..Mevsimleri alsam kollarımın arasına.. Kışta
kalan bütün tohumlar gecelerinde, gülün kırmızı düşünü görse..İçimden kopup toprağa
titreyerek düşen her yaprak,hazanımı güle açılan bir yol bilse.. BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 11/5/2008 PeYGaMBeR EFENDİMİZİ (S.A.V) SEVMENİN ALAMETLERİ“Ümmetimden beni çok seven kimseler bulunacaktır ki, onlar benden sonra gelecekler. Onlardan biri beni görebilmek için bütün aile ve malını feda etmek isteyecektir.” (Müslim) Her soyut şeyin vücudu, var olduğu somut bazı alametlerinden anlaşılabilir; sevgi, şefkat, nefret, korku, iman, aşk vs… Bebeğinin en ufak bir gürültüsünde annesini yatağında fırlatan hâl şefkatin somutlaşması değil de nedir? Zaten ana demek de şefkatin somutlaşıp, ete kemiğe bürünmesi demek değil midir? Bunun gibi, her soyut şey somut alamet ve işaretlerle arz-ı endam eder, kendini gösterir… Peygamber’e duyulan iştiyak da bazı emare ve işaretlerle kendini belli eder. Bir insanda bu vasıf ve haller varsa o, Peygamber’ini seviyor kanaati bizde hasıl olur. Nedir onlar? İsterseniz maddeler halinde sıralayalım. 1- RESULULLAH’I HERKESE VE HER ŞEYE TERCİH ETMEK: Bir mümin için Allah Resulü (sas) kendi canından daha çok sevilmelidir. Kalbî alakada en büyük pay o aleyh-i ekmelü’t-tahiyya efendimiz olmalıdır. Ve bu sevgi bizi O’na her hususta itaat ve inkıyada götürmelidir. Yoksa, bir insanın Resul’ün aydınlık şehrahı haricinde bir yol, bir fikir akımı, bir ideoloji, bir izm’e kendini kaptırıp, arkasından da “Ben Resulullah’ı seviyorum” demesi kendi kendini avutmasıdır. 2- RESULULLAH’I ÇOK ANMAK: Seven sevdiğini devamlı anar, hatırlar, yâd eder. Bir insanın hayatının her faslında Fahr-i alem’den izler bulması, O’nun adını vird-i zeban etmesi ona duyduğu iştiyakın alametidir. 3- İMAM CELALEDDİN SUYUTİ’NİN BİLDİRDİĞİ BİR ALAMET: O’na ulaşmayı, O’na kavuşmayı çok arzulamaktır. Merhum Akif’in şöyle konuşturduğu Sudanlı gibi: “Nasıl ki gün çıkınca bağrı yanar sahranın Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın” Artık böyle bir mümin için ölüm korkulan bir şey olmaktan çıkar, bir vuslat gecesine dönüşür. O hep şöyle inler: “Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta. Ruhuma sisli, dumanlı bir kasvet yaymakta. Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta. Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta.” 4- O’NU HÛŞÛ-HÛDÛ İÇİNDE, İÇİ SIZLAYARAK ANMAK: İshak et Tucyibi diyor ki: “Resulullah’ın ahirete intikal etmesinden sonra ashabı onu andıkları zaman huşu ve hudu içerisinde vücutları titreyerek ağlarlardı. Tabiinin çoğu da aynı şekildeydi.” (Şifa-i Şerif) Seyyid-ül müezzinin Bilal-i Habeşi (ra)’in bir hadisesi de misal olarak ne yakıcıdır. Resul-i Ekrem’in vefatıyla Hz. Bilal’in dünyası başına yıkılmıştı. Artık Medine ona dar geliyordu. Bu dayanılmaz ızdırabı bir nebze olsun dindirmek için ayrıldı Resul’ün köyünden. Şam’a yerleşti. Aylar sonra bir gece rüyasında güneşlere taç giydiren o sultan çıkageldi: “Ey Bilal! Beni ziyarete gelmeyecek misin?” sözü onun yataktan fırlamasına yetmişti. Hemen yola koyuldu. Peygamber şehrine vardığında ilk işi Habib’in kucağına kendisini salmak oldu. Hasan ve Hüseyin efendilerimiz o gün sabah ezanını onun okumasını rica ettiler. Kıramazdı elbet Nebi’nin bu elmas yadigarlarını… Gür sesiyle başladı ezanı okumaya. “Allahüekber” sadası Medine âfâkında çınlayınca, şehrin sakinleri İsrafil sûra üfürmüşçesine yataklarından fırladı. Sanki Resulullah geri dönmüştü. Herkes gözyaşları içinde mescide koşmaya başladılar. Bilal Efendimiz “Eşhedü enne Muhammeden Resulullah”ı tamamlayamadı, gözyaşları içinde ayaklarının bağı çözüldü ve baygın bir şekilde yere yıkıldı.”(Usdül Gabe) 5- RESULULLAH’IN DOSTLARINI DOST BELLEMEK: İman ve inançsızlık kesin hatlarla ayrılmış gece gündüz gibidir, kış-yaz gibidir, soğuk ve sıcak gibidir, birbirinden ayrıdır. Bundan dolayı bir mümin imana, imana ait şeylere sevgi besler, alaka duyar, müminleri sever. İnkar düşüncesine karşı da içinde bir tiksinti ve buğz duyar. Bu da Resul-i Ekrem’i sevmesinin alametlerindendir. 6- HER GÜN SALAVAT GETİRMEK 7- SÜNNETİNİ SEVMEK İnsan sevdiği kişiye benzemek ister, bu psikolojik bir hadisedir. Hatta bazen çok sevdiğimiz kişileri giydikleri elbiseden konuşma üslubuna kadar taklid ederiz. Resul-i Ekrem’i seven de her hususta ona ittiba edecek ve bid’atlardan sakınacaktır. 8- KUR’AN’I SEVMEK Sahabenin en alimlerinden İbn-i Mesud diyor ki: “Kişi kendisinin durumunu Kur’an’a başvurarak anlayabilir. Kur’an’ı, Kur’an okumayı seviyorsa, Allah’ı ve Resulü’nü seviyor demektir.” 9- EHL-İ BEYT’İ SEVMEK Arapların güzel bir sözü var: Minel habibi ilel habibi habib “Sevgiliden gelen her şey sevgilidir.” Sevgilimiz, Efendimiz’in (sas) ev halkını, Âl-i Aba’yı, onlardan bugüne uzanan “Seyyid” denilen sülalesini sevmek de Peygamber sevgisinin sızıntısıdır. Bu konuya hadis kitapları çok yer vermişler. Numune olarak Tirmizi’den bir nakille yetinelim: Resulullah: “Kim Hasan ve Hüseyn’i severse beni sevmiş olur. Kim de beni severse Allah’ı sevmiş olur. Kim de bunlara buğz ederse, bana buğz etmiş, bana buğz eden de Allah’a buğz etmiş olur.” buyurdu. 10- DAVASINI BENİMSEMEK, OMUZLAMAK: Bir insanın öğretisini benimsemeden, onu sevdiğini iddia etmek sevginin mahiyetinden habersiz olmak demektir. Allah Resulü’nün bize miras bıraktığı hak ve hakikati omuzlama vazifesi için cansiperane koşturmamız, aynen şanlı ashabı gibi “bu mal, bu can bu uğurda feda” dememiz, bu yolda başımıza gelebilecek sıkıntılara katlanmamız, fedakarlığımız, Peygamberimiz’e sevgimizin barometresidir. Herkes Efendimiz’in hayatını kendisine rehber edindiği ölçüde o sevgiden bir pay almış demektir. Salih OKUR 10/26/2008 Gül Efendim.![]() Gül Efendim,
Tebliğden önce temsil gücüm, BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 10/24/2008 MüPTeLaNıM Ya RaSuL...![]() Aşkın işlemiş içime Aşığınım Ya Rasul Ne oLursun Gül Yüzüme ![]() Hasretin Yakar Canımı Müptelanım Ya Rasul... Ne Olur Duy FERYADIMI Aşığınım Ya RASULL... ![]() Ne olur Duy FERYADIMI Sen Ekmeğim Sen Aşımsın Sen HAYATIM IŞIĞIMSIN... Senin için Akıp duran Gözlerimde YAŞIMSIN... ![]() Tutan Elim Gören Gözüm Sen benim Baş TACIMSIN.. ![]() Sana GELDİM Boynum bükük... ![]() SEN BENİM SULTANIMSIN.. ![]() Hasretin Yakar Canımı... ![]() Müptelanım Ya Rasul ![]() Ne olur Duy FERYADIMI ![]() Aşığınım Ya Rasul... ![]() Öyle Bir sevda ki tarifi yokkk Aşığınım Müptelanım Emret Canımı koyarım ortaya bir kere gülsen yüzüme gönlüme düşen kara kışlar bahara bırakacak yerini.. Rasulüm .. Anlatamadığım bütün cümlelerdesin seni sığdıramıyorum satırlara.. Rasulüm bizi ümmetliğe kabul eyle... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. |
|
|