RıZa BeRKaN's profiler.B.g. / " Sevgi, saygı ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    9/7/2009

    BİLİRİM NAZLI NEBİ ADIN RAHMETTİR ALEMLERE

                                       
    "Hz. Muhammed (asm)"
              Kelimesi bir müslüman için neyi ifade etmeli?     

    Image Hosted by ImageShack.us


    Maddî havanın had safhaya varan sıcaklığına paralel olarak mânevî havanın da iyice ısınıp ayların sultanı olan mübarek Ramazan ayının artık gölgesinin düştüğü günleri yaşıyoruz.
    İnsanlığın ve mahlûkatın şerefi Hz. Muhammed’in (asm) daha yakından hatırlanması ve çok daha derinden düşünülmesi lâzım olan günlerin arefesindeyiz.
     
    Her ne kadar gerçek bir mü’min için ondan bir an bile kopmak büyük bir tehlike arz ediyor olsa da, bu mübarek gün ve ayları vesile ederek bir defa daha ona (asm) ol
    an imanımızı tazelemek, sevgimizi yenilemek, bağlılığımızı teyit ve tekid etmek durumunda olmalıyız.
     Bunun için de yazının başındaki soruyu bir defa daha hepimiz kendimize sormalıyız diye düşünüyorum:
    “Hz. Muhammed” (asm) kelimesi, bir Müslüman için neyi ifade etmeli?
    Çapı ve muhtevası fani beşeriyetin takatini aşan bu soruyu, denizden bir damla
     misâli sadece hatırlayabildiğimiz bazı noktalara dikkat çekerek cevaplandırmaya çalışalım.
     
    Şehadet âlemlerinin sultanı, gayp âlemlerinin mümtaz mi-safiri olan gönüller sultanı şanlı nebî!
    Maneviyât âlemlerinin güneşini ifade etmeli.
    En büyük İlâhî dâvet olan ezanları! Ve onun sembol ismi, Medine müezzini “Bilâl-i Habeşî’yi!
    Namaz için camilere, mescitlere, seccadelere koşturmayı!
    Hiçbir canlıyı incitmemeyi!
    Gurbeti, gurbetleri!
    Onun hasretinden iç üşümesini!
    Hasretin yürek yakan, ruhun bedeni saran sıcaklığını!
    Karanlığı boğan ışığı, nuru!
    Yokluğun dehşetinden kurtuluş vesilesi olan varlığın güvenini!  
    Sevgiyi ve dostluğu!
    Öksüzlüğü, garipliği!
    Güveni, vefayı, efendiliği, yetimliği!
    Gözlerin nuru, ruhların sıcaklığı!
     
    glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4
     
    Rahmeti, İslâm’ı tebliği, uzakta da olsa hizmet olduğu zaman oralara gitmede ihtilâf etmemeyi!
    Her işe Besmele ile başlamayı!
    İtaat etmeyi, insanlar hakkında iyi düşünmeyi, affetmeyi, pişmanlıkları kabul etmeyi, iyi davranmayı!
    İyilikleri mükâfatlandırmayı, kötülükleri bazen af, bazen de adalete uygun olarak da cezalandırmayı!
    İnsanları uyarmayı ve vaatleri yerine getirmeyi!
    Daima hakikat yolunu izlemeyi, ortak olan noktalar için sürekli kapıları açık bırakmayı!
    Allah’a hamd etmeyi, örnek insan olmayı, onun hayatını hayatımıza hayat kılmayı!
    Dürüstlüğü, anlaşmazlıkları çözmeyi, yakın akrabalarla sıla-yı rahimi kesmemeyi, onları da hakka tebliğ halkasının içine almayı!
    Gerektiğinde kudsî dâvâ için işkenceyi göze alabilmeyi!
    Hicreti, iknayı, kötülüğe karşı iyi davranmayı, görev almayı ve gerektiği zaman görevlendirmeyi!
    Emre itaati! Anlaşabilmeyi ve anlaşma hükümlerine uymayı!
    Ziyaret etmeyi, elçilik yapmayı ve elçileri kabul etmeyi, gönülleri fethetmeyi!
    Allah’a sığınmayı, inançlı ve cesaretli olmayı, merhameti, duâda devamlı olmayı, diri kalabilmeyi, gayreti, azimli kalabilmeyi!
    Doğruluğa sahip çıkmayı, ondan vazgeçmemeyi, ateşe bağrını açmayı, dâvâyı asla bırakmamayı, sebatı, tahammülde kararlı ve umutlu olabilmeyi, gerçek sevgiden ve sevgiliden dönmemeyi!
    “Kölelerin padişahı Bilâl” gibileri arkadaş edinmeyi. Kimsesiz ve garipleri, mahzun çocuklara hal hatır edip gönül almayı! Bayram şenliklerine ve oyunlara katılamayan yetimlere “Evlâdım olur musun?” deyişleri!
     
    glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4
     
    Kör ve özürlü olanlara da cihadın sancağını taşıma görevi vererek onları “öne çıkartabilmeyi!”
    Kimsesizlerin kimsesi olabilmeyi!
    Haysiyetin, merhametin, nezaketin, temizliğin ve masumiyetin sembolü olabilmeyi!
    Canları, uğruna feda etmeyi! Sevmeyi şeref bilmeyi!
     
    Gönüllere sultan olmayı, öğretici kalmayı, insanların sosyal ve psikolojik durumlarını göz önünde bulundurabilmeyi!
    Güçlü ve etkili söz söylemeyi, cahil, vahşî ve inatçı insanların dem ve damarlarına işlemiş, hayatlarının ayrılmaz bir parçası haline gelmiş pek çok âdetlerini kısa zamanda, tek başına, hiç zora başvurmadan kaldırmaya muvaffak olmayı!
    Allah yolunda verilecek mücadele ve İlâhî vahyin tebliğine her cihetten imam ve örnek olabilmeyi!
     
    glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4glbs7ks2rw4
     
    Sıradışılığı, varlığın dilindeki kilitleri çözmeyi. Hayata yeniden anlam kazandırmayı!
    Allah ve insan sevgisinin yanında, yaratılmış olan her şeye derin bir sevgi duymayı!
    İnsanın bu âleme gönderilmesinin gayesini, Kur’ân medeniyetini, hoşgörüyü, özü, sözü, tavır ve davranışlarıyla dosdoğru olmayı ve kalmayı!
    Sıkıntılara karşı, O’nun adını anarak rahatlamayı!
    Çevre dâhil, temizliğin ve yeşilliğin her tonunu, iyilerle kötülerin tefrik edilmesinin formülünü!
    Güzel ahlâk, sevgi, şefkat, merhamet, cömertlik, eminlik, affedicilik, kerem, tevazu ve Allah’a teslimiyeti!
    Gözlerinden yağmur gibi gözyaşların akışını. Bazen, bir noktaya kilitlenmeyi, dilleri susturmayı, gözleri ağlaştırmayı!
    Şair Nebi Doğanay'ın güzel bir dörtlüğü ile bitirelim:
    “Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana,
    Gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et.
    Tâ ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.
    Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun..”
     
     
    NEJAT EREN
     
    sumeyye23334ke8fhdo9
     
       HAYIRLA  KALIN

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    8/17/2009

    DeRTLi GöNüLLeRe ArZDıR !..



    Ey Dost... Gönlünün derinliklerinden bir haykırış, yırtarak boğazını da, düğümleniverirse dilinin ucunda, bîçare ağlarsın değil mi?

    Ve ey dost... Soruların cevaplara, insanınsa ölene kadar yaşamaya mâhkum olduğu bu fânî mekânda, her çırpınışta biraz daha batağa saplandığını farkettikçe, çağlar gözlerin şelale misali, akar ötelere doğru değil mi?

    Hayatı bir matematik problemi bilip, çözme gayretindeki kifayetsizliğin verdiği ızdırabla, sînen paramparça bir halde kapanıp seccadenin şefkatli yumuşaklığına " Medet.. Himmet.. İmdat " der ve içli içli haykırırsın o nurlu huzura doğru değil mi?
    Ey benim dertli kardeşim, bîçare dostum.. Bil ki, seni yaratan, seni, senin bile bilemeyeceğin kadar iyi bilir ve Hazreti Kur'an'da da sana seni bildirir.

    "Dost arar isen, Hazreti Allah yeter." lafzının ince ve derin idrakinde, terket dünyevî telaşlarını, buhranlarını, arzularını.. O'nu tanı.. O'nunla ol... O'nun bildirdiğini yaşa; O sana kâfîdir.

    O Ehad ki, mekânı yoktur, lâkin mü'min kulunun kalbinde ulvî ve muazzam sırlı bir tecelligah kurmuştur Kendi'ne...
    Fikir, sözle nasıl arkadaş ise, sen de kalbine arkadaş et dimağını... Melûl ve zelîl duygularından tiksinti ile yüz çevirip, o tecelligâhın ahenkli ve tatlı sesine kulak ver... İçinle dinle, içlice dinle... can kuşunu dinle... Aldanmazsın, anlarsın... Bil ki, en kadîm dostun, seni, gerçek sana çağırandır senin....

    Ey avlanmaya tâlib, keklik misali, Hakk yolunun hakkan aşığı... Haysiyet ve şerefin mikyasının sahte mihenklerle değiştirilmeye çalışıldığı şu anımızda bize, bizden daha yakının şiddet ve şefkatle, tavsiye ve hatta emr buyurduğu muazzez ve muazzam bir ölçü anlayışına kucak aç... Şeref bul, safâ bul...

    Bil ki, bu yüce mananın kalplere hakimiyetinin yegane yolu " tüm huzuru engelleyen beşerî sıfat ve gayretlerden sıyrılmaktan " geçer....

    Bu iş tek başına, yapayalnız zordur, olmaz. Ara bul erbabını... Gönül tabibini... Aşk otağının mihmandârını... Ruh kafesinin anahtarını kaybeden sen, çilingire muhtaçsın. En ednâ bir bilgisayarı dahi alırken seksen kişiye danışmadan almazken, ukbânın sırlarına talib olduğunu söylerken, nasıl olur da bu yolun yolcularının refikliğinden kendini müstağnî kılarsın.... İki kıyıyı birbirine bağlayan köprüye rağmen, suya atlayanlar ya boğulurlar ya da sırılsıklam bir halde kıyıya vardıklarında, yorgunluktan bîtab düşerek ötelere varmaya mecal bulamazlar... Gel köprüye, bin dalgaların ancak kavî ayaklarına ulaşğı, hiç bir zarar veremediği kurtuluş bineğine, havalan zeminden ötelere, taa ötelere, daha ötelere... Buraların kokusu senin burnunu yakmış, ötenin kokusunu hissetmez olmuşsun, ciğerini sarmış, dimağını halkalamış, görmüyorsun görmemeni, bilmiyorsun bilmediğini...

    Üstün şuur ve ihlas sahiblerinin - ki onlar eren sıfatını layıkıyla hazmedebilmiş, edeb ve lütûftan alabildiğine nasiblenmiş, İlâhî gaye için Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve Ashâbının yoluyla yol gösterenlerdir- tasarrufâtında, onların bildirdiklerince amel et ve aman ha, sabit kal orada.. Zira istikametin samimiyetincedir; bu sünnetullahtır bu alemde.... Samimiyetinse muhabbetinin eseridir....

    Ey hayâlî gözümün nûru kardeşim, merhabâ sana... " Dert ne keder bana, bilmem daha nimet." deyicilerin sırlarına taliblik iddiasındaki sen, bil ki yol başlangıcı zahmetlidir, narîn ve cılız bünyen o taşlı patikada yıpranır, harab olduğunu zannedersin kendince... ama ayağına batan her bir diken bir günahına kefarettir itikadıyla yılma, daima istikamet üzere rehberinin nezaretinde, ondan güç alarak ve hatta yolun dar ve karanlıklarında, onun kucağında, istikamet üzere takip et yolu ve ötelerin ötesini şiddetli bir arzuyla temenni et.. Sebatın ve sabrın, sabahının doğmasına vesile olacaktır inşaAllah...

    Kederin neş'en olsun, ferahlatsın içini, artırsın sevgini... Zira bil ki; Mü'mine uğrayan her belâ onu ancak olgunlaştırır ve imanını kavî kılar; haricinde bir şey değildir ki belâ ondan sitem edesin... "Kadere inanan kederden emin olur." Kaderin dert pervanesinden çıkan yakıcı elem, içindeki alevle akl-ı selîm bir halde birleşirse sana âb olur, ferahlık verir, serinlersin; aksi halde birleşme olmazsa için de dışın da yanar, harab olursun....

    Ey sabır ve metanet ehli olmaya azimli, ferâset iştiyaklı kardeşim... Bırak bırak ki, menfaatperestlerin dünyasını, Hakkperest aşıkların tevhid eğlencesine ortak olasın. Yık ki tabularını, tabutundan çıkasın ve seyreyleyesin arz-ı endamıyla o koskoca kainatı... İşte o zaman görürsün bir üçüncü gözle O'nu, O'ndan bir hediye ile sırrın sırrında ve hatta fevkinde fenâdan da fenâ ve daha fenâ bir hal ile...

    Bunca sözün hülasası... Ey Mevlana'ca ağlayan, Yunus'ça söyleyen, Gazâlî'ce arayan, Rabbanî'ce zikreden, Akşemseddîn'ce gören, Yavuz'ca kükreyen, Necib Fâzıl'ca düşünen neslin perişan gönüllü dertli evladı... Bil ki, en büyük saadet bilfiil namazıyla, orucuyla, zekatıyla, haccıyla ve hepsini sarıveren Kelimetillahi Hiyel'ulyâ davası ile bu dîn-i mübîni fiilen yaşamaktır. Sana müjdemiz olsun, büyüklerimizin ağzından: " Kim bu devirde beş vakit namazını tadîl-i erkana riayet etmek suretiyle kılar ve haramlardan sakınırsa, işte o kimse Veliyyullah'tır. "

    Gel dostun bahçesine, gönül hoşluğu ile, can ızdırabının nihayeti için, nebâtat ve hayvânatın yaptığını sen sana hediye idrakinle şuurla, yürekle, azimle, candan yap... Zikret... O zikirde de fikret... İnşaallah bu varacağın hal üzere seni sen yapmağa ve hatta seni aşmağa yetecek bir sırr-ı latîf'e kavuşacaksın. Amma Teslimiyet, Muhabbet ve İhlas şartı ile...

    Safâ istiyoruz ey Gönül Avcısı, Safâna talibiz Gönül Işığı, Safâna geldik Efendimiz....

    Sizi umdum, açtım kalbimi derinliğinize,
    Size geldim, daldım alevden serinliğinize,
    Muhîb oldum, cânım bildim, içten gördüm efendim;
    Sevedurdum, safâ buldum, aşkı ördüm, ser verdim...

    İsmail ARSLAN

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    7/29/2009

    GöRüŞeCeĞiZ...

    http://img149.imageshack.us/img149/4904/greceiz.jpg

    Dilimi kilitlemiş dünya… Kelimeler anlatmak istediklerimi anlatamasa da, bu aralar usulca gözlerimle anlatmayı seçiyorum.
    Otobüs penceresinden el sallayan bir çocuk , beni tanımasa da gözleri ile haykırıyor…
    - Görüşeceğiz …
    Uzunca bir yol, elleri ile çekmekte olduğu tekerlekli bir araba, tekerlekli arabada utanarak giden yaşlı bir baba … Yere bakan gözlerini kaldırıp, gözlerime fısıldıyor…
    -Görüşeceğiz …
    Kuşlar mevsimlerini bilip göçe uğrattılar beni, ötüşlerinden anladığım kadarıyla;
    -Görüşeceğiz …
    Kar kaplayıp sakladığında toprağı, güneş okşayarak erittiğinde karı, bahar
    geldiğinde söylediğinde baharı, rüzgar esip kurutup kopardığında yaprağı sessizce anlattıkları;
    -Görüşeceğiz …
    Bir anne ve göz kapakları dünyaya kapanmış bir bebek… Annenin elinde gözyaşlarıyla ıslanmış bir mendil…Toprak atılırken kürek kürek…Annenin gözlerinde ki kelime;
    -Görüşeceğiz…
    Hiç tanımadığım uzaklardan gelmiş bir grup yolcu , dillerinde bilmediğim dualar,yüzlerinde tanıdıktı tebessüm…Farklı olsa da kelimeler,anlaştığımız tek yer;
    -Görüşeceğiz…
    Gece kararttığında odayı, güneş alıp gittiğinde başını… Günümün yarını olacakmış gibi kurguladığım da zamanı… Uyku çöktüğünde gözlerime, benim için önemli olanı, ölümün küçüğü uykuyla susturduğumda…Alıp verdiğim her nefes sonrasında;
    -Görüşeceğiz…
    Aşuk maşuktan geçerken
    , Mecnun Leyla’sını Mevla’da bitirirken,Yunus ağlarken yane yane, Mevlana ‘’hamdım,piştim,yandım’’ diyerek dünyadan geçerken, her birinin de zikrettiği;
    -Görüşeceğiz…
    Adem Havva’dan ayrılırken, Meryem kelimesi İsa’ya son kez bakarken, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i gözlerinde okşarken, Yakup gözleriyle Yusuf’u özlerken, içlerinde sakladıkları;
    -Görüşeceğiz…
    Adım adım yaklaşırken
    Kabe’ye, gözlerin yerde…Aniden kaldırıp gözlerini Kabe’ye, gözlerinde nedenini bilmediğin gözyaşların ile… Kabe’den uzaklaşırken gözlerinden dökülen vedanın duası;
    -Görüşeceğiz…
    Şimdi bahar, kabul olmasını istediğimiz duamız var.
    Göremediğimiz yüze , duyamadığımız sese, hissedemediğimiz kokuya, anlayamadığımız dile, şefkate, merhamete, tevazuya, inceliğe ihtiyacımız var. Gelip geçen insanlığa,
    ÖRNEK OLAN İNSAN(sav)
    Şimdi bahar, kabul olmasını istediğimiz tek dua;
    Gözlerimiz gözlerinizi göremese de gönlümüz görüştü sizinle Efendim…
    Gönüllerin bir olduğu yerde Görüşmek Duası ile Efendim…[amin]

    Mihrican KESKİN

    Sevgili, Güler Kardeşime değerli katkılarından ötürü en kalbi sevgi, saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
    :100011:/

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    7/19/2009

    MİRAC kandilimiz mübarek olsun. EĞER BUNU O SÖYLEDİYSE MUTLAKA DOĞRUDUR.

    http://img263.imageshack.us/img263/8438/mirac.jpg

    Mi’rac’taki;

    Meleklerin bile yanıp kül olacağı noktadan,
    Ol Resul’ü ötelere taşıyan; GİZEMLİ SIRRA terkiz ile,
    “O’nun boyası” na boyanmak,
    Dünyalarımızı ve dünyaları CENNETLERE çevirmek

    Dua ve niyazlarıyla:

    GECEMİZ-GECENİZ KUTLU OLSUN...



    Feyiz ve bereketin coştuğu mübarek gecelerimizden biri de Miraç Gecesidir. Miraç bir yükseliştir, bütün süfli duygulardan, beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye terakki ediştir. Resulullahın (a.s.m.) şahsında insanlığın önüne açılmış sınırsız bir terakki ufkudur.

    Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde âyetlerle anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu îlâhî yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksâya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır:

    "Âyetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir." (İsra Suresi, 1)

    Miraçın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksâdan başlayarak semânın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da Necm Sûresinde şöyle' anlatılır:

    "O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O'nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O'nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü." (Necm Suresi, 7-18.)

    Allah'ın nimet, rahmet ve mağfiretinin müminlere bol bol ihsan
    edildiği gece manasına gelen MİRAC Kandilinde, bir yıllık yaşantımızı,
    ibadetlerimizi ve iyiliklerimizi iyi düsünecek ve ona göre hayatımıza
    çeki düzen vermek için samimi bir teslimiyetle nefis muhasebesine
    girelim inşaAllah....

    Rabbim bu mübarek günü ve gecesini hakkıyla ihya edenlerden eylesin inşaAllah....

    Dualarımız kabul,

    MİRAC kandilimiz mübarek olsun....

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    7/18/2009

    Bir kalpte dört sevgiyi birden nasıl barındırıyorsun?

    http://img20.imageshack.us/img20/6855/drtsevgi.jpg


     Efendimiz HZ. Ali'ye sorar;
    -Ey Ali !Allah'ı seviyor musun?
    -Evet Ya Rasulallah.
    -Ya Peygamberini seviyor musun?
    -Evet Ya Rasulallah.
    -Peki ya hanımını seviyor musun?
    -Onu da seviyorum Ya Rasulallah.
    -Peki ya çocuklarını ?
    -Onları da seviyorum Ya Rasulallah.

    Efendimiz tebessüm eder ve sorar:
    -Ya Ali! Peki bir kalpte dört sevgiyi birden nasıl barındırıyorsun?
    Hz.Ali bir an duraklar,cevap veremez:
    -Ya Rasulallah,biraz mühlet ver dü
    şüneyim,sonra cevap vereyim der."Olur"der Efendimiz.Hz.Ali'yi düşünceli bir hal alır.Onu böyle gören Fatıma validemiz:
    -Ey Ali !Seni dü
    şünceli gördüm,der.Seni düşündüren şey dünyalıksa o bize yakışmaz.Yok eğer ahiretlikse bana söyle birlikte düşünelim,der.
    Hz.Ali Rasulullah'la arasında geçen konu
    şmayı anlatır.Hz.Fatıma:
    -Ey Ali ben bunun cevabını sana söyleyim.Nasıl insan bedeninin sa
    ğ, sol,ön ve arka gibi yönleri varsa,kalpte öyledir.Git ve babacığıma de ki:

    "Allah'ı aklım ve imanımla,Rasulunu ruhumla,zevcemi nefsimle,çocuklarımı
    şefkatimle seviyorum..."

    Hz.Ali gider ve Efendimize bu
    şekilde bi açıklama yapar.Hz.Peygamber:

    "Bu nübüvvet a
    ğacının dalıdır.Vallahi o dal benim bi parçamdır."der.

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    7/5/2009

    Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah.

    http://img133.imageshack.us/img133/1629/cemlinleferahnketrbg.jpg

    “Gönül nûr-i cemâlinden habîbim bir ziyâ ister
    Gözüm hâk-i rehinden ey tabîbim tûtiyâ ister”

    (Sevgilim, gönlüm senin güzelliğinin nûrundan bir ışık ister. Ey tabîbim! Gözüm senin yolunun toprağından sürme ister.)

    Gönül pervânesi Muhammedî nura âşık olur da, O ilâhi şemin ziyâsından berî olabilir mi? “Berî olmak”, “olmamamak” ile eş anlamlıdır âşık için...

    “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
    Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl” Diyen ehl-i din kâinâtın yaratılış sırrını âşka, aşkın sırrını da Muhammed (s.a.v)’e dayandırmaktadır. “Levlâk” hitabının mazharı olan kâinatın Efendisi (s.a.v) ezelden-ebede aşkın merkezindeki kutlu yerini almış, alemleri ziyâsı ile aydınlatmaya devam etmektedir. O (s.a.v)’nun hakikatine muttali olmak öylesine zor ki, bir kırıntı, bir ışık dahi âşıkları mest etmeye yetmiştir.
    İmam Kurtubî bu gerçeği şu ifadelerle dile getirir: “Rasul-i Ekrem (s.a.v) Hazretleri’nin hüsn-i cemâli tamamen zâhir olmamıştır. Eğer vücudunun bütün güzellikleri olanca hakikati ile görünse, ashabı O (s.a.v)’na bakmaya takat getiremezlerdi. Ashâb-ı Kirâm’dan Rasûlullah’a duyduğu muhabbeti dile getirenler ise; kelimelerin ifade gücü ile sınırlı kalmışlardır.
    Rasûlullah’ın şâiri ünvanını alan Hassan b. Sâbit (r.a) O eşsiz güzelin, güzelli
    ğini şu mısralarla şiirleştirmiştir;

    “Ve ahsen ü minke lem terâ kattu ‘aynî
    Ve ecmelü minke lem telid’in-nisâü
    Hulikte müberrean min külli ‘aybin
    Ke enneke kad hulikte kemâ teşâü”
    (Görmedi senden güzel bir cism-i âlî gözlerim
    Etmedi senden güzel tevlid, evlâd bir ana
    Ayb ü noksandan berîsin yâ Rasûlallah sen
    Sanki arzû etti
    ğin sûrette halk etmiş Hudâ)

    O (s.a.v) bakmaya dayanamayan âşık sahabilerden Câbir b. Semüre (r.a)’nin gözleri aya takılır, der ki;
    “Mehtaplı bir gecede Peygamber Efendimiz’i kırmızı renkli elbisesi ile gördüm de; bir O’na baktım, bir de aya. Vallahi bence O (s.a.v), aydan daha güzeldi.”
    Kâinatta herşey O’na aşıktı. A
    ğaçlar, taşlar selam verir, Ey sevgili, bir nazarına, bir dokunuşuna herşeyim fedâ olsun, hoş geldin, safalar getirdin derlerdi. Güneş O’nu incitmemek için çırpınır, ay parmak işâretini beklerdi.
    Nitekim bir işâreti, ayın ikiye bölünmesine yetmişti. Hz. Ömer (r.a) seçkin sahabî Cerir b. Abdullah (r.a)’ın eşsiz güzelli
    ğini anlatabilmek için; “Cerir, bu ümmetin Yusufudur” derdi. Alemlerin kendi yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı Fahr-i Kâinat Efendimiz ise, yaratılmışların, yaratılacak olanların da eşsiz güzeli idi. Bu eşsiz güzelliğe meftun olan, için için hasret ve muhabbetle yanıp tutuşan Yaman (Yanar) Dede O (s.a.v)’nun cemâli ile ferahlamanın yollarını arar. Yanar Dede mısra mısra yanar, duman duman tüter şiirlerinde;

    “Susuz kalsam, yanan çöllerde cân versem elem duymam
    Yanarda
    ğlar yanar bağrımda, ummanlardan nem duymam
    Alemler ya
    ğsa göklerden ve ben messeylesem duymam
    Cemâlinle ferahnâk et ki yandım yâ Rasûlallah.”

    Habîbullah (s.a.v)’ın cemâlini dünya gözü ile görme lütfuna nâil olan sahabilerden bununla yetinmeyip O’nu öpüp koklamak isteyen Üseyd b. Huday (r.a)’ın bu arzusuna ulaşmak için başvurduğu usul de, âşığın halini anlatan tarihi bir sahne olarak kaynaklarda yer alır; “Üseyd birgün, Hazret-i Peygamber’in de şereflendirdiği bir toplulukta fıkra anlatıyor ve arkadaşlarını güldürüyordu. Muhtemelen fıkranın dozunu biraz kaçırmış olmalıdır ki, Hazret-i Peygamber elindeki çubukla Üseyd’in böğrüne dürterek O’nu ikaz etme durumunda kalmış; bunun üzerine, Rasulullah (s.a.v)’la aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir;
    “- Beni acıttın yâ Rasûlallah! Kısas isterim!
    - Öyle ise kısas yap!..
    - Fakat yâ Rasûlallah!.. Senin üzerinde gömlek var. Halbuki sen vururken benim üstümde gömlek yoktu!..
    Hazret-i Peygamber (s.a.v) gömle
    ğini kaldırınca, Üseyd Efendimiz’i kucaklar ve böğrünü öperek ilave eder;
    - Anam-babam sana feda olsun yâ Rasûlallah, işte maksadım buydu” (Ebu Davud, Sünen, lV, 482-483)
    Bahsimizi güzeller güzeline salâtu selam ile tamamlarken, aczimizi ve gönül perişanlı
    ğımızı arz ile şefaat diliyoruz.

    “Es-selâtü ve’s-selâm ey Mustafa
    Yâd-ı nâmındır veren kalbe safâ
    Es-selâtü ve’s-selâm ey müctebâ
    Dilde aşkın dilde nâmın dâima
    Es-selâtü ve’s-selam ey murtazâ
    Çünkü aşkınla bulur gönlüm şifâ
    Es-selâtü ve’s-selam ey Mustafa (s.a.v).”

    Mustafa DEMİRCİ

     
    MeDiNeNiN GuLu - EnTe EnTe Rasulallah - Ay Yuzlu
    by rizaberkan

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    6/22/2009

    Yıl bindokuzyüz küsür, ikibin ne farkeder. SeNi ÇoK ÖzLeDiM Ey RaSuL

    http://img34.imageshack.us/img34/1139/eysevgilirbg.jpg

       
    Alemlerin Efendisi Muhammed_i (sav) cok ozledim
    by rizaberkan

    Yıl bindokuzyüz küsür, ikibin ne farkeder.
    Ben seni as
    ırlardır tanıyorum!
    Çok s
    ıcak bir gün olacakmış bu gün.
    Ben senin aşk
    ınla, tarihler boyu yanıyorum.

    ***

    Her sabah! Ta ezanla başlayıp yaşıyorum.

    Bir an bile ç
    ıkartmamaya çalışıp, aklımdan seni.
    Hat
    ıraların hüzne boğsada çoğu zaman beni.
    Dostlar
    ın, arkadaşların nasıl sevdiyseler seni.
    Öylece seviyorum senin olan her zerreni.

    Üzgünüm hüznünle tutamam gözlerimi,

    Aklıma gelir hüzün yılı peygamber kederleri.
    A
    ğlarım,taşarım sığamam hiç bir yere.
    Akar
    ım Mekke'den nur kaynağı Medinene.

    Hiç görmedim ama oralar
    ı, sanki çevrem civarım.
    Ya Resulallah!Ben-Sen varoldu
    ğun için varım.
    Rabbim me
    ğer ne çok seviyormuş beni.
    Tan
    ıtmış kainatın en güzelini.

    SEVG
    İLERİN EN GÜZELİ
    SEVG
    İLİLERİN EN YÜCESİNE OLANDIR

    HaKaN DİDİNİR

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    5/28/2009

    TeNeKe YüReĞiMDeN GüL NeBi'ye...

    http://img33.imageshack.us/img33/4610/sahibelmeydan.jpg

    Rahman Ve Rahim Olan ALLAH'ın adıyla
    Salât ve selam olsun sana Ey Gül yüzlü Gül Peygamberim
    Gül Yüzlüm
    Seni tanıyalı yıllar oldu belki, ama sana yazabilme cesaretini şimdi bulabildim
    Nasıl başlasam bilemiyorum Sahip olduğum bu teneke yüreğimden sana layık olmayan sözlerin dökülmesi endişesi içerisindeyim
    Ellerim taş kesilmiş
    Bedenim tutsak Efendim Kalbim bir güvercin gibi titriyor kafesinde
    Kalbimin çekirdeğinde inceden bir sızı; bu sızı Senden Efendim, Sensizlikle imtihan olma korkusundan
    (Rabbim Sensizlikle imtihan etmesin beni, "bizi")
    Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorum
    ve o kırık dökük, kirli paslı gönlümle sesleniyorum Sana
    Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorsam bile, Gönlümün en temiz yerini sana ayırdım Efendim
    İsterdimki gönlümün bütün odaları tertemiz olsun Senin Sevginle, Senin nurunla dolu olsun Ama başaramadım Efendim Rabbim'in bana emanet ettiği tertemiz yüreğimi fani şeylerle doldurdum Dünya ve dünyalık şeylerle istila ettim yüreğimi Zaten onun için kararmış tenekeleşmiş yüreğim
    Can Efendim Sana karşı çok mahcubum
    Doğru düzgün tanıyamadım Seni Tanıyamayıncada tanıtamadım Şu kararmış yüreğimi aydınlatamadım Senin Nurunla, kararmış gönüllere sunamadım Senin Sevgini
    Herşeyin başı Seni sevmektir, aşkınla yanıp tutuşmaktırTam anlamıyla Sevemedim(dik) seni yanıp tutuşturamadım(dık) gönlümü(gönüllerimizi)Oysa tam anlamıyla sevseydi(m)k Yanıp tutuşturabilseydi(m)k
    Gönlümü (Gönüllerimizi) bugün bu hallerde olmazdık
    Ey Nebim
    Gönlümün Gülü Sensin bizim tek kurtuluşumuz, Sensin bizim felaha erişimiz
    Seni anıyor yer gök,canlı cansız ne varsa Seni çağırıyor
    Ne olur artık Gel Ey Can
    Gelde gör ümmetinin halini Uyuyan nefs(imi)lerimizi, Şeytana köle olmuş benliği(mi)zi, şu naçarlaşmış pasifleşmiş ruh(umu)larımızı gör
    Ya RasulALLAH ancak sen kurtarabilirsin b(eni)izi bu anlamsızlaşmış kötülüklerle dolu dünyadan
    Gelde kurtar bu yozlaşmış düşüncelerden Anlamsız hayallerden fani aşklardan gelde arındır gönlümü (gönüllerimizi)
    Gelki bu kirlenmiş gönlüm (gönüller) Nurunla yıkansın
    Gelki çekip gitsin Zulmet
    Gelki Şehadet olsun sensizliğin bedeli
    Gelki Bir kor saç içime,
    Gelki ocaklar gibi yanayım
    Gelki Bu can yoluna kurban olsun ve anam-babam sana feda olsun yâ ResulALLAH

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    5/19/2009

    Peygamber Efendimize (sav) Neler Sevdirildi?



         Sevgili Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, bir gün ashâb-ı kirâmın ileri gelenleriyle sohbet ediyorlardı:
       "Bana dünyanızdan kadın ve güzel koku sevdirilmiş, namaz da gözümün nuru kılınmıştır." (Nesai, İşreti'n-Nisa, 1; Ahmed b. Hanbel, III, 128,285) buyurdular.
       Bunları izah edecek olursak;

    1.Güzel koku:

       Çiçeklerin şahı gül, insanların şahı da Aleyhissalatü vesselam Efendimizdir. O, güzel kokunun menbaıydı. Zira bütün güller izafi, o ise aslidir.
       Bir yetimin başını okşadığında, o çocuk etrafa yaydığı güzel koku ile diğer çocuklar arasında rahatça fark edilirdi. Yine Peygamber Efendimizle musafaha edenler, onun mübarek teninden yayılan mis kokusunu akşama kadar ellerinde koklayabilirlerdi.
       Sevgili Peygamberimizin koku sürünmeye ihtiyacı olmadığı halde ümmetine fiili kıstas ve "üsve-i hasene: en güzel örnek" oldukları için sık sık güzel koku kullanırlar ve ashabını da buna teşvik ederlerdi.
       "Misk, kokuların en güzelidir" (Müslim, Elfaz, 18) buyuran Allah Rasulü, "Bir kimseye reyhan takdim edilirse onu reddetmesin. Zira reyhan taşınması hafif, kokusu güzeldir." (Müslim, Elfaz, 19) buyurarak ashabını da teşvik etmişlerdir. Veda haccında ihramı giymeden önce gusül abdesti aldılar, taranıp güzel kokular sürdüler.
       Hazret-i Ömer, güzel koku hakkında," malımın önemli bir kısmını güzel kokuya vermeyi israf saymam." buyurmuşlardır.
       Ruhânî varlıklar, melekler de güzel kokuya aşıktır. Güzel koku, müslümanın gönlünün, zâhire (dışa) aksetmiş şeklidir. Allah Teala da, Kur'an-ı Kerim'de çok tevbe edip çokça temizlenenleri sevdiğini haber vermiştir.

       2. Kadın, yani kadına muâvenet (yardım):

       Gerçek manası, kadın cinsine saygılı olmak, şefkat göstermek ve iyi davranmak gerektiğini anlatmaktır. Zira o devirde kadınlar toplumun yüz karasıydı. Câhiliye Araplarında, altı yaşında merhamet ve şefkate muhtaç kız çocuğu, annenin yüreğinden kopartılarak götürülür, anne yüreği çılgına çevrilerek, diri diri toprağa gömülürdü. Bu fâcianın adı "dayıya gitmek"ti.
       Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz'le, annelerin yavrularıyla yüzü güldü. "Cennet, annelerin ayaklarının altındadır." buyurdu. Her doğan kız çocuğuna şenlikler yaptı, ziyafetler verdi. Bu adi davranışı yaşayışıyla da reddetti.

        Bir gün Ümm-i Eymen çarşıya doğru süratle koşarken Süleyme'ye çarptı. Süleyme bağırdı:
       "-Ne var böyle koşacak?"
       "-Muhammedü'l-Emin'e müjde götürüyorum."
       "-Ne müjdesi?"
       "-Dördüncü kızı doğdu."
       Hayret ve şaşkınlık içinde Süleyme'nin gözleri sanki çanağından fırladı:
       "-Ona dördüncü kızını mı muştulayacaksın?"
       "-Evet."
       Süleyme, Ümm-i Eymen'e yaklaştı, hafif ve korkulu bir sesle:
       "-Bereke (Ümm-i Eymen) bana doğruyu söyle!"
       "-Hangi konuda?"
       "-Efendin, tekrar kızı olduğu haberini acaba nasıl karşılayacak?"
       Bereke güldü ve dedi ki:
       "-Senin bu suâlin bana ilk kızı Zeyneb'in doğduğu günü hatırlattı. Bana o zaman da bu haberi ona götürmemi emrettiler. Ben ona gittim. Fakat korkudan titriyordum. Yeni doğan kız çocuğu ile beni bir çukura koyup üzerimizi toprakla kapayacağını zannediyordum. Fakat ben öyle bir durumla değil, hiç ummadığım ve beni dehşete düşüren bir hareketle karşılaştım.
       "-Nasıl yani?"
       "-Kızı olduğunu duyar duymaz yüzü sevinçle parladı. Gitti onu alıp öptü ve bağrına bastı. Kızının anasını bu sebeple tebrik etti. Sonra kurbanlar kesti ve doğumunu herkese yemekler vererek kutladı."
    Süleyme hayretten donakalmış bir şekilde bekliyordu. Çünkü o üç defa evlad acısı tatmış olduğu için böyle bir şeyi aklı almıyordu. Kocası, her kızı doğdukça götürüp onları diri diri gömmüştü. Bu şefkatli babanın dördüncü kızı Hazret-i Fatıma'ydı.
       Yine Medine'de torunu Zeyneb'i omuz başına alarak mihraba geçip namaz kıldırdı. Secdeye giderken çocuğu omzundan yere indiriyor, kalkarken tekrar omzuna alıyordu. Namaz bittikten sonra ashab, bu yaptığının sebebini sordular. Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki:
       "Kızım Zeyneb benden çok ayrı kaldı. Mekke'de müşriklerin elinde çok mağdur oldu. Böylece onun gönlünü almış oluyorum."
       Sevgili Peygamberimiz bu cevaplarıyla yalnız torunu Zeyneb'i değil, bütün Zeynebleri, kadın cinsini kast etmekteydi. Burada işaret edilen nokta şuydu:
       "Ey Cahiliyye devrinin insanları! Sizin dipdiri gömdüğünüz varlığı ben, benim için mîrac olan ibadette, Allah'ın huzurunda bile omzumda taşıyorum, demek istiyordu.

       3.Gözümün nûru olan namaza riâyet:

       Sevgili Peygamberimiz, gözümün nuru olarak buyurdukları namazı da çok severlerdi. Geceleri pek az uyur, sabaha kadar namaz kılarlardı. Uzun saatler Cenab-ı Hakk'ın huzurunda durmaktan ayakları fazlasıyla şişerdi. Gerçi aşağıdaki âyet-i kerime ile, kendilerine teheccüd namazı emrolunmuştu:
       "(Ey Rasulüm!) sana mahsus fazla bir namaz olarak, gece uykudan kalk da Kur'an ile teheccüd kıl. Rabbinin seni bir makam-ı Mahmuda göndermesi yakındır." (İsra 17/79)
       Teheccüd namazı iki rekattan en fazla on iki rekata kadardır. Halbuki Rasulullah Efendimiz ayakta duramayacak hale gelinceye kadar namaz kılardı. Bazen iki rekat, bazen dört rekat namazda Kur'an-ı Kerim'i hatmederlerdi. Bir gün Aişe validemiz dayanamayarak sordu:
       "-Ya Rasulallah! Rabbin sana gelmiş, geçmiş ve gelecekteki günahlarının bile afv olunduğunu bildirdiği halde, kendini niye bu kadar üzüyorsun?"
       Rasulullah Efendimiz ise:
       "-Ya Aişe! Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?" buyurdular.
       Yine Aişe -radıyallahu anha- şöyle anlatır:
       "-Biz Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ile oturur, konuşurduk. Birlikte sohbet ederdik. Namaz zamanı gelince, birbirimizi tanımıyormuşuz gibi olurdu."
       Ebu Süleyman Darani, "İki rekat namaz kılmak mı istersin, Firdevs'e girmek mi?" diye soracak olsalar, iki rekat namaz kılmayı seçerdim. Çünkü Firdevs'e girmek nefsin hoşlanacağı bir istektir. Fakat iki rekat namaz kılarsam Rabbimle beraber bulunmuş olurum." buyurmuştur.
       Bu misaller, zirvelerden birer nümunedir. Biz bu zirveye ne kadar yaklaşabilirsek!..

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    5/11/2009

    BeN BiR GüZeLi SeVDiM

    benbirgzelisevdimrbg.jpg


    Adı gönlümde gizli olan bir yetimi sevdim.

    Yalanı bilmeyen ALLAH ı dilinden düşürmeyen
    yüre
    ği yaralıyı sevdim.

    Aşkı uğruna bütün hendekleri aşan dağları delen ve
    hiçbir kalbi incitmeyeni sevdim.

    Bir çiçek için bin çiçeği ezmeyen
    Allah rızası için canından ci
    ğerinden geçeni sevdim.

    Gecesini gündüzüne katan uykusunu ibadete harcayan
    şeytana bakmayan yüzü sevdim.

     Takva ve teslimiyette en ileride olan
    hasretiyle çıra gibi yakan nur yüzlüyü sevdim.

     Taşa gül atıp baş yarmayan adaletten şaşmayan
    her insana hürmet ile davrananı sevdim.

     Sevdim ben cennet kokulu bir güzeli sevdim
    ismi Muhammed(S.A.V) olan Habibullahı sevdim.

    Mübarek zatı zikredildiğinde kalbimi alev alev yakan
    ba
    şka aşklara yer bırakmayan sevgiliyi sevdim.

    Cennet bahçesi gül makamına davetini
    nurlara bürünüp a
    şıklarını cezbetmesini sevdim.

     Ayrımcılık yapmayıp her insanı ALLAHın yarattığı kul bilip
    evinde a
    ğırlamasını sevdim.

    Sevdim çok sevdim
    onu gerçekten sevenler gibi sevdim

    Ravzasında kokusunu alıp
    yanıp yanıp a
    ğlamayı sevdim.

     Rüyalarımda bile Seni anmayı sevdim Sultanım.

    En çok Seni
    Seni görmek istedim
    göremesem bile

    ben Seni çok sevdim...


    Ben En Güzeli sevdim...

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    4/15/2009

    SeNi Ne ÇoK ÖZLeDiK eY NeBiLeR NeBiSi

    http://img54.imageshack.us/img54/7904/nebiuy4hp2.jpg

    Dünyanın en çok naat yazılan dili Türkçedir. Bu aziz toprakların sakinlerinin, 'alemlere rahmet olarak gönderilen' Efendimiz'in yer yatağında doğmasına bile gönlü razı değildir. Bu sırdandır ki, tüm zamanların en güzel mevlidini yazmış olan Süleyman Çelebi, 'Hem hava üzre döşendi bir döşek/Adı Sündüs döşeyen anı melek' der.

    Kendisine dünya siyer ödülünü kazandıran iki ciltlik nefis eserinde Salih Suruç, Allah'ın Sevgilisi'nin doğumunda, Arabistan çöllerinden başlayarak bütün arza nefis bir kokunun yayıldığını söyler ki, bu, Arapça'da, 'tıyb' kelimesiyle ifade edilen kokudur, tıyb 'ruhun kokusu'nu ima eder. Kutlu doğumla birlikte, aslında iş başa dönmüş, Başak burcu başlamış ve varlık kemalini bulmuş, başla son birleşmiş, tevhidin en ileri düzeyi gerçekleşmiş, devr tamamlanmıştır. Efendimiz için, 'nuru evvel, ba'sı sonra' denir. İlk yaratılan, O'nun nurudur. Aziz Mahmud Hüdayi'nin görkemli eseri, Hz. Muhammed'in Zuhuru'ndan öğreniyoruz ki, 'başlangıçta Allah vardı ve O'nunla birlikte bir şey yoktu...'

    Sonra Allah, 'bilinmeyi sevdi ve ilk olarak Muhammedi Nur'u yarattı.' Adem henüz su ile balçık arasındayken O peygamberdi. Varolan her şeyde Allah'ın Sevgilisi'nin nurundan bir sır, bir hakikat vardır. Bu hikmetten dolayıdır ki, yaratılmış olan her şey, davet ümmeti'dir. O'nun evrensel rahmet ve hidayet çağrısına 'evet' diyen ve inanan herkes ise, 'icabet ümmeti'dir. Efendimiz başlangıçta bir nurdu ve nur suretinde tecessüm etmişti. Allah O'nun bedenini yani Adem (as)'in bedensel kökeni olan vücudunu Celal ve Cemal elleriyle (bir rivayette kozmik zaman olarak) kırk yıl yoğurdu. Aziz Mahmud Hüdayi, kamil insanın prototipi olan Allah'ın Resulü'nün de fiziksel atası olan Adem'in (as) toprağının arzın farklı yerlerindeki kırmızı, beyaz, siyah, sarı topraktan devşirildiğini söyler: 'Toprağın yapısına göre, Ademoğullarından kimi kırmızı, kimi siyah ve beyaz veya ara renklerden/ırklardan oluştu.'

    Alemlere Rahmet olarak gönderildi

    http://i32.tinypic.com/4kzb7p.jpg

    Adem'e secde edin emri üzerine Cebrail (as)'den başlamak üzre büyük melekler, mukarreb melekler ve diğer bütün ruhaniler, O'na selam secdesi etmişlerdir. Bir rivayette büyük meleklerin yüz yıl secdede kaldığı söylenir. Bu, ubudiyyet değil, selam secdesidir ve müminlerin birbirlerine verdikleri selam da o muazzam karşılamadan bir sır taşır.

    Süleyman Çelebi, alemlerin rahmet elçisinin doğumunu, 'merhaba'larla selamlar ve Türkçemizin en samimi, en lirik karşılaması bu mısralardır. Efendimiz, kendisinde Allah ism-i camiinin kemaliyle tecelli ettiği en büyük delildir. Kainatın anahtarı, onun ruhuna/nuruna dercedilmiştir. Adem'in (as) bedenine ruh üflenmesi, Muhammedi Nur'dan nasiplenmesidir, zira O, bütün kitapların annesi (ümm)dir, bütün semavi öğretilerin toplamı ve aktarıcısıdır, kitabın, İlahi sözün ve bildirinin kendisinde kemale erdiği en büyük nebi ve resuldür, velayetin ve nübüvvetin arşıdır. Adem'in kendisine ruh üflenince başına konan zümrüt tac, O'nun alnından fırlayan ışıklı kartaldır. Kainatın Rahmet elçisi, inci ve yakuttan bir tahtta oturur, bu manevi tahtın dört direği vardır. Her sütunda parlaklığı güneş ve aydan daha fazla olan büyük bir inci ışıldar. Melekler hayrete düşer ve şöyle seslenirler: 'Ey Rabbimiz! Sen bundan daha üstün varlık yarattın mı?' Bu Adem'dir (as), Muhammed'dir, İbrahim ve İsa'dır... Bütün nebilerin ve resullerin annesi olan rahmet peygamberidir. Kutlu doğumunu bir kez daha idrak ettiğimiz Allah'ın Seçkin Elçisi'nin nuru, hiç şüphesiz Allah'ın en-Nur ism-i şerifinden gelir. Heidegger'in varlık mertebelerinde söz ettiği göklülerin en şereflisidir O. Gök yatağında doğmuştur ve nuru, varlığın bidayetine kadar uzanır. Hz. Hüdayi, cennet ve cehennem yaratılmadan üç yüz yirmi dört bin sene önce Nur-ı Muhammedi'nin (as) yaratıldığından söz eder.

    Efendimiz, kamil ve kadim insan'dır. Kadim insandır, insanın ebedi çocukluk hakikatinin sırrıdır, masum ve korunmuştur, saftır ve biatı her dem tazedir. Kamil insandır, insanlığın manevi yetkinlik düzeylerinin doruğu O'nun hayatındadır. En güzel insan, en sevgili eş, en hayırlı baba ve dede, en başarılı komutan ve 'diplomat', en mahir ev reisi, en halim ve selim yoldaş, en enis arkadaş, en müşfik yarendir. 'Anam babam sana feda olsun' diye başlar ona seslenen cümleler. 'Bir elime güneşi diğerine ayı verseniz yine de davamdan dönmem' diyecek kadar muazzam bir iman ve yakin sadece O'ndadır.

    O'nun sohbeti nurani bir iksirdir ve yanında birkaç dakika kalanın ruhu ve zihni nurlanır, İlahi Hakikat'e açık ve hazır hale gelir. Ömrü içmekle geçen Ayyaşi Nazım Çelebi, O'nu bir kez rüyasında görür ve naat edebiyatının en güçlü kalemi olur. Bütün kamil veliler, Efendimiz'in risalet ve velayetinin birer tecellisinden ibarettir. O, varlığın sütunu, arzın halifesi ve insanlığın gözbebeğidir. Nuru yaratılmıştır, ardından O'na has güzelim bir çehre ve beden yaratılmış, sonrasında Hz. Hüdayi'nin beyanı üzre, başına hidayet tacı konmuştur. Boynuna tevazu, gözüne haya, alnına yakin, ağzına sabır, diline doğruluk, yanaklarına muhabbet, göğsüne nasihat, kalbine vera, içine zühd, dizlerine korku, adımlarına istikamet yerleştirilmiştir. Allah, Efendimiz'in kalbine merhamet doldurmuş, O'nu şefkatle terbiye etmiş, Rububiyetiyle tesviye etmiştir, ikramla yüceltmiş, risalet ödeviyle seçkin kılmıştır. Allah, Habibi'ni Kendisi için seçmiş, Mustafa kılmış, başına iman tacını iliştirmiş, sırtına hidayet hırkasını giydirmiştir. O'nu ezelden Sevgili diye isimlendirmiştir. Allah'ın 'Habibim' diye seslendiği tek nebi O'dur.

    Sonra Allah, Kendisi'yle varlık arasında çokluktan kinaye yetmiş bin nurani ve zulmani (Celali ve Cemali) perdeler yaratmıştır. Her perdede bilinmez olarak kalmış ve ardından bir ağaç var etmiş, ona yakin ağacı demiş, Habibi'nin ruhunu bu ağacın en yüce dalına yerleştirmiştir. Yakin ağacının dört dalı vardır. Muhammedi ruh, bu ağaçta, yine çokluktan kinaye kırk bin sene Allah'ı tesbih etmiştir. Sonra Habibi'nin karşısında bir ayna yaratmış, bu mücella aynaya bakan Muhammedi Nur, kendisini en güzel şekilde müşahede etmiş ve Allah'a şükür secdesinde bulunmuş, bunu beş kez tekrarlamış, namazın çekirdeği buradan doğmuştur.

    İnsanlığın İftihar Tablosu'na selam olsun

    http://pic20.picturetrail.com/VOL1463/6275212/12476131/243590524.jpg

    Sonra Allah, nurani zincirlere asılı bir kandil yaratmış ve Efendimiz'in (as) ruhunu bu kandilin içine yerleştirmiştir. Bu, varlığa Muhammedi öğretiyi taşıyan ruhun ışımasıdır. O'nun gözbebeği marifet şehrinin kapısı olan Hz. Ali efendimizdir. Ehl-i Beyt-i Mustafa da temiz ve temizleyicidir, bu nurdan en fazla feyizlenmiş olanların ilkidir. Doğruluk bir şehirdir ve kapısı Ebubekir'dir (ra), O'nun da ruhu, o kandilden ışıyan İlahi Nur'un tecellisiyle parıldar. O 'Sonsuz Nur', kıyamete değin yeniden yeniden ışıldar, doğar ve biz o kutlu doğumu her yıl yeniden kutlar, O'nun getirdiği nurun haleleri arasına girebilmek, ondan feyizlenmek için ateşe koşan kelebekler gibi atılır, yanmak isteriz. Ana babamızın ona feda olmasını isteriz, kendimiz için en değerli şeylerden vazgeçer, sadakaların en büyüğü olan benliğimizi tasadduk etmek isteriz. Bu, nurdan bir istektir ve melekler onu, hayat ağacının dallarına ışıktan bir çiçek gibi asmak isterler. Allah'ın Sevgilisi, biri kendisine seslendiğinde veya kendisi sesleneceğinde bütün bedeniyle dönermiş. Bu, 'kulum bana bir adım geldiğinde, ben ona koşarım' buyuran Allah'ın İlahi ahlakına uymak içindir.

    Çünkü O, Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmıştır ve ne zihni şaşar ne gözü başka bir şeye bakar. O, ay'dır, bir adı da kamer'dir, hilal halindeyken halka gizlenir sadece Rabbiyle halvet olur, dolunaya dönüşür halka bakan yüzü açılır. O, nebiler ve veliler göğünün güneşidir, Noksani'nin dediği gibi, 'kudret kandilinden balkıyıp durmakta'dır. Belki de bütün bu kainat dekoru, bütün bu insanlık macerası o sahne içindir? Allah'ın sevgilisi ile Kemalı'nın Hira'da buluşması. Bu buluşma, O'nun getirdiği Kelam'ı okumaya niyetlenen her müminin kalbinde bir gölge olarak yeniden belirecektir. Çünkü O'nun taşıdığı İlahi Haber, her okuyanın kalbine yeniden yeniden sefer eder. Bu haber, göklerden inmiştir, kaderin üstündeki kaderdir, getiren de Süleyman Çelebi'nin beyanı üzre, 'gök yatağında doğmuş'tur, tekrar arşın sırlarına doğru yücelmiştir.

    Sadık YALSIZUÇANLAR

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    4/9/2009

    CeNNeT'iN KaPıSıNı NaSıL aÇar GüNLüK iŞLeRiMiZ ? iŞTe ReSuLuLLaH'ıN [sav] BiR GüNü...

    http://img19.imageshack.us/img19/800/nurm.jpg


    Her birimizin hayatımızı idame ettirebilmek için yaptığımız, hayatımızın rutinine dönüşmüş belli davranışlarımız var. Uyuyoruz, yemek yiyoruz, tuvalete gidiyoruz, alışveriş yapıyoruz...ve bunlar gibi milyonlarca şey daha...

    Yüce Mevla'nın hayatımızın devamını sağlayan bu yetileri bize bahşetmiş olması çok büyük bir nimet muhakkak. Peki, bir de Yaradanımız zaten yaptığımız bu işler yoluyla bize cennetin kapılarını açmayı vaad ediyorsa...

    Allah(cc),günlük hayatta yaptığımız sıradan işlerimizi yaratılmış en harukulade insanın, yani Rasul-ü Zişan Efendimiz'in yaptığı şekliyle yaptığımızda ibadete dönüşeceği müjdesini veriyor! Biz de kadincakararinca.com ekibi olarak sizler için Rasul-ü Zişan Efendimiz'in gündelik hayatında izlediği yolu çizdik. İşte Resulullah'ın bir günü...

    http://www.cevrimicihaber.com/haberimages/HZ-MUHAMMED-YAZI-K.JPGhttp://img218.imageshack.us/img218/6074/ustbgkw9.gifhttp://www.cevrimicihaber.com/haberimages/HZ-MUHAMMED-YAZI-K.JPG

    Uyumak arzu ettiği zaman sağ elini başının altına koyar. Kabe’ye yönelir, dizlerini karnına kadar çeker 33 sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahuekber tesbihlerini çeker. Nas ve Felak surelerini okur ve avucuna üfürüp tüm bedenini meshederdi.
    Yeni elbise giyeceği zaman, Cuma günü giyinirdi.
    Su içerken önce sağdakine uzatırdı.
    Rahatsızlanınca kendine muavvizeteyni (nas ve felak) okur ve eliyle üzerini meshederdi.
    Rahatsızlanınca bir avuç çörek otu alıp üzerine su ve bal döküp içerdi.
    Unutmasından korktuğu bir iş için küçük parmağına yahut yüzüğüne bir iplik bağlardı.(yani işaret koyardı)
    Sarık giydiği zaman omzundan sarkıtırdı.
    Ashabından birini bir yere gönderdiği zaman şöyle buyururdu: “Müjdeleyin, nefret ettirmeyin, kolaylaştırın güçleştirmeyin”
    Bir söz söylediğinde yavaş yavaş konuşurdu. 3’ten fazla tekrarlamazdı.
    Birinden bir şey duyduğunda, isim verip falan niye böyle? Demezdi. İnsanlar neden böyle yapar derdi.
    Abdest alırken yüzüğünü oynatırdı.
    Yeni elbise giydiği zaman hamd eder 2 rekat namaz kılıp eskisini fakirlere verirdi.
    Kahkaha ile gülmez, tebessüm ederdi.
    Sevinçli bir işle karşılaştığı zaman şükür secdesi yapardı.
    Bir yere oturup da oradan kalkacağı zaman en az 10 ile 15 defa istiğfar ederdi.
    Kendisini bir şey üzdüğü zaman namaz kılar, ayaktaysa oturur, oturuyorsa yatardı.
    Helaya girerken yüzüğünü çıkarır, “YA ZELCELAL” derdi. Çoraplarını çıkarır paçalarını yukarı doğru sıyırır, sol ayağıyla girer, sağ ayağıyla çıkardı. Yüzüğünü çıkarırdı. Başını örterek helaya girer, şerlilerin şerrinden Allah’a sığınırdı.
    Evine girerken, evden çıkarken, gece uyandığında ve her abdestten sonra misvak kullanarak diş temizliğine önem verirdi.
    Birine dua edeceği zaman önce kendi nefsinden başlardı. Duada bir şey isterken avuçlarının içini kendine doğru çevirir, bir şeyden sığındığı zaman da avuç içini dışarı doğru çevirirdi.
    Rükuda sırtını dümdüz yapardı.(erkekler için)
    Kendisine yabancı heyetler geldiğinde en yeni ve temiz elbiselerini giyer ve sahabeye de bunu emrederdi
    Tekbir alırken parmaklarını tam açardı.
    Herhangi bir kıyafet giyerken sağdan başlayarak giyerdi. Soldan çıkarırdı.
    Ashabın elini tuttuğu zaman Ashap çekmeyince çekmezdi.
    Ashapla karşılaşıp konuştuğunda ashap ayrılmadıkça O ayrılmazdı.
    Sahabelerle karşılaşınca önce selam verirdi.
    Korku veren ayetle karşılaştığında Allah’a sığınır, rahmet ayetiyle karşılaştığında Allah’tan onu isterdi
    Ev halkından biri hastalandığında ona nas ve felak surelerini okurdu.
    Yürürken sağına soluna bakmadan sert adımlarla yürürdü.
    Mescide veya eve girerken sağla girer ve genelde önce sağdan başlardı.
    Arkasında bir mazereti olmadan yüz üstü yatanı iter ve şöyle derdi: “Allah’ın en öfkelendiği yatış şeklidir bu”
    Ayakkabılarını giyerken önce ters çevirir, eğer içinde bir şey varsa düşsün diye. Sonra sağdan giymeye başlardı, çıkarırken de solunu çıkarırdı.
    En çok pazartesi, Perşembe oruç tutardı. Neden böyle yaptığı sorulunca: “Ameller he pazartesi ve Perşembe Allah’a sunulur. Oruçluyken amelimin Allah’a arz olunmasını severim” derdi.
    Yemeğe oturmadan ellerini yıkayıp sağ ve sol elin baş parmağıyla gözlerini mesh ederdi. Yemeğe besmeleyle başlar sonunda şükrederdi. Yaslanarak yemek yemezdi.
    Yüzüğü gümüş, taşı akikti. Yüzüğünü sağ eline takar ve abdest aldığında oynatırdı.
    Genelde Cuma günü yıkanır ve boy abdesti alırdı.
    Su içerken kıbleye doğru oturur, besmele çeker 3 yudumda bir nefes alarak içerdi. İçtikten sonra Elhamdülillah derdi. İçi görünen kaptan içer, içerken suyun dibine bakardı.
    Banyodan çıkmadan önce de diz kapaklarından ayaklarına kadar bir tas soğuk su dökerdi.
    Birisine bir şey vaat ettiği zaman yerine getirir, sözünden dönmezdi.
    Hizmetçiye söylediklerinden biri de, bir ihtiyacın var mı? Derdi.
    Kendisine melekler geldiği ve Cebrail ile konuşması sebebiyle, sarımsak, soğan gibi şeyler yemezdi.
    Tebessüm etmeden konuşmazdı.
    Ramazan bayramında tatlı bir şey yiyerek camiye giderdi.
    Kurban bayramında kurban kesilmeden bir şey yemezdi.
    İkram edilen kokuyu asla geri çevirmezdi. Kendilerinden bir şey istendiğinde verir, verecek bir şeyi yoksa susardı.
    Biat esnasında bile kadınların elini tutmazdı.
    Su 5 şeyi yanından ayırmazdı: Ayna, tarak, sürme, misvak, ustura.
    Karanlık evde oturmaz, lamba vb. bir şeyle aydınlatmak isterdi.
    Biryerden kalkarken “Sübhaneke Allahümme Rabbi ve bihamdike la ilahe illa ente estağfiruke ve etubu ileyke” der şöyle buyururdu: “Yerinden kalkarken kim bunu söylerse mutlaka günahları bağışlanır.”
    Hiçbir şeye hayır demezdi hep evet derdi. Yapamayacak olursa sükut ederdi.
    Abdest alırken kimseden yardım almazdı.
    Dişlerini temizlemeden uyumazdı.
    Sadakayı bizzat kendi eliyle verir ve bunu tavsiye ederdi.
    Kahkaha ile gülmezdi. Gülerken ağzını kapatırdı.
    Yemeğe ve suya üfürmezdi. Kabın içinde nefes almazdı.
    Genelde buğday ekmeğiyle hurma yerdi. Üzüm yerken de ağzına tek tek koyardı. Hediye edileni yerdi.
    Sadakayı asla yemezdi.
    Öğle vaktinde 1 saat uyurdu.
    Sağ elinin üç parmağıyla yemek yerdi. Yemeden önce de iyice elini yıkardı. Dördüncü parmağını yardımcı olarak kullanırdı.
    Gece 12.00 ile 02:00 arasını dinlenerek geçirir en verimsiz zaman olduğunu söylerdi.
    Abdest aldıktan sonra kabeye yönelerek 3 yudum su içerdi.
    İnsanların birbirini sevmeleri ve yakınlaşmaları için hediyeleşmelerini isterdi.
    Güneş tutulmasında kılınan küsuf namazında köle azat edilmesini isterdi.
    Nazar değmesinde hastalanınca Kalem suresi 51 – 52. ayetlerin okunmasını isterdi.
    Sofrada otururken sağ dizini karnına doğru çekerek otururdu.
    Yemeklerden kabağı severdi. Aç iken soğan yemeyi yasaklardı.
    Misvakı dişlerine sürerken sağdan sola doğru sürerdi. Bıyıklarını da gayet kırpardı.
    Tabaklanmış koyun postunda namaz kılmaktan hoşlanırdı.
    Aksırırken elini veya elbisesini ağzına kapardı. Sessiz hapşırmaya çalışırdı.
    Aksıranın “Elhamdülillah” demesini iter ve ona “yerhamükallah” derdi.
    Yeşilliğe ve akan suya bakmaktan hoşlanırdı.
    Cuma namazına gitmeden evvel bıyıklarını kırpar, tırnaklarını keserdi.
    Namazda esnemekten hoşlanmazdı.
    Sıcak yemekte bereket olmadığını, soğuk yemek yenilmesini söylerdi. Kendisi de soğuk yerdi.
    Nübüvvet mührünün görülmesinden hoşlanmazdı.
    Yemeğin ortasından yenilmesinden hoşlanmazdı.
    Yemeğin buharı gitmeden yenilmesinden hoşlanmazdı.
    Ümmeti hakkında en çok korktuğu: Çok uyumak, göbek büyütmek, tembellik ve iman zayıflığıdır.
    “Ey insanlar selamlaşın, yemek verin, insanlar uyurken namaz kılın selametle cennete gidersiniz” derdi.
    Yumurtayı kırmadan önce yıkardı.
    Tuvaletten çıkmadan önce tuvalet kabını doldururdu.
    Oturduğu sofrada muhakkak yeşillik bulundururdu.
    Şalvar, pantolon gibi şeyleri oturarak giyinirdi ve böyle giyilmesini isterdi.(bayanlardan eteklerini)
    Soğan, sarımsak kabuklarını yakmazdı, yakılmamasını isterdi.
    Ekmek ufaklarını ezmemeyi emrederdi.
    Üzerinde düğme, yırtık vb. şeyleri dikmeyi yasaklar ve bunun fakirliğe yol açtığını söylerdi.
    Kirli bir kabı yıkamadan kullanmazdı.
    Herhangi bir şeyi üfürerek yemeyi veya içmeyi yasaklardı, özellikle mum vb. şeyleri söndürürken elini ıslatıp bastırmayı emrederdi.
    Ayakta bevl (küçük abdest) etmez ve bevl edilen yerde abdest alınmamasını söylerdi.
    Evde örümcek barındırmanın fakirliğe yol açtığını ve doğru olmadığını söylerdi.
    El ve yüzün yıkanmasından sonra etek vb. şeylere silinmemesini söylerdi.
    Anne ve babaya ismiyle hitap etmeyi ve beddua etmeyi yasaklardı.
    Diş diplerini süpürge çöpü, odun parçası vb. şeylerle karıştırmaya çok kızardı.
    Artık suyun üzerine su doldurmayı uygun görmezdi.
    Saçını tarardı, aynaya bakardı, kaşlarını düzeltirdi.


    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    4/3/2009

    1 NuMaRa Hz. MuHaMMeD (sav)



    HZ. MUHAMMED (s.a.v.) HAKKINDA BATILI AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ:


    Thomas Carlyle: ’İnsanlar her şeyden daha fazla Muhammed’e kulak vermelidir. Diğer bütün sözler, onun karşısında boş sözlerdir.’

    Prof.Dr.H. Mones: ’O’nun her sözü bir vecizedir.’

    Jane Pelo: ’O’nun davasında heyecanı asildi.’

    Aleksi Lovazon: ’O Allah tarafından gönderilmiş bir hak peygamberdir.’

    G’la Faytt: ’Ey şanlı arap!Aşk olsun sana....Adaletin ta kendisini bulmuşsun.’

    Raymons Leronge: ’14 asır geçmesine rağmen Hz. Muhammed bu zamanın tek rehberi,tek hidayet resulüdür.’

    Sosyolog V.D.Eratsen: ’Ben şahsen Hz. Muhammed’in hayranıyım.’

    Prof.Jules Masserman: ’Bütün zamanların en büyük lideri Muhammed idi.’

    Prof.Dr. Michael Hart:  Muhammed tarihte dini ve dünyevi açılandan en üstün başarıya ulaşmış tek kişidir.’

    Tolstoy:  Muhammed, hürmet ve saygıya fazlasıyla lâyıktır.

    Gibson:  Hz. Muhammed’i sevmeyenler onu yeterince tanımayanlardır.

    Dostyoyevski: Büyük İslâm Peygamberi yüce yaratıcının katına çıkıp onunla buluşmuştur. Ben Mirac’a bütün kalbimle inanıyorum.

    B. Smith: Büyük liderlerin hayat ve karakterleri ile yapılan eleştiriler İslâm Peygamberi için yapılamaz.

    Prens Bismark: Senin asrında yaşayamadığımdan dolayı çok üzgünüm Ey Muhammed. Kur’an Allah’ın kitabıdır. İnsanlık senin gibi bir kabiliyeti bir defa görmüş bir daha göremeyecektir. Ben senin önünde hürmet ve saygı ile eğilirim.

    Geothe: Hiç kimse Muhammed’in kurallarından daha ileri bir adım atamaz. Biz Avrupa Milletleri medeni imkânlarımıza rağmen Hz. Muhammed’in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki bu yarışmada kimse onu geçemeyecektir.

    Shebol: Hz. Muhammed insan olması itibari ile bütün insanlık onunla övünür. Biz Avrupa’lılar 2000 sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek en mesut ve en bahtiyar nesiller oluruz.

    Bernard Shaw: Ben bu hayret uyandırıcı insanın hayatını inceledim. Benim görüşüme göre onu insanlığın kurtarıcısı olarak tanımamız lâzımdır.

    Voltaire: Türk kardeşime diyeceğim ki; senin dinin bana çok saygı değer bir din görünüyor... senin dinin çok asil.

    Lamartine: İnsan büyüklüğü hangi ölçüyle ölçülürse ölçülsün acaba ondan daha büyük bir insan bulunur mu?

    Knematirul: Herkesin itiraf etmekten çekindiği şeyi ben haykırıyorum. Hz. Muhammed hiç kimse ile kıyaslanamayacak kadar büyük bir devrimcidir.

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    3/31/2009

    PeYGaMBeR SeVGiSi

    http://img145.imageshack.us/img145/8324/almawlid9gd1.jpg


               

                Sevgi insanın kendisine uygun ve hoş gelen şeylere meyletmesidir. Manevi bir eylem olan sevginin belirtisi insanın davranışlarında, yaşam tarzında, fiil ve sözlerinde ortaya çıkar. Sözüyle fiili birbirini tutmayan bir kimsenin sevgisi ne kadar değerlidir? Annesini sevdiğini iddia edip ona kötü davranan bir kimsenin sevgisi ne anlam ifade eder ki?

              Sevgi güzel bir eylem olmakla birlikte insanlar bu güzel eyleme kötülükler katmışlardır. Yanlışı sevmekte ısrar ve güzelden nefret, çağımız insanının belirgin özelliği haline gelmiştir. Sevgiyi hak etmeyen ve hiçbir değer ifade etmeyen fikirler, şahsiyetler delicesine sevilebilmektedir. Bunlar için her şeyden hatta candan bile vazgeçilebilmektedir.

             İslam açısından sevginin değer bulabilmesi için bu sevginin Allah Teâlâ'nın rızasına uygun ve onun belirlediği sınırlar içerisinde olması gerekir. Bu konuyu daha anlaşılır hale getirmek için Hz. İsa Efendimiz örnek verilebilir. Hz. İsa'yı bir peygamber ve insan olarak sevmek imanın gereğidir. Ancak ondan sonra gelenler sevgide aşırılığa kaçıp onu ilahlaştırmışlar ve Allah'ın affetmeyeceği şirk günahına düşerek sevgilerini heba etmişlerdir. Kendilerini cennete ulaştıracak olan sevgileri yaptıkları aşırılıktan dolayı cehenneme gitmelerine sebep olmuştur.

             Peygamber sevgisi dinin temel prensiplerindendir. Peygamber Efendimizi her şeyden çok sevmek, Allah Teâlâyı sevmenin işaretidir. Ona tabi olmak, Allah'ın sevgisine nail olmaktır. Kur'an-ı Kerim ayetlerinde bu konuya şöyle değinilmiştir:

          "De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticâret ve beğendiğiniz meskenler size Allah'tan, peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgili ise, artık Allahın emri gelinceye kadar bekleyin! Allah fasıklar topluluğu hidayete erdirmez."  (Tevbe Sûresi 24. Ayet)

           "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âli İmran Sûresi 31. Ayet)

                İnsanoğlu kendisine iyilik yapana karşı sevgi besler, minnet duyar. O kimseye karşı kalbimizde bir muhabbet oluşur. Tanımadığımız birisinden gördüğümüz ufak bir iyilik bile ona muhabbet duymamızı sağladığına göre bütün âlemlere hidayetle gelen, bütün insanlık için rahmet olarak gönderilen, insanlara kitabı ve hikmeti öğreten, dünya ve ahiret saadetine kavuşma yolunu açıklayan yüce Peygamber'e karşı sevgimiz ve muhabbetimiz nasıl olmalıdır?

                Sevmek inanmaktır. Sevmek yaşamaktır. Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır. Sevmek sevdiği olmaktır. Peygamber sevgisi, sahip olabileceğimiz en büyük servetimiz, Allah Teâlânın bizi sevmesini, imanın kalbimizde derinleşmesini sağlayacak en önemli eylemimizdir. Bu konuya açıklık getirmesi bakımından şu hadisler dikkate değerdir:

           "Sizden biriniz; ben kendisine babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe  iman etmiş olamaz."

    Buhârî, İman: 8; Müslim, İman: 69,70

     "Üç özellik vardır ki; bunlar kimde bulunursa, o kimse imanın tadına varmıştır:  Allah ve Resûlünü her şeyden fazla sevmek. Sevdiğini yalnızca Allah için sevmek. Allah, kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek."

    Buhârî, Îmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, Îmân 67

    Peygamberi Sevmek Bize Ne Kazandırır?

    1-      Hadisi şerifte belirtildiği gibi Efendimiz(sallallahu aleyhi vesellem)'i sevmek imanın tadını almamızı sağlar.

    2-      O'nun sevgisi karşılıksız kalmaz ve Hakk’ın sevgisini kazandırır.

    3-      Efendimizi sevmek Allah Teâlâ tarafından bağışlanmamıza vesile olur. Yüce Allah, bağışlanmanın yolunun Rasûlünü sevmekten geçtiğini bize bildirmiştir.  "De ki: Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun. Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder." (Âli İmran Sûresi 31. Ayet)

    4-       Efendimizin şefaatine ermemize ve cennette O'nunla birlikte olmamıza vesile olur.

               Peygamberimizi sevmek sadece sözlerle olabilecek bir şey değildir. Amele, ahlaka, hayata yansıyan yönlerinin olması gerekir. Peygamber sevgisinin bazı alametleri şunlardır:

    Onun davetine icabet edip, ona iman etmek

    -O'nu her şeyden çok sevmek

    -Sünnetini yerine getirmek

    -O'nun sevdiklerini sevmek, sevmediklerini sevmemek

    -O'nun güzel ahlakını örnek alıp hayatımızın her anında yaşamak

    -O'nun sözlerine her şeyden daha çok değer vermek, emrettiklerini yerine getirmek ve yasak ettiklerinden uzak durmak

            Bu sayılanları samimiyetle yapabilir ve ona bolca salâtu selam getirebilirsek onun sevgisi kalbimizde derinleşir. Madem ki O'nu seviyoruz, o halde O'nun gibi olmaya çalışmalıyız. İnsan ancak tanıdığı ve bildiği bir kimseye karşı sevgi duyabilir. O'nu tanıdıkça daha çok sevecek, O'na duyduğumuz özlemimiz ve hasretimiz daha da artacaktır.

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    3/24/2009

    VeDa HuTBeSi

    http://www.caldiranmuftulugu.gov.tr/resim/hutbe.jpghttp://yenisafak.com.tr/resim/site/arafat132cbb05532cbb056by.jpg




    (9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma)
    Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.

    Bismillahirrahmanirrahim
    "Hamd
    Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "

    Ey Nâs!


    Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.

    İnsanlar!


    Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.

    Ashâbım!


    Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.

    Ashâbım!


    Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.

    Ashâbım!


    Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.

    Ey Nâs!


    Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları
    Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.

    Mü'minler!


    Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.

    Ey Nâs!


    Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.

    Ashâbım!


    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.

    Mü'minler!


    Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.

    Ey Nâs!


    Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.

    Ashabım!


    Allah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.

    Ey Nâs!


    Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:

    Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.

    Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
    Şâhid ol Yâ Rab!

    Şâhid ol Yâ Rab!

    Şâhid ol Yâ Rab!

    buyurdu.
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    3/23/2009

    En GüZeL AiLe ReiSi Hz. MuHaMMeD aleyhisselam…


    http://tavsiye.sezgiler.com/wp-content/uploads/hz_muhammed.jpg
     
    Allah’ın Resülü, iki cihan serveri Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi vesellem) müslümanlar için en güzel örnektir. Hayatımızın bütün rollerinde, Efendimiz bizim için en güzel ve en ideal örnektir.

    Siz ideal bir devlet adamı örneği mi arıyorsunuz, işte size en güzel örnek Hz. Muhammed Aleyhisselamın idareciliği. Siz ideal bir arkadaş örneği mi arıyorsunuz, işte size Resulullahın arkadaşlığı. Siz ideal bir aile reisi modeli mi arıyorsunuz, işte size en güzel aile reisi olan Hz. Muhammed aleyhisselam…

    Allah-u Teala müminler için Peygamberin bir model olduğunu şu ayetle haber vermektedir: “Andolsun, sizin için Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde en güzel bir örnek vardır.” (Ahzab, 21)
    Hiç şüphe yok ki, yeryüzünde gelmiş-geçmiş ve gelecek hanelerin, kurulacak yuvaların en mesudu, en bahtiyarı ve en bereketlisi Allah Resulünün hanesiydi. O'nun hânesinde her zaman burcu burcu saadet kokardı. Onun evlilik hayatı kusursuzdur ve bugünün çiftlerine bir örnektir.

    İşte, kısa kısa başlıklar altında Peygamber Efendimizin aile içi davranışları ve hadislerinden yola çıkarak mutlu yuva, mutlu aile için çok önemli reçeteler...

    Eşlerine İlgi ve Alaka Gösterir, Neşelendirirdi

    Aile, sevgi üzerine kurulur. Sevgi olmadan, mutluluk olmaz. Peygamberimiz, aile bireylerini sever ve onlara değer verirdi. O, çok iyi bir aile reisi, şefkatli ve hoşgörülü bir insandı.

    Bir eş ve babanın ailesine olan ilgisinin en önemli göstergesi, onlarla birlikte vakit geçirmesidir. Hz. Peygamber (sas), buna özen gösterir, ne ibadeti, ne arkadaşlarıyla geçirdiği vakit, ne de dünya meşguliyeti buna mani olmazdı.

    O, ailesi ile birlikte olduğunda, onlarla sohbet eder, hal ve hatırlarını sorar, şakalaşır ve eğitmeye çalışırdı.

    Peygamberimiz genel olarak bütün hanımlara karşı ve tabii ki kendi hanımlarına da çok nazik davranır, hiçbir şekilde kalplerini kırmazdı.

    Başta Hz. Âişe (radıyallahu anha) validemiz olmak üzere bütün hanımları, Peygamberimizin evde çok sakin, halim ve mütevazı olduğunu söyleyerek, onu her yönüyle mükemmel bir aile reisi, merhametli bir koca, şefkatli bir baba olarak anlatırlar.

    Rivâyetler, Hz. Peygamber’in âilevî sohbetinin iki istikamette oluştuğunu göstermektedir: Birincisi, âile fertlerinin her biri ile şahsen teması ve husûsî sohbeti; ikincisi, âile fertlerinin tamamının birbiriyle temas ve sohbeti.

    Allah Resulü, hanımları ile oturur, sohbet eder, hatta bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı. O (sav) her zaman hanımları ile istişare etmiştir. Hâlbuki Peygamberin, onların düşünce ve fikirlerine kat'iyen ihtiyacı yoktu; çünkü O, vahiy ile desteklenmişti. Ancak O, ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu.

    Kadını, kendisine o ana kadar hiçbir toplumda verilmeyen üstün bir konuma oturtacaktı. İlk vahyi aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı ile istişâre etmiştir.

    Hanımlarına faziletlerini söylemesi, sevdiğini ifade etmesi, bineğine alması, aynı kabın suyu ile müştereken yıkanılması, hanımının hayvana binmesinde yardımcı olması ve dizine bastırarak bindirmesi, kendisine yapılan yemek davetine “hanım da olursa” kaydıyla icabet etmesi, bir sıkıntıyla kederlenip ağlayanın gözyaşlarını elleriyle silerek teselli etmesi gibi Resûlullah’ın (sas) pek çok davranışı hanımlarını memnun etmeye yöneliktir.

    İlgi ve alâkanın varlığını gösteren bir husus da kişinin, karşısındakinin ihtiyaçlarını fark etmesi ve bu ihtiyacın giderilmesine imkân tanımasıdır. Aynı şekilde insan fıtratında var olan eğlenme ve şakalaşma ihtiyacını bilen Resûlullah (sas) buna da imkân tanımış ve bizzat eşleriyle şakalaşmıştır.

    Peygamberimizin yaptığı şakalar, yerli yerinde ve mesaj doluydu. Lüzumsuz ve yersiz değildi. Daha çok gönül alıcı ve sevindirici şakalar yapardı. Çocuklarla, hanımlarıyla, yaşlı ve kimsesiz kişilerle şakalaşması bu türdendi.

    Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber aile içinde gayet toleranslı davranır ve latife yapmayı severdi. Hey şeyden önce yüzü gülerdi. Onun sadece hiddetlendiği husus, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gördüğü saygısızlıktı. O böyle bir durumda, Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi ve haram kıldığı bir şeyden vazgeçilmesi için bütün gayretini sarf ederdi.

    Ailenin Nafakasını Temin Etmek Erkeğin Görevidir

    İslam'da ailenin yeme, içme, giyim, barınma ve sağlık gibi masraflar aile reisi erkeğin üzerine yüklenmiştir. Günlük ihtiyaçlar konusunda Hz. Peygamber’in (sas) gösterdiği hassâsiyet çok büyüktür. Çünkü Allah, Kur'ân-ı Kerim’de “O mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.”(Nisâ, 5) Buyurur.

    Hanımının giyecek ve yiyeceği kocanın gelirine uygun olarak sağlanmalıdır. Yedirmenin, giydirmenin ve meskenin yanı sıra, koca, hanımı için hayırseverlik ve cömertlik sayılacak harcamalar da yapmalıdır.

    Nezaket ve zarafet timsâli Peygamber (sas) şöyle der: “Erkeğin hanımına harcadığı her şey sadakadır”, “Erkek hanımına su bile içirse onun ecri vardır”, “Kıyâmet günü kişinin mîzânına konacak ilk şey, ailesinin nafakası için harcadıklarıdır.”
    Bu hadislerden yola çıkarak şunu anlıyoruz; her aile reisi Hz. Peygamber gibi ailesine geniş davranmalı, cimrilik etmemelidir.
     

    Aile Eğitimine Büyük Önem Verirdi

    Resûlullah’ın aile ocağı aynı zamanda bir mekteptir. Bu mektep, bir meselesi olan kadın-erkek bütün Medinelilere açık idiyse de talebe olarak, öncelikle müminlerin anneleri sayılan Resulullahın eşlerine aitti. Onlar buranın devamlı ve asli talebeleri idiler.

    Allah Resûlü'nün mübarek hanesi, kadınlara ait hususların talim edildiği bir medrese durumunda idi. Efendimizin hususî durumları, hep o mahrem daire içinde öğreniliyor ve orada öğrenilenler de daha sonra ümmete naklediliyordu. Aile hayatına ait hükümlerin %90'ı bize, Allah Resûlü'nün pak zevceleri tarafından aktarılmıştır. Bilhassa İslam tarihinin en büyük fıkıh alimlerinden biri olarak sayılabilecek Peygamberimizin eşi Hz. Aişe (r.anha) validemizin ismini anmadan geçmemek gerekir.

    Resûlullah’ın (sas) âilesinde, çocukların eğitimi önemli meselelerden biridir. Doğumla birlikte çocuğun kulaklarına ezanın okunması, eğitim işinin ne kadar erken ele alınması gerektiğini sembolize eder. Eğitimin pratik uygulanmasına ise konuşma yaşında ve Kur'an'ı Kerim’den âyetler ezberletilerek başlatılırdı.

    İlk öğretilecek şeyin “Lailahe illallah” olmasını da emreden Hz. Peygamber (sas), akıl ve muhakemeyle ilgili eğitimin temyiz yaşından itibaren sistematize edilmesini irşat buyurur.

    Hz. Peygamberimize göre kişinin ailesiyle geçirdigi vakit, boşa harcanmış bir zaman değildir. Peygamber Efendimiz insanlara, bildiğini anlatacağı ilk kişilerin aile fertleri olduğunu öğretmiştir. O, kendisine gelen heyetlere: "Ailenize dönün ve onlara öğrendiklerinizi öğretin." derdi.

    Bir hadislerinde, "Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur." Buyurduktan sonra; "Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz." Diyerek çerçeveyi en geniş şekliyle göstermiştir. Bu, aile içerisinde edep, ahlâk, fazilet ve bilgi açısından eğitime işaret etmektedir.

    Bu konuda, kendi çocukları ile daha sonra evlendiği hanımların önceki evliliklerinden olan çocukları arasında bir fark olmamıştır. Onlara da aynı sevgi ve şefkati göstermiş, zaman zaman da gerekli uyarılarla onları eğitmiştir. Bir defasında Hz. Peygamber, Ümmü Seleme'nin önceki eşi Ebu Seleme'den olan oğlu Ömer'in yemek yerken tabağın her tarafından yediğini görünce onu: "Oğul, besmele çek, sağ elinle ye ve hep önünden ye" diyerek uyarmıştır. (Buhârî, Et’ime, 2.)

    Medine döneminde kızı Fatıma ile damadı Ali'nin evlerine (r.anhuma), sabah namazına kalktığı zaman, uğrayıp onları namaza kaldırması da, O'nun, çocuklarının evliliklerinden sonra bile eğitimlerine verdiği önemi göstermektedir. (Bkz. Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/259.)

    Aile Fertlerine İyi Davranır, Şiddet Uygulamazdı

    Günümüzde kimi kadınlar şiddetten yakınmaktadır. Şu iyi bilinmelidir ki eğer bir erkek hanımına şiddet uyguluyorsa, bu duruma Kur'an ve hadis kesinlikle izin vermez. Bunu yapan varsa; bu ya cahilliğinden ya kötü adetten kaynaklanıyor demektir.
    Peygamberimizin hayatını incelediğimizde, Sevgili Peygamberimizin eşlerine ve çocuklarına gayet şefkatli ve merhametli davrandığını görüyoruz. Peygamberimizin hayatının hiç bir safhasında eşlerini ve çocuklarını dövmemiştir. Peygamberimizin şu hadisleri onun bu husustaki hassasiyetlerini ortaya koymaktadır.

    Hanımına darılma konusunda da Peygamber Efendimizin çok ilginç bir hadisi vardır: "Mümin bir erkek, mümin bir kadına kızıp darılmasın. Eğer onun bir huyundan hoşlanmazsa diğer huyundan hoşlanabilir.”

    Peygamberimiz, kadınlara anlayışlı davranmayı tavsiye etmektedir: “Aranızda en hayırlı kimseler, kadınlarına, zevcelerine karşı huyu en iyi olanlarınızdır.” Buyurmuştur.

    Ayrıca Peygamber Efendimiz: "Kadınlar hususunda Allah’tan sakınınız. Zira siz onları Allah’tan emanet olarak almışsınızdır."
    "Eşlerinize yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, sakın onları dövmeyin ve onları incitecek çirkin sözler söylemeyin." (Ebû Davûd, Nikah 40-41)

    "Harcayacağın tüm harcamalardan dolayı, Allah'ın izniyle mükâfat alacaksın. Hatta eşinin ağzına verdiğin bir lokmanın bile karşılığını alacaksın." (Buhârî, İman, 56)

    "Sizden biri hem karısını köle gibi döver, hem de utanmadan sarılıp yatar." (Ahmed, IV, 17)
    Kısacası, Peygamber Efendimiz Yüce Allah'ın "Eşlerinizle en güzel bir biçimde geçinin" (Nisa, 19) ayetini en güzel bir biçimde uygulamıştır.

    Kendi İşlerini Kendi Görürdü

    Bir aile içerisinde, bireyler birbirlerine yardımcı olurlar. Örnek bir insan olarak Hz. Peygamber (sas) de ev işlerine yardımcı olmaktan hoşlanırdı. Ev halkı ve arkadaşları onun bütün işlerini yapmaya hazır olduğu hâlde, peygamberimiz bunu istemezdi.
    Bir gün birisi, Hz. Ayşe’ye, Peygamberimizin işlerinde neler yaptığını sordu. Hz. Ayşe (r.anha), onun bizzat ev işleriyle meşgul olduğunu söyledi. Peygamberimiz, elbiselerini yamar, evi süpürür, keçileri sağar, çarşıdan alışveriş yapar, ayakkabılarını ve delik su kaplarını tamir ederdi. Develeri bağlar, onların yemlerini verirdi. Ev işlerine yardım ederdi. Arkadaşlarının da bu konuda kendisini örnek almalarını isterdi.

    Eşleri ve Çocukları Arasında Ayırım Yapmazdı


    Allah Resûlü’nün kadına verdiği değer, ne o güne kadar ne de o günden sonra, cihanda eşi görülmedik bir seviyede idi. O bir gece kalkıp hanımlarından birinin hatırını sorsa, hemen diğer hanımlarını da dolaşır, onların da hatırını sorardı. Davranış bakımından hiçbirini diğerine tercih eder görünmezdi. Herkes gibi hanımları da, kendilerini Allah Resûlü nezdinde en sevgili sanırdı. Bu da O’nun eşsiz mürüvvetinden kaynaklanıyordu.

    Peygamberimizin hayatında, kız erkek evladı arasında adaletsizlik yaptığını göremezsiniz. Peygamberimiz de bir baba olarak, aile bireylerine eşit davranmış, aralarında ayrım yapmamıştır. O, herkese hak ettiği değeri verirdi. Aile içinde kimseyi ayıplamaz, küçük düşürmezdi. Yanlış davranışları bile güzellikle çözerdi.

    O dönemde, kız çocukları, erkek çocuklarından ayrı tutulurdu. O, erkek çocukların üstün görülme anlayışını yıkmıştır. Peygamberimiz, aile bireylerinin eğitimine önem vermiştir. Kız erkek demeden tüm çocuklara iyi eğitim vermenin önemi üzerinde durmuştur.
    Peygamberimiz (sas), sonradan evlatlık edindiği, Zeyd'i kendi çocuklarından hiç ayrı tutmamıştır. Zeyd'e kendi yediklerinden yedirmiş, giydiğinden giydirmiştir.

    Hz. Peygamber, ailede çocuklar arasında ayrım yapmayı kesinlikle uygun görmemiştir. O, şöyle buyurur: “Allah’tan korkun, çocuklarınız arasında adaletli davranın.” Bu konu üzerinde o kadar durmuştur ki, bir defasında şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz ki Allah, çocuklarınız arasında öpücüklerinizde de eşit davranmanızı sever.”

    Anne ve babalar, Peygamberimizin sünnetine uyarak çocuklar arasında sevgide, ilgi göstermede, ihtiyaçlarını gidermede adaletten ayrılmamalıdır.

    Rabbimiz! Yuvalarımıza saadet ver, ömrümüze bereket ver, kazancımızı helalinden eyle! Rızana uygun şekilde yaşamayı nasip eyle. Dünya ve ahiret iyiliklerini üzerimizden eksiltme Ya Rabbi! (Âmin)


    HASAN ÇALIŞKAN
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    1/3/2009

    GüL DeSeM...

    http://img301.imageshack.us/img301/233/kirmizigul4nc3jfbo6.jpg

    Sahte güneşlerde kavrulan gönlümün çatlayan vadilerine, pırıl pırıl gülümseyen bulutlar, gül kokan yağmurlarını usul usul indirse..Mevsimleri alsam kollarımın arasına.. Kışta kalan bütün tohumlar gecelerinde, gülün kırmızı düşünü görse..İçimden kopup toprağa titreyerek düşen her yaprak,hazanımı güle açılan bir yol bilse..

        Bu dünyanın kızgın dalgalarının dehşeti ile parçalanan kıyılarım,bir gül vaktinde Ay'ın yüreğime vuran gölgesinde yetim başlarını okşayan o şefkatli elin merhametiyle onarılsa..Gecenin siyah perçemine karışan yalnızlığımın solgun yüzü, bütün sessizlikleri sızlatan bir sedayla gönül aynalarıma çarpıp kırılsa..Kırılan her parça, yeni bir yüz olup bir gülün sesine dost olsa..

        Gül desem..
        Bu dünyaya dair ne varsa yeni bildiğim, hepsi eskise bir bir içimde.Söğuk bir hançer gibi damarlarımı yırtan isyanlarımı çekip çıkarsam kalbimden..Kan ayan yaralarımın sancısını bir gül yaprağının sıcaklığıyla dindirsem..Sıcak, buhar buhar yükselirken semaya,ufkun ince çizgisine doğru aşkı soluyarak savrulan mahzun bir kum zerresi olsam..Gülün ayağını kaldırdığı yere, ben bıraksam yüreğimi.. Uzun yolların yorgunluğuna sükut eden bir çehreyle,kafesinden kurtulan bir güvercin misali, tutsaklığı ruhumda elesem,ömrümün bir ucundan diğer ucuna dek koşar adım gülün ateş kırmızısı izini sürsem…

        Gül desem..
        Yalanın ve riyanın gökte yıldızların ışığını söndürdüğü,mum ışığına sürgün düştüğüm vakitleri unutsam..Karan lık zincire vurulsa önce yedi yerinden, sonra eriyip aksa gözlerimden.Gül gölgelerinde oluk oluk kandiller yansa mehtabın titreyen gamzesinde..
        Puslu çöllerin susuz feryadına bulansam içimin sessiz çığlıklarını..Bir akşam yıldızı duysa iniltilerimi de İnse, göklerden simleri dökülmüş gecenin gerdanına..Gül adında bir ışık saçsa ruhumun girdabına..
        Artık hüzün şarkılarını söylemekten vazgeçse iklim..Şiir şiir bir özlemi taşısa ellerim.Her ıslandığında bir gülü büyütse içinde gözlerim..

       
    Gül desem..
        Taif'e gitsem.Atılan taşlara bir perde olup gerilsem.Sevr mağarasında kanatlanmayan kuşun kanadında bir tüye dönsem..Mağarayı kapatan örümceğin ağındaki bir ilmeğe ersem.

        Gül desem..
        İntizarımda kapanmayan gözlerime gül tozundan sürmeler çekilse,kalbimin surları gül yaprağından örülse.Gönlümün kabuk bağlayan yanıklarına gül adında bir merhem sürülse.
        Çehrelerin engebeli yollarına gülden bahçeler döşense..Her bahçede güle tutkun bir bülbül ötse.Kuş yavruları sımsıcak gülden hikayelerle ısınsa..
        Gül taşıyan çağlayanlar süzülse parmaklarımdan, topraktan gül devşiren düşlerime..sokaklar,solgun ışıklar,yakamozlar gül koksa..Caddele rde ağaçlar,pencerelerde saksılar gül koksa..Demir parmaklıklar gül dalından yapılsa,onlar da baharda gül diye açsa..
        Ayaz gecelerin kuytusunda,uykuyu bekleyen dertli gözlere, gül yudumlayan ninniler asude uykular taşısa.

        Gül desem..
        Gül renginde katmer katmer açılan guruptan ruhuma dökülse melekler.demet demet gül rayihasında sallansa bütün beşikler…Bir kuşluk vakti gül adında bir sızı düşse yüreğime..Kabaran denizler gül diye çıldırsa..Silkelense gök maviliğinden.Gül yağınca semadan ızdırabım inşiraha dönüşse..

     
       
    Gül desem..
        Hasretinin soğuğunda kırağı vuran çiçeklerim dirilip gürbüzleşse.Günahlarımın karasına boyanan kanım, gül renginde temizlense...Ağır aksak yürüyen vicdanıma can gelse..Ruhumun viran olmuş bağları bir tutam bahar ışığı ile tazelense..Gülün şefkati ile süslense boynu bükük fidanlarım..
        Buket buket gülle doldurup heybemi, uzak diyarlara ömrünü adayan bir seyyah olsam.Her ülkenin açılmamış paslı kapılarına taze bir gül dalı bıraksam.Gözlerini yazmaya adamış bir hattat olsam.Her harfime bir gül düşürsem.
        Ellerini nakışlarına adayan bir nakkaş olsam..Her nakışıma bir gül sığdırsam.

        Gül desem..
        Güle yazılan bütün yazıları ben okusam.
        Bütün şiirleri ben ezberlesem.Güle adanan nefeslerim tükenene dek, bir gül destanını içinde ömür sürsem.Bütün şakıyan bülbüller sussa..Güle aşkımı ben söylesem.ben anlatsam..
        Dökülse kanlı pasları gözkapaklarının.Kırılsa kapıları gülsüz geçen yıllarımın.İçimi yakıp yıkan rüzgarlar gül sularında durulsa..


       
    Gül desem..
        Beni bir gül sevse..
           Beni bir gül anlasa…

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    11/5/2008

    PeYGaMBeR EFENDİMİZİ (S.A.V) SEVMENİN ALAMETLERİ



    “Ümmetimden beni çok seven kimseler bulunacaktır ki, onlar benden sonra gelecekler. Onlardan biri beni görebilmek için bütün aile ve malını feda etmek isteyecektir.” (Müslim)

    Her soyut şeyin vücudu, var olduğu somut bazı alametlerinden anlaşılabilir; sevgi, şefkat, nefret, korku, iman, aşk vs… Bebeğinin en ufak bir gürültüsünde annesini yatağında fırlatan hâl şefkatin somutlaşması değil de nedir? Zaten ana demek de şefkatin somutlaşıp, ete kemiğe bürünmesi demek değil midir? Bunun gibi, her soyut şey somut alamet ve işaretlerle arz-ı endam eder, kendini gösterir…

    Peygamber’e duyulan iştiyak da bazı emare ve işaretlerle kendini belli eder. Bir insanda bu vasıf ve haller varsa o, Peygamber’ini seviyor kanaati bizde hasıl olur. Nedir onlar? İsterseniz maddeler halinde sıralayalım.

    1- RESULULLAH’I HERKESE VE HER ŞEYE TERCİH ETMEK:

    Bir mümin için Allah Resulü (sas) kendi canından daha çok sevilmelidir. Kalbî alakada en büyük pay o aleyh-i ekmelü’t-tahiyya efendimiz olmalıdır. Ve bu sevgi bizi O’na her hususta itaat ve inkıyada götürmelidir. Yoksa, bir insanın Resul’ün aydınlık şehrahı haricinde bir yol, bir fikir akımı, bir ideoloji, bir izm’e kendini kaptırıp, arkasından da “Ben Resulullah’ı seviyorum” demesi kendi kendini avutmasıdır.

    2- RESULULLAH’I ÇOK ANMAK:

    Seven sevdiğini devamlı anar, hatırlar, yâd eder. Bir insanın hayatının her faslında Fahr-i alem’den izler bulması, O’nun adını vird-i zeban etmesi ona duyduğu iştiyakın alametidir.

    3- İMAM CELALEDDİN SUYUTİ’NİN BİLDİRDİĞİ BİR ALAMET:

    O’na ulaşmayı, O’na kavuşmayı çok arzulamaktır. Merhum Akif’in şöyle konuşturduğu Sudanlı gibi:

    “Nasıl ki gün çıkınca bağrı yanar sahranın

    Benim de ruhumu yaktıkça yaktı hicranın”

    Artık böyle bir mümin için ölüm korkulan bir şey olmaktan çıkar, bir vuslat gecesine dönüşür. O hep şöyle inler:

    “Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta.

    Ruhuma sisli, dumanlı bir kasvet yaymakta.

    Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta.

    Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta.”

    4- O’NU HÛŞÛ-HÛDÛ İÇİNDE, İÇİ SIZLAYARAK ANMAK:

    İshak et Tucyibi diyor ki: “Resulullah’ın ahirete intikal etmesinden sonra ashabı onu andıkları zaman huşu ve hudu içerisinde vücutları titreyerek ağlarlardı. Tabiinin çoğu da aynı şekildeydi.” (Şifa-i Şerif)

    Seyyid-ül müezzinin Bilal-i Habeşi (ra)’in bir hadisesi de misal olarak ne yakıcıdır. Resul-i Ekrem’in vefatıyla Hz. Bilal’in dünyası başına yıkılmıştı. Artık Medine ona dar geliyordu. Bu dayanılmaz ızdırabı bir nebze olsun dindirmek için ayrıldı Resul’ün köyünden. Şam’a yerleşti. Aylar sonra bir gece rüyasında güneşlere taç giydiren o sultan çıkageldi: “Ey Bilal! Beni ziyarete gelmeyecek misin?” sözü onun yataktan fırlamasına yetmişti. Hemen yola koyuldu. Peygamber şehrine vardığında ilk işi Habib’in kucağına kendisini salmak oldu. Hasan ve Hüseyin efendilerimiz o gün sabah ezanını onun okumasını rica ettiler. Kıramazdı elbet Nebi’nin bu elmas yadigarlarını… Gür sesiyle başladı ezanı okumaya. “Allahüekber” sadası Medine âfâkında çınlayınca, şehrin sakinleri İsrafil sûra üfürmüşçesine yataklarından fırladı. Sanki Resulullah geri dönmüştü. Herkes gözyaşları içinde mescide koşmaya başladılar. Bilal Efendimiz “Eşhedü enne Muhammeden Resulullah”ı tamamlayamadı, gözyaşları içinde ayaklarının bağı çözüldü ve baygın bir şekilde yere yıkıldı.”(Usdül Gabe)

    5- RESULULLAH’IN DOSTLARINI DOST BELLEMEK:

    İman ve inançsızlık kesin hatlarla ayrılmış gece gündüz gibidir, kış-yaz gibidir, soğuk ve sıcak gibidir, birbirinden ayrıdır. Bundan dolayı bir mümin imana, imana ait şeylere sevgi besler, alaka duyar, müminleri sever. İnkar düşüncesine karşı da içinde bir tiksinti ve buğz duyar. Bu da Resul-i Ekrem’i sevmesinin alametlerindendir.

    6- HER GÜN SALAVAT GETİRMEK

    7- SÜNNETİNİ SEVMEK

    İnsan sevdiği kişiye benzemek ister, bu psikolojik bir hadisedir. Hatta bazen çok sevdiğimiz kişileri giydikleri elbiseden konuşma üslubuna kadar taklid ederiz. Resul-i Ekrem’i seven de her hususta ona ittiba edecek ve bid’atlardan sakınacaktır.

    8- KUR’AN’I SEVMEK

    Sahabenin en alimlerinden İbn-i Mesud diyor ki: “Kişi kendisinin durumunu Kur’an’a başvurarak anlayabilir. Kur’an’ı, Kur’an okumayı seviyorsa, Allah’ı ve Resulü’nü seviyor demektir.”

    9- EHL-İ BEYT’İ SEVMEK

    Arapların güzel bir sözü var: Minel habibi ilel habibi habib “Sevgiliden gelen her şey sevgilidir.” Sevgilimiz, Efendimiz’in (sas) ev halkını, Âl-i Aba’yı, onlardan bugüne uzanan “Seyyid” denilen sülalesini sevmek de Peygamber sevgisinin sızıntısıdır. Bu konuya hadis kitapları çok yer vermişler. Numune olarak Tirmizi’den bir nakille yetinelim: Resulullah: “Kim Hasan ve Hüseyn’i severse beni sevmiş olur. Kim de beni severse Allah’ı sevmiş olur. Kim de bunlara buğz ederse, bana buğz etmiş, bana buğz eden de Allah’a buğz etmiş olur.” buyurdu.

    10- DAVASINI BENİMSEMEK, OMUZLAMAK:

    Bir insanın öğretisini benimsemeden, onu sevdiğini iddia etmek sevginin mahiyetinden habersiz olmak demektir. Allah Resulü’nün bize miras bıraktığı hak ve hakikati omuzlama vazifesi için cansiperane koşturmamız, aynen şanlı ashabı gibi “bu mal, bu can bu uğurda feda” dememiz, bu yolda başımıza gelebilecek sıkıntılara katlanmamız, fedakarlığımız, Peygamberimiz’e sevgimizin barometresidir. Herkes Efendimiz’in hayatını kendisine rehber edindiği ölçüde o sevgiden bir pay almış demektir.

    Salih OKUR

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    10/26/2008

    Gül Efendim.

    http://img76.imageshack.us/img76/7448/ukabimza3mcma2wa81vq7vx1.jpg

    Gül Efendim,

    Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana.

    Elimin müjdesi, dilimin muştusu,

    Gönlümün hakikat ruhu, ufkumun kahramanı, dünyamın zimamdarı,

    Hilkaten fatiham, Nübüvveten hatimem, ezelen ve ebeden Efendim.

    Varoluş varlığım, gül çağında gül ıtırım,

    Gül Efendim.

    Canların cananı, güllerin gülistanı,

    Sonsuzluk aşkımın nur-u ummanı, gönül dünyamın mihveri,

    Hayat eksenimin odağı, en mühim nokta-i nazarım,

    Her halükarda başvuru kaynağım, rehberi furkanım,

    Yegane sığınağım, barınağım ve limanım,

    Gül Efendim.

    Tesellim, bahar iklimim,

    Hayatıma hayat sunan biricik modelim,

    İnsanlığın iftihar tablosu Hazreti Peygamberim,

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen,

    İnsanlığa armağan olarak vazifelendirilen,

    İlâhi ikramım, canım, cananım,

    İnsanlığa, insanlığı ve imanı soluklayan muhbir-i sadıkım

    Gül Efendim.

    Teri Gül kokan, gönlü Gül kokan, ömrü Gül kokan,

    Gül Efendim.


    Tebliğden önce temsil gücüm,

    Korkutmayan, ürkütmeyen, nefret ettirmeyen, sevdirenim,

    Zorlaştırmayan, kolaylaştıran, iyilikle, güzellikle davrananım,

    İnsanlık âlemine nümune-i imtisalim,

    Muhabbetiyle, hoşgörüsüyle, yaklaşımıyla,

    Eşsiz özellik ve güzelliğiyle yaşayan Kur’ân’ım,

    Gül Efendim.


    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    10/24/2008

    MüPTeLaNıM Ya RaSuL...




    Aşkın işlemiş içime


    Aşığınım Ya Rasul


    Ne oLursun Gül Yüzüme



    Hasretin Yakar Canımı


    Müptelanım Ya Rasul...


    Ne Olur Duy FERYADIMI
    Aşığınım Ya RASULL...



    Ne olur Duy FERYADIMI


    Sen Ekmeğim Sen Aşımsın Sen HAYATIM IŞIĞIMSIN...


    Senin için Akıp duran Gözlerimde YAŞIMSIN...



    Tutan Elim Gören Gözüm


    Sen benim Baş TACIMSIN..



    Sana GELDİM Boynum bükük...



    SEN BENİM SULTANIMSIN..



    Hasretin Yakar Canımı...



    Müptelanım Ya Rasul



    Ne olur Duy FERYADIMI



    Aşığınım Ya Rasul...



    Öyle Bir sevda ki tarifi yokkk


    Aşığınım


    Müptelanım


    Emret Canımı koyarım ortaya


    bir kere gülsen yüzüme gönlüme düşen kara kışlar bahara bırakacak yerini..


    Rasulüm .. Anlatamadığım bütün cümlelerdesin seni sığdıramıyorum satırlara..


    Rasulüm bizi ümmetliğe kabul eyle...


    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.