RıZa BeRKaN 的个人资料r.B.g. / " Sevgi, saygı ...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2009/7/27

NaMaZ, Aşktaki YoK oLMaNıN aDReSiDiR.

http://img149.imageshack.us/img149/1925/namazb.jpg

"Bir vakit namaz mı, hayat mı?" diye bir soruyla ve tercihle karşı karşıya gelsek ve gözümüzü hiç kırpmadan ve bir saniye bile düşünmeden "namaz" diyemeyeceksek, yaşadığımız hayatı "Hayy" olanın bir armağanı olarak göremiyoruz demektir.

Namaz, kulluk bilincinin zirve yaptığı duraktır. Bir insanın yükselebilecek olduğu en büyük makam, kulluk makamıdır. Namaz işte bizi buraya taşır. Bir insan kendini "kul" olarak kabul etmiyorsa, ne olarak kabul ederse etsin, fark etmez. O artık nefsinde ilahların çarpıştığı bir savaş meydanındadır ve "barış" denen nimetten de çok çok uzaklardadır.

Namaz, mü'minlere, Allah'u Teala tarafından Mirac'da armağan edilen en güzel hediyedir. O Mirac ki, Cebrail'in huduttan öteye bir adım atamadığı, bir yerden sonra, Rabbin huzuruna yalnızca Aşk'la girildiği bir ilahi tören!

Zaman ve mekanın ötesinde, fakat aşkın en gizemli nağmelerini ruh ikliminde duya duya, insan olmanın şerefiyle ve seni yaratana "Rabbim" diyebilmenin mutluluğuyla "kul" olma onurunun insana hediye edildiği mutluluk diyarı.

Bu diyarın mutluluğunu yalnızca kendisinin tatmasına gönlü razı olmayan Sevgililer Sevgilisi'nin, "Namaz mü'minin miracıdır." diyerek Rabbi katında bize namazla şefaat etmesi, eğer uyuyan gözlerimizi hala uyandırmıyorsa, yazık!

Namaz, böyle bir iklimin diriltici soluğudur. Dünyanın dönüşü nedeniyle yeryüzünde ezan okunmayan bir an yoktur. Ve beş vakitin her anı dünyada mevcuttur. Dünya anbe an secde ederken, gökyüzünde melekler namaz şöleninde Allah'ı tesbih ederken, her varlık kendi diliyle "Allah" derken, insan, namaza durarak "Allahu Ekber" demiyorsa, kendi kıyametini koparmış demektir.

Namaz Mirac'dır ve Allah ile buluşmadır. Gözyaşlarıyla abdest almayan insan Rabbi ile nasıl buluşabilir?

Namaz, aşkta yok olmanın adresidir. Kendi varlığından başka varlık bilmeyenlerin o adrese gitmeleri nasıl mümkün olabilir? Namazsız insan, kaybolmuş insandır.

Namazla arınan gönül, duygularını aydınlatmıyorsa, sen kimin münevverliğinden (aydın) söz edersin?

Her sabah göklerden gelen diriltici sesi duyup, yeryüzüne merhametle dolmuyorsan, senin varlığından daha büyük eziyet mi vardır?

Secdede, aşkın doruklarında kainatın ruhunu sağamıyorsan, medeniyet meydanına "bozguncu" olarak indiğinin de farkında değilsin.

Namaz arındırıcı ve aydınlatıcıdır. Arınmamış ve aydınlanmamış insan bir şeyin başına geçer ve iktidar olursa, o yer fesada uğramış demektir.

Gece. Yıldızlar ayet ayet gökyüzünden asılıyor. Gökyüzünde şölen var: vaktin melekleri, insanoğluna ikinci kez eline geçiremeyecek olduğu "zaman dilimi'ni"sunuyorlar.

"Kalkın ey insanlar, Rabbimiz, sabahı size hediye ediyor!"
diye nida ediyorlar.

insan uykuda. insan nefsinin kuyusunda. Kuyularda Yusuf yok. Rüyaları yılanlar basmış. Minareden bir ses: Allahu Ekber! Yusuf suretinde bir genç ayakta ve namazda: "Allahu Ekber!"

Kıyamet bugün de ertelendi, çok şükür.

Ve ruhumuzun kıyametinin ebediyyen ertelenmesi için hep birlikte haykıralım:

Haydi namaza!

D.Ali TAŞCI

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2009/7/19

Mümin’in Miracı NAMAZ. Buyurun Miraca Çıkalım...

http://img148.imageshack.us/img148/6563/miracnamaz.jpg

MİRAC, Peygamberimizden bize miras kaldı.
O miraca yükseldi, kulluğun en uç noktasına vardı, yakınlığın en nihayetine ulaştı, kâinat ötesi bir yüceliğe erişti,
Rabbiyle buluştu, binbir kelâm etti, bir anda gitti, gördü ve döndü.
Çünkü zaman ötesine geçti.
Zamansız, mekânsız, maddesiz bir derinliği yaşadı.


Rabbinin huzuruyla
şereflendiğinde bütün varlıkların ve insanların selâmını, tesbih ve ibadetlerini, tebrik, bereket ve güzelliklerini ve her türlü tayyibatı O’na arz etti.

Bu esnada salih kullar
ını, mü’minleri, miraca ilgi ve alâka duyanları, kendini miraç mucizesiyle bütünleştiren, miracın mânâ ve mahiyetini kavrayıp, ruhuna sindiren takva ehlini de orada andı.

Rabbinin O’nun
şahsına verdiği selâmı, O hem kendi üzerine aldı, hem de “ve alâ ibâdillâhi’s-sâlihîn” diyerek ümmetini de miracın içine kattı, o âleme taşıdı, orada andı ve hatırladı. Böylece miracını bütün bir ümmetiyle birlikte idrak etti.
Çünkü O yarat
ılış ağacının en son ve en mükemmel meyvesi ve aynı zamanda en seçkin çekirdeği ve özüdür. Bu çekirdek O’nun kadar mükemmel ve şerefli bir meyve libasını daha giymemiştir.

Ve Cenab-
ı Hak, kocaman bir çam ağacını buğday tanesi gibi bir çam çekirdeğinden çıkardığı gibi, şu kâinatı da onun nurundan yaratmış, O’nun duası ve ibadetiyle de, öbür âlemin kapısını açmıştır.

O zamandan bugüne ise ümmetin veli kullar
ı ruh ve kalb ayağıyla, kendi istidat ve birikimlerine göre o nurlu caddede, nebevî miracın gölgesinde yürümüş, o yüce makamlara tırmanmışlardır.

Miraç öyle bir mucize, öyle kapsaml
ı bir hakikat, öyle geniş, derin ve nurlu bir olaydır ki, imanın mayası, kulluğun esası ve temeli, ilâhî yakınlığın ve rahmetin yolu orada anlaşılmış ve bilinmiştir.

O bir rahmet peygamberi oldu
ğu, her anda, her yerde ve her vesileyle ümmetini hep yanında ve yakınında gördüğü ve bizi Rabbimize tanıtıp anlatmak için bütün âlemleri gözümüzün önüne serdiği içindir ki, miracın da en uç noktasında yanında taşımış ve manen beraberinde götürmüştür.

Şehadet âleminden gayb âlemine, dünya âleminden âhiret âlemine geçmiş, bizim birer iman esası olarak bildiğimiz, inandığımız, kabûl ve tasdik ettiğimiz hakikatleri o bizzat görmüş, tatmış, yakından müşahede etmiş, yaşamış ve bütün varlığıyla ruhuna sindirmiştir.

Öyle ki meleklerle görü
şş, Cebrail aleyhisselâm ile birlikte bu yolculuğu gerçekleştirmiş, Mescid-i Aksâ’da bütün peygamberlere imamlık yapmış, sema katlarında peygamberleri ziyaret etmiş, bütün âhiret âlemlerini gezmiş, dolaşmış ve tanımıştır. Cennetin nimetlerini ve hurilerini, Cehennemin azabını ve zebanilerini görmüş, Cennetteki ümmetinin saadetini, Cehennemdeki günahkârların dehşetli hâlini müşahede etmiş, “Sizin inandıklarınızı ve iman ettiğiniz gayb âlemini ben gittim, gördüm, geldim. Bunda şüphe ve tereddüt yok” demiş, “âhirete gidip gören var mı?” diyenlere fiilen cevap vermiştir.

As
ıl miraç, en büyük miraç, “en büyük kul” ile Rabbi arasında vuku bulan miraç, kendi vakti içinde gerçekleşti ve tamamlandı; ama oraya velâyetiyle gidip risaletiyle dönen Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) o nurlu kapıyıık bırakmış, o ilâhî davete herkesi ve hepimizi çağırmıştır.

Böylece miraç, bizi bize tan
ıtıyor, kendi konumumuzu ve durumumuzu ortaya çıkarıyor. Allah katındaki yerimizi ve mevkiimizi belirliyor. Ve bize henüz dünyada iken imanın hazzını, âhiretin saadetini ve huzurunu tattırıyor

Bizim günlük namazlar
ımız, böyle muhteşem bir yücelmeye eğitim mahiyetindedir. Yani bütün inananlar hangi şekilde olursa olsun, namaz kılarak ahlaklarını arıtır ve insanlığın haysiyetli yapısına ulaşır. Bugün yeryüzünde yüz milyonlarca insan, eksiği ile, yanlışı ile namaz kılmaktadır, riyakârca kılınan namazlar dışında bütün namazlarımız Cenab-ı Hakk'ın makbulüdür. Şu halde, biz namaz kılarken hep ahlâki bir yücelmenin özlemi içinde ve gayretinde olmalıyız. Elbette Allah'a lâyık hamd namazına erişmek, zorlu bir arınma konusudur.

Gerçek ve hakiki namazda kul, Miracın hikmetlerine yaklaşır.


Mümin’in Mirac
ı NAMAZ.

Buyurun Miraca Çıkalım...

Mehmet Paksu

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2009/5/18

MuHTeŞeM MaKaMa iHTiŞaMLı YöNeLiŞ

http://img268.imageshack.us/img268/8629/namaz2.jpg

Kâinatın ve bütün yaratılmışların yöneticisinin huzurunda, hicapla vaziyet alış ve ona yöneliştir namaz. Bir çağrıya, bir davete icabettir ve Allah(cc) ile buluşma ve konuşmadır aynı zamanda.

Makamların, mevkilerin sahiplerini bulduğu, insanların şerefi ve kaliteli muhatap alınmayı en iyi şekliyle görebildikleri makamdır yöneldiğimiz. En çok sevilenin huzurunda samimiyet edeple, alnı ak, başı dik ve vakarla el bağlayışın görüntüsüdür namaz. Her yönelenin başını yıldızlara ulaştıran heybetiyle, her zerreye mührünü vuran ibadettir. Huşû ile namaza durmuş bir mü'min görüntüsünden daha ihtişamlı bir görüntü olamaz. Çünkü; mü'min muhteşem bir makama yönelmiş ve tabi olan en net ve en güzel ifadesi olan namazda, Allah(cc) ile buluşmuştur. O'nun kulu olmakla, en şerefli mevkiyi hak etmiştir mü'minler. Ve yine mü'minler O en güçlünün koruması altında O'ndan gelene teslim olmuşlardır.

Yarattıkları için en güzel olan ve en doğru yaşantı biçiminin temel esprilerini bildirdiği Ku'anı kerim'e ve hayatını örnek almamızı istediği sevgili peygamberimize (sav) göre yaşamaya karar vermiştir inananlar. Bu sebeple: en yüce makamın sahibi ve her şeyi yöneten Rabimiz'in "kendisine yardımcı" payesi verdiği kullarıyla, belli saatlerde buluşarak mutabakatlarını hatırlattığı ve İslâm'ı anlama ve yaşama konusunda bilincin canlandırıldığı görüşme dilimleridir.

İnsanın kendisini ve kâinatı en doğru bilgilerle ve en güzel bir şekilde yönetebilmesi, kimsenin kimseye haksızlık yapmaması, herkesin sorumluluklarını bilmesi ve yerine getirmesi konusunda yönlendirdiği donanım üssüdür. Çünkü: namazda okuduğumuz sureler ve diğer ayetler, hayatın ve insanın yaşama stratejisini ve perspektifini belirleyen bir anlam bütünlüğüne sahip. Her okuyuşta: Rabb'in gücünü yanına alabilenlerin neler yapabilecekleri ve Rabbimizin kendilerine nasıl yardımcı olacağının bilgi ve bilincinin canlı, diri tutulması için, bilgi alış verişinde bulunur. Yani, sağlıklı bir gidiş için, bilinç aşılama ameliyesidir. Bu sebeple, hayatta ve ayakta dimdik, onurla, izzet ve şerefle duruşun tescilidir namaz. Ve, bilinçle yani hayatın temel dinamiği olduğuna inanılarak kılınan her namaz, yeniden ve daha sağlam, daha güçlü duyguların, düşüncelerin temellerinin atılması demektir. Kimseye haksızlık yapılmayan, herkesin itibar gördüğü, samimiyetle tevbe edenin tevbesinin kabul edildiği makam. Yine, dünyanın en günahkar insanı bile yüzünü hakk'a döndüğünde, en büyük, en şerefli yaratıcımız tarafından geri çevrilmeyen makam.

Namaz öyle bir ibadettir ki, mü'minlerin, rükûnların arasındaki çiçekli yollardan uçarak geçip, meleklerle yarıştığı ve melekleri geçerek zirveye ulaştığı yöneliştir. Mutmain bir kalp ve mütebessim bir çehre ile, imanını tazelemek, ahdini hatırlamak ve azlan yada yerinde sayan enerjisini yeniden artırarak şarj olmak ve dolu dolu yaşamak için bağlantı noktamızdır namaz. Yani; yeniden ve coşkuyla hayata başlayabilmek için donanma işlemidir.

Kederlerin eridiği, ümitsizliğin yok olduğu sevinç kaynağıdır namaz bizim. Kavuşmayı şiddetle istediğimiz Rabb'imiz ile buluşma anında, bütün hücreler, teslimiyet ve huzuru yaşar. Bu kapı, dilek ve umut kapısıdır. Bedenin fiziki gücüne ve işleyişine katkısının yanında, manevi gıdasınında kaynağıdır.

Dünya hayatının yorucu işleri, insanların bir birlerini yıpratmaları ve insanın kendi iç sıkıntısı ile bunalan ruhun, derin bir nefes alışla kasvetten kurtuluşudur namaz. Yorulan beden, abdestle statik elektirik yükünden kurtulur, arınır, nurlanır ve namazla sukuna erer.
Ve, ters işleyişlerin kararttığı ruhların, güneşle buluşup aydınlanma randevusudur namaz.

 Kısaca namaz, muhteşem makama ihtişamlı yöneliştir.

Saliha ERDİM

 

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

NaMaZDa HuŞu ve HuDu

http://img200.imageshack.us/img200/2596/namaz1.jpg

Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur'anı Kerimde; "Allah'ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun" buyurulmaktadır. (Bakara, 238) Bazı alimler hudû zahiri eğilmek, hûşu ise, manevi ve ruhi eğilmektir, derler (Haydar Hatipoğlu, Sünen-i İnn-i Mace Tercemesi ve Şerhi, c 3, s 348). Bazı Alimler ise, hûşu azalarla; hudû ise kalple olur, demişlerdir. Veya hûşu gözle, hudû diğer azalarla olur.

Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- , "Hûşu ancak, namazda (uzuvlarını) hiç kımıldatmayan ve tevazu içinde olan kimseler için tahakkuk eder." buyurmuştur.

Felah, namazlarını hûşu ile kılanlara mahsustur. Namazlarında hûşu'a riayet etmeyenler felaha eremezler. Hûşuun bulunmaması felahın da yokluğu demektir. Bu konuda Kur'anı Kerim;

"Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir." buyrulmaktadır. (Mü'minun,1)

Bu ayet-i kerime nazil olmazdan önce sahabe-i kiram namazda gözlerini gökyüzüne kaldırıyorlar, sağa sola bakınıyorlardı. Ayet-i Kerimenin nazil olmasından sonra artık gözlerini secde mahalline çevirmeye başladılar.

Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der: "Sahabe-i Kiram, namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah'ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi."

Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp ta gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir, kalp dünya düşüncelerinden kurtulabilir.

El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir. Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak, sebepsiz boş şeyler değildir. Bizler için İslamiyet'in sahibine uymak kadar büyük bir nimet yoktur.

http://img196.imageshack.us/img196/2668/namaz.jpg

NAMAZDA HUŞU

Peygamberimizin “dinin direği” olarak tanımladığı namaz, gerçekten de insanın Allah’a kulluk ettiğinin en açık ifadesi olarak büyük bir önem taşımaktadır. İnsanı Allah karşısında secdeye vardıran bu ibadet, müslümanın bir anlamda “alamet-i farika”sıdır.

Ancak namazın her zaman bu anlama gelmediği durumlar da vardır. Bir ayet, bunu şöyle açıklar:

"İşte (şu) namaz kılanların vay haline,

Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar,

Onlar gösteriş yapmaktadırlar." (Maun, 4-6)

Demek ki, namazı namaz yapan şey, onu oluşturan fiili hareketler değil, içindeki amaç ve ruhtur. Bazıları namazı insanlara “müslüman” olduklarını göstermek için yapmaktadırlar ve dolayısıyla sevap kazanmak bir yana, büyük bir günah ve sapma içindedirler.

Namazı namaz yapan şey ise, kılan kişinin Allah’ın önünde secde ettiğini, O’na boyun eğdiğini bilmesi ve yalnızca bu amacı taşımasıdır. Bu nedenledir ki Allah, müminlere “... Allah’a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun” (Bakara, 238) emrini verir.

Bir başka ayette ise müminler şöyle tarif edilir: “Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır”. (Müminun, 2) “Huşu”, “saygı dolu bir korku, yumuşama, derin bir saygı” anlamına gelmektedir. Bu arada, Arapça’da her ikisi de “korku” anlamına gelen “huşu” ve “havf” kelimelerinin arasındaki ince farka dikkat etmek gerekir. Havf, basit ve içgüdüsel bir korkudur. Kuran’da kafirler ve hayvanlar için kullanılır. Müminlerin Allah’a karşı duydukları korku ise, aklın ve vicdanın bir sonucu olarak ortaya çıkan ve saygı dolu, içli bir korkuyu ifade eden “huşu” kelimesidir. Namaz ise, ancak huşu içinde kılındığı zaman gerçek anlamını bulur.

Böyle bir namaz, insanın Allah’a olan yakınlığını ve takvasını artırır. İnsanı manen ayakta tutar. Peygamberimizin “dinin direği” olarak tanımladığı namaz işte budur. Ayette ise şöyle denir:

"Sana Kitap’tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyüktür. Allah, yaptıklarınızı bilir." (Ankebut, 45)

http://img.blogcu.com/uploads/CeNNeTeDaVeTVaR1_secde1.jpg

Namazın Ruhu Huşudur

İçinde huşuyu barındıran namaz, Kur’an’da, kurtuluşun anahtarı olarak gösteriliyor.

“Muhakkak ki, iman edenler kurtulmuştur. Onlar öyle kimselerdir ki, namazlarını huşu ile kılarlar” (Müminun, 23/1-2) mealindeki ayette bu manayı görebiliriz.

Fakat şu da bir gerçektir ki, bir çok müslüman sürekli olarak samimi bir şekilde namaz kıldığı ve kılmak istediği halde, insanî bir gaflet hali yaşayabiliyor ve her an huşu içinde olamıyor. O halde bu dermansız derdin teşhisini doğru koymak gerekir.

Huşuyu yansıtan bir hadis:

Hz. Ali anlatıyor: Hz. Peygamber(a.s.m), rükûda şu duayı okuyordu: "Allah'ım! Senin için rükûa vardım, Sana iman ettim, Sana teslim oldum. Kulağım, gözüm, beynim(iliğim), kemiğim ve damarım(sinirim), sana karşı huşu içerisine girmiştir." (Müslim, Müsafirin, 201.)

  

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2009/3/21

NaMaZDa oKuNaN DuA ve SuReLeR iNDiR






Sübhâneke <--- indir

Sübhânekellâhümme ve bi hamdik ve tebârakesmük ve teâlâ ceddük (ve celle senâük) ve lâ ilâhe gayrük

Okunduğu yerler:
Namazlarda ayakta iken okunur

1- Her namazın ilk rekatinde, iftitâh tekbîrinden sonra,
2- İkindi namazının sünnetinde, üçüncü rekate kalkınca Fâtiha'dan önce
3- Yatsı namazının ilk sünnetinde, üçüncü rekate kalkınca, Fâtiha'dan önce,
4- Terâvih namazı dört rekatte bir selâm verilerek kılınıyorsa, üçüncü rekate kalkıldığı zaman, Fâtiha'dan önce
5- Cenâze namazında, birinci tekbîrden sonra (ve celle senâük) sadece Cenaze Namazında okunur



Ettehıyyâtü <--- indir

Ettehiyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât Esselâmü aleyke eyyühen-Nebiyyü ve rahmetullâhi ve berekâtüh, Esselâmü aleynâ ve alâ ibâdillâhis-Sâlihîn Eshedü en lâ ilâhe illallah ve eshedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlüh

Okunduğu yerler:
Namazların her oturusunda okunur



Allahümme Salli <---indir

Allahümme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed Kemâ salleyte alâ Ibrâhime ve alâ âli Ibrâhim Inneke hamîdün mecîd



Allahümme Bârik <---indir

Allahümme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed Kemâ bârekte alâ Ibrâhime ve alâ âli Ibrâhim Inneke hamîdün mecîd

Okunduğu yerler:
1- Bütün namazların son oturuşlarında Ettehiyyâtü'den sonra,
2- İkindi namazının sünneti ile yatsının ilk sünnetinin birinci oturusunda Ettehiyyâtü'den sonra
3- Cenâze namazında ikinci tekbîrden sonra



Rabbenâ âtina <---indir

Rabbenâ âtinâ fid'dünyâ haseneten ve fil'âhireti haseneten ve kinâ azâbennâr

Okunduğu yerler:
1- Namazlardaki oturuşlarda Allahümme salli ve Allahümme Bârik'ten sonra,
2- Kunut dûasını bilmeyen, vitir namazında onun yerine Rabbenâ âtinâ âyetini okuyabilir
3- Cenâze namazında üçüncü tekbîrden sonra okunacak duâları bilmeyen, bunların yerine yine Rabbenâ âtinâ ayetini duâ niyetiyle okuyabilir



Allahümme innâ nesteînüke <---indir

Allahümme innâ nesteînüke ve nestagfirüke ve nestehdîke ve nüminü bike ve netûbü ileyk Ve netevekkelü aleyke ve nüsnî aleykel-hayra küllehü nesküruke ve lâ nekfüruke ve nahleu ve netrukü men yefcüruk



Allahümme iyyâke nabüdü <---indir

Allahümme iyyâke nabüdü ve leke nüsallî ve nescüdü ve ileyke nesâ ve nahfidü nercû rahmeteke ve nahsâ azâbeke inne azâbeke bilküffâri mülhik

Kunut Duâları:
Vitir namazının üçüncü rekatında Fâtiha ve sûre okunduktan sonra eller yukarı kaldırılıp tekbîr alınır ve eller tekrar bağlanınca Kunut dûaları okunur



Fâtiha Sûresi <---indir

Elhamdü lillâhi rabbil'âlemîn Errahmânirrahîm Mâliki yevmiddîn Iyyâke nabüdü ve iyyâke nesteîn Ihdinas-sirâtal müstekîm Sirâtallezîne enamte aleyhim gayrilmagdûbi aleyhim ve leddâllîn



Fil Sûresi <---indir

Elem tera keyfe feale rabbüke bieshâbilfîl Elem yecal keydehüm fî tadlîl Ve ersele aleyhim tayran ebâbîl Termîhim bihicâratin min siccîl Fecealehüm keasfin mekûl



Kureyş Sûresi <---indir

Liîlâfi Kureysin Îlâfihim rihletessitâi vessayf Felyabüdû rabbe hâzelbeyt Ellezî et'amehüm min cû'in ve âmenehüm min havf



Mâûn Sûresi <---indir

Era eytellezî yükezzibü biddîn Fezâlikellezî, yeduulyetîm ve lâ yehuddu alâ taâmilmiskîn Feveylün lilmusallîn Ellezîne hüm an salâtihim sâhûn El-lezîne hüm yürâûne Ve yemneûnelmâûn



Kevser Sûresi <---indir

Innâ e'taynâkelkevser Fesalli lirabbike venhar Inne sânieke hüvelebter



Kâfirûn Sûresi <---indir

Kul yâ eyyühelkâfirûn Lâ abüdü mâ tabüdûn Ve lâ entüm âbidûne mâ abüd Ve lâ ene âbidün mâ abedtüm Ve lâ entüm âbidûne mâ abüd Leküm dînüküm veliye dîn



Nasr Sûresi <---indir

Izâ câe nasrullahi velfeth Ve raeytennâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ Fesebbih bihamdi rabbike vestagfirh, Innehü kâne tevvâbâ



Tebbet Sûresi <---indir

Tebbet yedâ ebî lehebin ve tebbe
 Mâ agnâ anhü mâlühû ve mâ keseb
 Seyaslâ nâren zâte leheb
 Vemraetühû hammâletelhatab
 Fî cîdihâ hablün min mesed




İhlâs Sûresi <---indir

Kul hüvallâhü ehad
 Allâhüssamed
 Lem yelid ve lem yûled
 Ve lem yekün lehû küfüven ehad




Felâk Sûresi <---indir

Kul eûzü birabbilfelak
 Min serri mâ halak
 Ve min serri gâsikin izâ vekab
 Ve min serrinneffâsâti filukad
 Ve min serri hâsidin izâ hased




Nâs Sûresi <---indir

Kul eûzü birabbinnâsi
 Melikinnâsi
 Ilâhinnâs
 Min serrilvesvâsilhannâs
 Ellezî yüvesvisü fî sudûrinnâsi
 Minelcinneti vennâs




Âyet-el Kürsî <---indir

Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm
 Lâ tehuzühû sinetün ve lâ nevm
 Lehû mâ fis-semâvâti vemâ fil erd
 Menzellezî yesfeu indehû illâ biiznihi
 yalemü mâ beyne eydîhim vemâ halfehüm velâ yühîtûne biseyin min ilmihî illâ bimâ sâe vesia kürsiyyühüssemâvâti vel erd
 Velâ yeûdühü hifzuhumâ ve hüvel aliyyül azîm

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2009/2/19

GöLGeM SeCDeDE KaLDı.




Gölgeler boyu, âcizliğimiz ortaya çıkar. Öylesine âcizdir ki insan, gölgesi her zaman Rabbinin huzurunda secdeye kapanır. Firavun bile bu kaderden kaçabilmiş değildir.

“GÖRMEZLER Mİ ki, ALLAH’ın yarattığı herşeyin gölgesi,
sağa-sola uzanarak huşû ile ALLAH’a secde eder.”
—Kur’ân, 16: 48

Her gece üstümüze dünyanın gölgesi düşer. Ölümün kardeşiyle tanışır; uyuruz. Yine de gölgemiz peşimizi bırakmaz. Peşimiz sıra, rengimizi sırtlanır. Kesafetimizi önce yere, sonra da yüzümüze vurur gölgeler. Işığa olan ihtiyacımızı belgeler. Gölgesi olmayan resulün haberi, tarihin gölgesinde bize ulaşır. Getirdikleri, içimizi ışıtır. İçimizi O’na açtıkça, aydınlığı, gölgelerimizi seyreltir. Hayat böylece çalkalanır gider. Dur deriz gölgemize, durmaz. Alınyazımız gibi, bizden ayrılmaz. Yine de, gölge yazıları, geceleri yazılır. Sözün gölgesi, mürekkep renginde düşer sayfalara.

Gerçeği farkettiğimiz an, belki de kurtuluruz sınırlarımızı resmeden gölgeden. Çünkü, gölgeler, âcizliğimizi yansıtır. Uzunu da, kısası da; hepsi ama hepsi, sınırlarımızı hemencecik ele verir. Biticiliğimizi yansıtır gölgeler.

Aczimiz büyüktür; iddiamızın büyüklüğü kadar büyüktür. İddiası olanın, gölgesi olur. Gölgesi, aczini anlatır. Kesafetini ele verir. Aczini bilen ise, bildiği ölçüde şeffaflaşır. Güzelliğine güvenen zühre çiçeğinin bu yüzden gölgesi mevcut değil midir? Gölgesi olmasa da, katre, Güneşin ışığını incitir. Işığı kırar. Ama reşha aczini bilir. Hiçbir iddiası yoktur. Bu yüzden Güneşe ve ışığa, görür görmez, teslim olur. O yüzden gölgesizdir. Gölgesizliğiyle, bize şeffaflığın dersini verir.

Her sabah, ilk ışıklarla merhaba der gölgeler bize. Her biri, umutlarımız boyu, ufuklara uzar gider. Yolun başındayızdır o zaman; gölgemiz umutlarımızı resmeder. Her sabah neler neler kurarız! Lâkin zaman akar, güneş yükselir, gölgemiz geri çekilir, küçülür ve görülmez olur. Vakit öğledir. Güneş bütün haşmeti ve şaşaasıyla belirdiğinde, gölgemiz susar. Tam tepemizde, haykırır Güneş. Lâkin, kaçacak hiçbir yerimiz yoktur. İşte o an, gücümüzün resmi, en çıplak haliyle düşer toprağa. Alnımız yere değmese de, gölgemiz secdede kalır. Gölgemiz, gökteki Güneşi bildiren siyah bir nokta olur arzın yüzünde. Ömrümüz, biri beyaz, biri siyah iki nokta arasında geçer. Yukarıda Güneş, aşağıda gölge, durmaksızın birşeyler söyler durur. Sabah vakti “istediklerimiz”in resmi olan gölgeler, öğle vakti “yapabildiklerimiz” kadar kısalır. Bir noktaya dönüşür, hâsılı. Güneşle gölge durmadan oynaşır, ve bize birşeyler fısıldarlar. Gölgemiz, isteklerimizle gücümüz arasında, uzar kısalır. Gölgeler boyu, âcizliğimiz ortaya çıkar. Öylesine âcizdir ki insan, gölgesi her zaman Rabbinin huzurunda secdeye kapanır. Firavun bile bu kaderden kaçabilmiş değildir.

Acaba, insanlar her sabah doğup her akşam ölseydi gölgeler bize ne söylerdi? Sabah bebek iken akşam ihtiyar olsaydık şayet, gölgeler resmimizi ne de güzel çekerlerdi. Zira, çocukluktaki âcizliğimiz, sabah gölgeleri kadar uzundur ve büyüktür. Akşam gölgeleri de, tıpkı âcizliğinden duvarlara tutunarak yürüyen bir ihtiyar misali, uzundur; duvarlara, ağaçlara, direklere tutunarak ilerler. Oysa her günün öğlesi, her ömrün gençliği kadar iddialıdır. Kendimizi en güçlü, en kuvvetli, en yeterli zannettiğimiz gençliğimiz, öğle vakti gibidir. Lâkin, o da bir nokta kadardır. Bunu da her öğle vakti gölgemiz tekrar tekrar hatırlatır.

Biz güneşi ve ışığı dinleyenler, hiç gölgemizin sesine kulak verdik mi? Peki, kaç kez kovabildik, insan olmanın gerçekleri kadar ayrılmaz olan gölgemizi? Dinlemeyip sırt çevirdiğimiz her ışıktan sonra, kiminle yüzyüze kaldık? Kim o vaziyette bize secdemizi hatırlattı? Gerçeklere arka çevirip kurduğumuz yalancı dünyacıklarımıza gölge düşüren de gölgemiz değil miydi?

Zira, gölgeyle gölgelenir hayallerimiz. Ellerimizin sureti çıkar duvarlara. Kalemlerimizin gölgesi düşer kağıda. Yazı olur. Gölgeler, çizgiler boyu, hayatlarımızın sınırlarını çizer. Her sabah, mevcutlar sayısınca gölgeler doluşur dünyamıza. Dünyanın gölgesi düşünce Ay tutulur ya, işte o zaman başların gölgesi uzanır secdelere. Gün olur, Güneş de tutulur; yine secdeye uzanır başlar.

Kervanlar, çınarların gölgesinde konaklar. Çöllerde, hayallerin gölgesi serap olarak düşer kum denizine. Her yolculuk gölgeden gölgeye uzayıp gider. Her gece, üstümüze dünyanın gölgesi düşer. İnsanlar gölgeler boyu hayata uzanır. Her gün, Şems-i Ezelî’nin huzurunda, bütün vücutların hücreleri gölge olur, secdelere kapanır.
Hayat beşik ile mezartaşının gölgeleri arasında kısalır da kısalır. Nihayet gerçek boyumuz kadar; iki taş arası kadar kalır öylece.

Hep hayatın gölgesidir, musalla taşına düşen. Herkes boylu boyunca oraya uzanır. Gölgesi kadar. Sonra, gönül dolunca, gölge kaybolur. Gölgesi herkesi yaşadığınca anlatır. Nihayet, her söylenilenin hesabı tutulur. Ve dahi, hiçbir şeyin kaçışı olmaz.

Çünkü, gölge her daim secdededir ve asla yalan söylemez.

Mücahid BİLİCİ
http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2009/2/2

Kalbini ne düzene sokacak?

http://img1.loadtr.com/b-287988-Pakistanda_cuma_namaz%C4%B1_k%C4%B1lan_gen%C3%A7.jpg


DÜNYANIN İÇİNDESİN. Yarı çemberin içindesin. İçinde dünyaya küskünlük var . Yarı çemberin dışındasın. Asılı mı kaldın hayatta? Ya da sıkışık mı kaldın?

Sevinçli vahşi yüreğin ile günahkar yanmış yüreğinin derinliklerinden gelen bunaltı mı geriyor seni? Yoksa yoruldun mu? Bu gün yaşadıkların yordu. Anladım. Sadece bugün yaşadıkların değil. Sıkıntılı günlerden biriydi. Peki. Yok yok tam anlamadım. Bir daha söyler misin? Ruhunu sürgüne mi yolladın? Benliğini yüceltmenin sürgünündesin öyle mi? Azap verici bir gerilimin içindesin.

Konuşmak istemiyorsun. Gerginsin. Bunalımdasın. Ağlıyorsun. Yalnızsın. Kederlisin. Mutsuzsun. Kimse seni anlamıyor. Sen kimseyi anlamıyorsun. Kıyıda köşede kalmış gibisin. Durgunsun. Öfkelisin. Ne yapacağını bilmiyorsun. Ne yapmayacağını biliyorsun. Güçsüzsün. İçinde kötü şeyler olacak korkusu var. Kaygılısın. Heyacan basıyor. Tedirginlik bedenini uyuşturuyor.

Yabani sarılgan bir sarmaşığın hayat ipine sarılması gibi hem kendi benliğinin hem de kötücül benliklerin bencil arzuları ruhuna ve bedenine sarılmış hissediyorsun.

İçimi rahatlasan ise şu: Herşeye rağmen hayatını yeniden ele geçirmek istiyorsun. Farklı canlılık veren bir şeyin meydana gelmesini istiyorsun. Tıkanıp kalmışlığın biteceğine dair umudun sönmemesi ne güzel. Bu ölüm bile olsa.

Dayanmak istiyorsun. Dayanıyorsun. Zamanın akışı içinde yıpranmış ve gevşemiş varlığın aynı zamanda rüzgalarla bilenmiş kaya gibi seni güçlü kılıyor.

Bugün de mi aynı soruları sordun? Dur sen söyleme. Biliyorum o ünlü sorularını: Ben neye açım diye soruyorsun. Özlemini çektiğim nedir? Ben ne arıyorum? Neyi çok istiyorum? Neyi çok arzuluyorum?

Tam düşündüğün gibi. Kalbini çokluk yordu. Onun dışındaki herşey kalbine tutunmaya, kendine bir yer edinmeye çalışıyor. Kalbin dünyanın mahzeni gibi. Odanda fazla eşyalar her zaman seni boğar biliyorsun. Bu yüzden sık sık temizlikler yaparsın. Kalbindeki herşeyi de arkanda bırakmak ne güzel olurdu. Ama aynı anda hem kalmanın hem gitmenin bir yolu yoktur. Bir çok şeyi nasıl bırakabilirsin arkanda? Kalbinin kapılarını açıp içindekilerin dışarı uçmasını nasıl başarabilirsin? Bunun için geceler uykusuz mu kalmalı, yemeden içmeden mi kesilmeli, bırakıp gitmeli mi?

Önce tek başına olma görevini üstlenmek istemelisin. Hani konuşmuştuk ya. İnsan kendi kendine, kendi için uyanık olmalı bu zamanda. Senin için uyanık olan insanların devri geçti artık. Onun için bir hayatı yaşamak için tek başınasın.

Yalnız başına ölmeden önce yalnız başına varolmalısın. Kendi tekliğini hissetmeden Onun tekliğine varamayacağını biliyorsun değil mi? Hemfikir olmamıza sevindim.

Herşeyi arkanda bırakmak ve tekbaşınalığı yaşamanın bir yolu olmalı . Kalbin ancak çokluktan kurtulunca serinliyor. Kalbin o zaman karmaşadan kurtulup bir düzene giriyor.

Kalbini ne düzene sokacak?

http://www.muslimiman.info/upload/pictures/a_75.jpg

96: 19 Secde et ve yaklaş


Allahın bu sözü ruhuna nefes aldırıyor.

Secdeye varmalı diyorsun. Her secde Ondan başka her varlığı arkanda bırakmak değil mi? Bütün çoklar geride. Önünde teklik var. Önce kendinin tekliğı. Yalnız ölmeden önce yalnızca secdeye kapanmalısın. Başkasıyla birlikte secdeye kapansan da her secde yine de biriciktir.

Melekler kalbine dokunacak secdede. Yenilenme, yeniden hayat bulma secdede gerçekleşecek. Kalbinin önündeki varlıklar arkaya çekilecek. Sen ve O. İkiniz aranızda bir ilişki anı olacak. Sen ve O. O ve sen. Ne büyüleyici bir an olmalı. Tüm dünyaya bedel bir an olmalı bu. Tüm evren secdedeki tek bir anda yaşanan sen ve O ilişkisi bile edemiyor değil mi?


Bedenin, ruhun, duyguların ve benliğin secdede olacak birazdan. Duygularını rahat bırakacaksın ama. Bırakacaksın kalbin ne yaşayacaksa yaşayacak. Yakınlaşayım diye çabalamayacaksın . Kalbini yöneltmeye kalkmayacaksın. Secdede ne hissediyorum diye kendini yoklamayacaksın.

Bunu nasıl yapabilirim diye endişe mi duyuyorsun? Sen yapmayacaksın ki zaten. Kalbin yapacak. Sen Kalbinle oynama yeter. Tüm iradeni alnını secdeye koymak için toplayacaksın. Kalbinin yaklaşması için değil.

İnsan kalbini kurcalamamalı.

Günde kırk kere secde etmek demek, kırk kere Ona yaklaşmak demek. Bu fırsatı insan nasıl kaçırabilir?

 

Mustafa ULUSOY

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/12/13

Huzurundayım, Huzurluyum…..

http://i245.photobucket.com/albums/gg62/kopukdadi/Namaz-1.jpg

 

Ya Rabbi!!

İşte yine geldim….

Huzuruna geldim…

Aradığım huzuru bulmaya geldim.

Bir çok yerde huzur aradım.

Yok!

Huzurundan başka yerde huzur yok.

Gönlümü ağyarla avutmaya çalıştım nicedir..

Sahte huzurlar peşinde koştum.

Gerçek huzur senin huzurundaymış.

Serdim yere bedeni, nefsi secdede ,

Sürdüm alnımı yüzümü seccadeye..

İşte tek huzur burda..

Huzurunda .

Ben asi, kaçak kölen..

Kaçınca asıl esaret başlıyormuş meğer.

Nefse, şeytana ve dünyaya , masivaya esaret..

Asıl hürriyet sana köle olmaktaymış..

Ben huzuruna geldim işte, kabul et ne olur..

Affeyle bu asi köleni..

Geldim huzuruna, huzura…


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Namaz tevâzudur, yalvarmadır...

http://img1.blogcu.com/images/s/e/v/sevgialemi/9ala2hv9iq6.gif

“Namaz tevâzudur, yalvarmadır, günahtan pişmanlıktır ve ellerini kaldırıp “Allah’ım!” diye yakarmadır. Kim böyleyapmazsa namazı eksiktir.” ( Tirmizi, Salat, 166)

Namaz duâdır. Namaz kılan bütün organlarıyla Allah’a duâ ederken âzâları âdetâ dil kesilir. Kul, bütün âzâlarının katıldığı bir lisan ile gönülden duâ edince duâsına icâbet edilmesi bir vaad-i ilâhîdir. Nitekim Allah Teâlâ “ Bana duâ edin ki Ben duânıza icâbet edeyim.”

(Gafir, 40/60)
buyurmaktadır.

Bu âyet-i kerimede mutlak bir duâ emri var. Mutlak emir, gönülden duânın, şartsız kabûlüne delildir.


Kime duâ ettiğinin şuûrunda olan bir kul, duâ edince perdeler açılır ve dileği yerine getirilmek üzere “divân-ı ilâhî” ye iletilir.

Tasavvuf ricâline göre namaz divân-ı ilâhîde durmaktır. Nitekim Cüneyd Bağdâdî’ye sordular:


- Namazın farzı nedir? O şu karşılığı verdi:

-Dünya ile bağları koparmak, dikkati toplayarak divân-ı ilâhîde durmak. Bu sözün anlamı şudur: Namazda beden seccâdede, akıl divân-ı ilâhîde olmalı, kalb huşû, âzâlar huzû ve huzûr ile dolmalı

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/11/12

Şartlar Zorlaşınca Namazı Terk Edenlerden Misiniz ?




Şartlar zorlaşınca namazı terk edenlerden misiniz?


Her nimet şükür ister. İmkân da bir nimettir. Çoğu zaman imkânın ne
kadar önemli ve değerli bir nimet olduğunu anlayamayız. Onu ancak
kaybettiğimizde farkına varırız. Bu anlamda imkânın şükrünü de
unutmamak gerekir.

İbadetlerimizden namazın günlük hayatımızda imkânla bire bir ilişkisi
vardır. Bu anlamda kimileri imkanlar içinde yüzer. Ama elindeki nimetin
farkına varamaz. Fırsatların biri gelir, diğer gider; ama o, bunların
kadir ve kıymetinden bihaber yaşar. Namaz kılmak için zamanı ve
vakti müsaittir. İşi gücü buna engel de teşkil etmez. Namaz kıldığında
onu horlayacak ya da sıkıntıya sokacak kimseler de yoktur. Mekân
sorun da değildir. Namaz kılacak olsa kimse ona “Akşam kaza
edersin!” de demez. Ama o sahip olduğu bu imkânı kullanmaz.

Namazını eda edenlerden bir kısım da vardır ki; normal şartların dışına
çıkıldığında namazlarında aksamalar olmaya başlar. Namazını
kaçıracakmış telaşına düşmez. Fırsatı varsa ya da onu namaza
çağıran biri varsa ezana kulak verir. Ama bir seyahate çıktığında ya
da işinde sıkıntılar yaşadığında ilk terk ettiği şey namaz olur. Önce
birer birer gider vakitler. Sonra da eda edebildikleri çıkar gider
hayatından. Hassasiyet soğuk bir duyguya dönüşür. Ve insan giderek
kopar inandıklarından.

Namaz vakti girdiğinde içlerine kor düşenler de vardır ki; onlar için ilk
fırsat, namaza gitme anlamına gelir. İşyerlerinde namaz kılmak için
uygun yer yoktur. Yolculuklarında namaz kılacak yer de
bulamayabilirler. Ama onlar için tek geçerli olan, “Nerede olursa
olsun, vaktinde eda”ya niyettir. Bunun için kalpleri çarpar. Akılları
namazdan geri duramaz. Bazen namaz kılacak imkânı da
bulamayabilirler. Ama o an yüreklerinde tarifi imkansız öyle derin bir
ızdırap, öyle sarsıcı bir sıkıntı vardır ki; ilk fırsatta kaçırdıkları namazın
edası için huzura dururlar.

Bir başka grup vardır ki; onların çalıştıkları ortam için namaz, yabancı
bir terimdir. Namaza imkân bulmak neredeyse imkânsızdır. Çünkü
böyle bir imkân olmadığı gibi namaz kılmak iş hayatının bitmesi ya da
işinde süründürülmesi anlamına gelir. O da her fırsatı bir namaz fırsatı
olarak görür. Ama her gün, kaçan vakit namazlarının acısını hisseder
yüreğinde. Namazların kaçması, namazı tamamen bırakmasıyla
sonuçlanacak bir netice de vermez. Ümitsizliğe kapılmaz. Duyguları
da değişmez. Yaşadığı sıkıntı ve hissettiği burkuntu onu biraz daha
yükseklere çıkarır.

Namazsızlığın bir domino taşı etkisi yaptığını unutmayın. Namaz,
kesintisiz bir devamlılık ister. Namazı gönlünüzün nuru yapmayı ihmal
etmeyin.

Namazı şartlar zorlaşınca terk edenlerden olmayın.

SERHAT ŞEFTALİ


BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/9

ölüm var ölüm !!! kıl namazı, kıl gülüm...

Photobucketölüm var ölüm!!! Photobucket

kıl namazı, kıl gülüm...


koy ebed'e cann'ını,

her an sanki son secde'n misali kıl namazı kıl gülüm!!!

kıl ki,

kalkıp da dirilişin mahşer sabahında,

alnında parlasın resül'ün nur'u gülüm...

bak ibret nazarında ;barış'lar gidiyor yirmidokuz yaşında,

şarkılarla şiirlerle alkışlarla;

ölüm var ölüm;

gidişin ''la illahe illa '''' ile olsun gülüm!!

Photobucket

ölüm var ölüm!!
geçirdiğin her an'ın;
satır satır, milim milim,katre katre sorulacak o gün gülüm,
la illahe illa 'ın sırrına eren kurtuluştadır gülüm!!!

Photobucket
emr_i hakk vaki olunca amel defteri kapanır gülüm;
''dünya, ahiretin tarlasıdır'' derdi resülüm (asm)
tarlanı dermeden gitme sakın, gitme gülüm...

Photobucket
ölüm var ölüm;
seyr eyle sağı solu gülüm;
giderken ''en sevgili'' ye resülüm;
namaz da namaz ümmeddi ümmeddi diye ağlardı gülüm...

Photobucket
gülüm...
gülüm...
ebeden cann'ını koyan hayy'dan hu'ya gider gülüm...
müjdeler olsun...
ölümü de öldüren rabbe secdeler olsun gülüm ...

Photobucket

Allah´ım Namazını dosdoğru kılıp kabul olanlardan eyler inşaallah
Allah rızası için Namazlarımızı kılalım..
PhotobucketNAMAZ DiNiN DiREĞiDiR!!!    Photobucket

                  

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/6

SeCCaDeM...

http://www.fatihiraz.net/wp-content/seccadem.jpg

Seccadem… Sevdalı gönlünü, tertemiz endamınca açarken ve tevazu kanatlarını sererken sere serpe, beni de bas bağrına, beraber kurban olalım Sevgilinin uğruna…

Yaradan’la buluşma anlarımda, buseler konduruyorsun anlıma. Şairin dediği gibi; “öp beni anlımdan, öp beni seccadem…” Dudakların dokunsun kalbime, ellerim değsin avuçlarına, benim vefalı yârim seccadem…

Gözpınarlarım sana aşina, gözlerim sana tutsak, gönlüm Hak katında, birkaç damla gözyaşım düşerken avuçlarına, rengarenk desenlerinin arasında kayboluyor ıslak duygularım, sırılsıklam hicranım…

Canım seccadem…

Burağımsın, mîracımın her vaktinde, anne kucağı gibi sararken yumuşacık tebessümün bütün azalarımı, seninle hakka varışın, Hakkın huzuruna duruşun, dupduru rahmetin ve huzurun yoğunluğunu yaşarken, senin şefkatli kucağına ve kollarına, hüzünlerimi ve kaygılarımı bırakıyorum. Seninle beraber olmak ne güzel, ne ulvi, seninle dostla buluşma ve kaybolma anlarımız…

Kucakla beni seccadem! Sarmala beni!.. Al götür nisbet kokulu ve gül rengi yarınlara!..

Ötelerden bir pencere aç seccadem!… Üfür buhurunu, tütsüler gönder canıma.

O rengarenk desenlerini anlıma işlerken, gönül gergefime doku ipliklerini, dokundur ruhuma yumuşacık tenini.

Seccadem; sen sadık bir dostsun biliyorum, seni ve sende namaz kılmayı çok seviyorum.

Bana şahadetlik eder misin mahşerde? … Bazen öylece kalakaldığım, rabbimle baş başa secde anlarımda, günahlarım için af dilerken, ne olur şahidim olur musun o zor günde…

Beni yalnız bırakma, bu köhne zamanlarda! Çok muzdaripim, yaralıyım… Çağır her dem yanına!.. Dostum, namazlığım, seccadem…

 ZEKERİYA MARAL / gülistan dergisinden

Anlı secdeye vurdum ağladım
Bu aciz canımı Hakka adadım
Dünya yalan imiş er geç anladım
Islandı seccadem gözyaşlarımla

Rükum Mevlaya dır
Secdem Mevlaya
Artık hevesim yok fani dünyaya
Secdede ağladım ben doya doya
Islandı seccadem gözyaşlarımla

Serdim seccademi kızgın çöllere
Aktı gözyaşlarım döndü sellere
Deva olamadı gonca güllere
Islandı seccadem göz yaşlarımla

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/8/25

Mâbudun aşkına çık gel ! Kucaklaşalım...

http://img104.imageshack.us/img104/7881/seccade8gq.jpg


Bekledim... Baktım ki geldiğin yok... Dedim hele şuna bir mektup yazayım... Hâlimi anlatıp, "Gel!” diye yalvarayım...
De hele, neye gücendin? De hele, niye bıraktın beni?


Hakkını veremedim hiç tamam... Bir zamanlar hiç unutmazken buluşacağımız vakti, sonraları unutur oldum... Bazen yük geldiğin oldu bana... Seni beklerken, eski heyecanım kalmadı... Sana aşkla bakamadım... Seni ilgisiz bıraktım... Ettim bir eşeklik! Ama be canım, ne demeye uydun sen bana! Ne demeye çekip gittin!?

Gerçi, haksız değilsin... Ne desen, ne etsen haktır bana... Oyalanmazsın elbet ben gibi dökük bir handa... Herkes gibi sen de pek, sağlam yerler ararsın... Çürükle halvetlikten, elbette hoşlanmazsın... De ki mecnûn ararım, beni unutmayacak... Benimçün işin gücün bir kenara koyacak... Ne diyeyim, doğrudur, gün geldi, işim için seni ihmal ettim.
Bilenler, farzını, sünnetini, hükmünü anlatıyor... Edebinden bahsediyor. Seni huşû ile ifâ etmekten, sana dalıp, dünyayı unutmaktan bahsediyor. A canım, ben ne anlarım o işlerden... Ben senin az biraz huyunu bilirim o kadar. Ve sanırım, huyuna suyuna gidemedim...

Az biraz dedimse, küçümseme !.. Aslında tanırım seni... Bilirim ne nazlı olduğunu... Bilirim incelik beklediğini... Şimdi, aramızda yabancı yok, bak, hadi söyle, niye bıraktın beni ?

Derdin ki bana, abdestini al... Güzel elbiselerini giyin... Kokularını sürün... El âleme giderken süslenmeyi biliyorsun ! Hadi, benimle buluşacağında da şık ol... Ama ben, bazen pek güzel geldim sana... Bazen pek darmadağın... Acep diyorum, bu mu zoruna gitti ? Kılığımı kıyafetimi, kokumu mu beğenmedin? Hani suyla, sabunla, miskle gidermeye çalıştım da, yine de o hassas burnun, kalbimdeki necâsetin kokusunu aldı, beni ondan mı terk ettin ?

Ört derdin... Ört kendini... Tek teli görünmesin saçlarının... Topuklarını kapatsın çorapların... Bana edeple gel... Nizamla gel... Ama ben, üşendim bazen, çorap giymeye bile... Bazen, özensiz olurdu başörtüm... Yoksa, buna mı içerledin ?

Yoksa hiçbiri değil de... Sana hakkıyla yönelemeyişim mi üzdü seni ? Yönümü, bir silüet olarak sana dönmüşken, aklımın nice başka yönlere koşturması mı zoruna gitti... Hani, sana doğruymuş gibi dururken, aslında, nice yerlerde gezinir gelirdim... Bedenim seninleyken, kalbim, ruhum, dolaşır dururdu uzaklarda... Seninle hemhâl olmuş görüntümün altında, nice keder, nice şüphe, nice vesvese yaşayışım mı mâlûm oldu ki, bırakıp gittin ?

Nazlım! Yoksa, dediğin saatte gelmediğim için miydi sitemin ? Hani, sana yönelmem gerekirken, işlerimi bitirmeye çalıştığım, hattâ bazen, seni her şeyden sonraya bırakıp mahzun ettiğim zamanların acısını mı çıkartıyorsun ? De hele, ne olur! Tâ ezelden verdiğim: "Vaktinde gelmek” sözünü tutamadığım için mi kırıldın ? Tamam haklısın... Vakitli olursa güzeldir, her iş... Ve elbet sen, vaktinde hazır olunmaya pek lâyıksın...

Ya da belki, o firâsetli gözlerinle, kim bilir nasıl derûnuna baktın da, gördün, kalbimin harap vaziyetini... Hani, sana niyetlenirken dilimle, kalbimin nasıl da başka başka arzulara dalıp gittiğini fark ettin... Ne bileyim, belki, sana niyet ederken, nice gaflet yaşadı da kalbim, riyaya, kibre sürüklendim, bunun için terk ettin...

Ah be nazlım! Ne yapayım, kalbimin bir ipi yok, ki tutsam da çeksem, uzağa kaçtığı zaman... İşte, sana bunları yazarken bile, sırf gidişinin değil, başka düşlerin kederiyle içi yanmada... Ne yapayım ki, sadece sana değil, bu sebeple, kalbim herkese yaban kalmada...

A nazlım! Sana niyetlenip de, başkalarına dalışım üzdüyse seni... Sende gibi görünüp de, uzaklarda oluşum üzdüyse, ne diyebilirim ?

Ama kim bilir, belki de, seninleyken, dünyayı ellerimin arkasında bırakamayışımdan rahatsız olmuşsundur. Başım secdede iken, az mıydı sanki, kaybettiğim bir eşyayı düşünmelerim ? İsterdin bilirim... Seninleyken, bütün kâr-zarar hesaplarından sıyrılıp, sadece sana bakayım, bakışlarınla sarhoş olayım isterdin... Seni seveyim, o kadar ki, sana durmuşken, ne sağımı, ne solumu göreyim... Hani, aşkın gözü kördür derler... Bilirim sana aşk ile durmamı beklerdin.

İşte dedim diyeceğimi ! Daha bundan sonra da uğramazsan, senden sorsun hesâbını! A benim nazlım ! A benim niyazlım ! Sana, "Gözümün nûrudur” diyenin hatırına, yalnızca beş vakit değil, ah keşke, vakitli vakitsiz, çat kapı çık gel! Yetsin artık, küskün durduğun bana...

Hem, beni sakın cehennemle korkutma ! Yokluğun zaten yangın ! Yokluğun zaten musibet ! Cehennemden kurtulayım diye değil ! Hem bırak, isteyenine kalsın üstelik cennet !! Çok naz, âşık usandırır derler... "Gafil Ben”in zaten canına minnet... Ne olur, uzatma artık hasreti... Ne olur, insâf et!

Yahu her şeyi koy !! Ben'i de koy da kenara, gel ! Mâbudun aşkına çık gel ! Kucaklaşalım...

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/7/21

BiZ GeNÇLeRiN GeCe HaYaTı OLMaLıDıR


İslam'ın genç davetçisi!

Senin mutlaka gece hayatın olmalıdır. Peygamberani deyişle, bir süt sağımı kadar da olsa gece uyanık olup,ALLAH -u Tealanın huzurunda bulunmalısın. Diğer insanlardan farklı olarak, uykunu bölüp huzura varmalısın.

Bil ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur. Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği bir şeyi yoktur. Gece senin feyizle dolduğun, gündüz ise bu feyzi başkalarına aktardığın vakittir. Dol ki, boşaltacağın bir şeyin olsun.

Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır ve mekandır gece. Görmüyor musun? Bin aydan daha hayırlı olan vakit, gündüz değil gecedir. Resulullah (sav)ın şu yalan dünyadaki en yüce ve mutlu anı olan Mirac, gece vuku bulmadı mı?

Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar bekleyip durduğu vakittir. Gece samimiyettir, gece sıpsıcaktır. Gecenin, yani yalnızlığın riyası yoktur. Herkes uyurken kalk, bir abdest al soğuk suyla, Rabbinin huzuruna var, boynunu bük… Ona bir şeyler mırıldan, isteklerini sırala… gecenin nasıl iletken olduğunu göreceksin. Radyo dalgaları bile gece daha iyi çeker.
Bütün bunlar olup biterken, gecenin bunca avantajları varken, senin geceyi bastan sona uykuyla geçirmen ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır. . .
 
http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/6/8

NaMaZDa BuLDuM SeNi

 


Tevhidin o sonsuz nuru geldi gözümün önüne ve bu ne büyük lütuf, ihsan ve cömertlik diye düşündüm. Elhamdülillah dedim. Hamd ettim Sana. Cennet ehlinin en son duasını okudum
 "Elhamdü lillâhi Rabbi'l-Âlemin" diyerek…

Çünkü Seninle olmanın adıydı cennet ve ben cennette idim; yani Seninleydim.
İşte o an tüm sancılardan, dar noktalardan, üzüntü ve korkulardan kurtuldum.
Ve ya Rabbi, her ezanda davet ettiğin, "Haydin felaha, haydin kurtuluşa!" sözünü o an anladım. Nefisten azad olup ruhun derinliklerine ve anlatılanların değil, bizzat yaşananların olduğu bir âleme daldım. Ve dalgıçlar gibi inciler mercanlar topladım. Her bir buluş bir uyanıştı benim için. Her bir uyanış da hayreti uyandıran bir hayranlık…

Senden başka bildiğim yok
Ey Sevgiliyle buluşmanın ve bir olmanın adı namaz. Yoluna bir değil binler can feda olsun.
Sana verilen canlar cananı bulur. Ne güzel bulduransın, sevgiliyle buluşturansın.
Ey gözleri ve gönülleri aydınlatan, kurtar bizi nefsin karanlıklarından!
Âdem'e bizzat isimleri sen öğrettin. Evet bana da namazda öğretiyorsun.
Tek olanın seyrine namaz ile yelken açıyorum. O İlâhî rüzgar beni kulluğuma, yani öz bilincime götürüyor ve bu bilinç ve marifetle Sana ulaşıyorum Rabbim.

Ey gözümün nuru namaz. Sen olmasa idin bu göz ne ile seyrederdi bu varlıkları, ne ile manalandırırdı?
Bütün eksikliklerden münezzehsin Rabbim. Gösterdiğin ve göstereceğin sonsuz hakikatler için

Sana hamd olsun.
 
Beni namaz ile yücelttin. Yüce âlemlerini seyrettirdin. Vahdet denizine daldırdın. Ne güzel bir halde bittim ki, şimdi Senden başka bir şey ile ne görüyor, ne işitiyor, ne görüyorum. Ümmilik sırrını yaşıyorum. Yani Senden başka bildiğim yok. Seni biliyorum, her şey bana ayan oluyor.
Gördükçe anladım ki Senin yardımın olmadan ben bir hiçim. Ancak Seninle varım.
Anladım ki, aciz olan bizler çaresizlik içinde yuvarlanırken, ancak Senin ipine, namaza sarılanlar kurtulur. Benlik denilen büyük savaştan ancak secde edenler zafere ulaşır...
 
 
http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/5/18

SiZDE 5 VaKiT NaMaZ KıLMaK İsTeR MiSiNiZ ?

http://img2.blogcu.com/images/s/o/l/solmaz1/namaz01003yb5.jpg

1 – “ Bir şeyi bir insan yapabiliyorsa siz de yapabilirsiniz . ” Evet namaz kılan milyonlarca insan var . Bu insanlar namaz kılabildiklerine göre bunu siz de başarabilirsiniz . Söyler misiniz sizin namaz kılan insanlardan neyiniz eksik ? Bakınız o kadar insan namaz kılıyor siz niçin kılmayasınız ki ?

2 – “ Bir şeyi başarabilmek için onu gerçekten istemelisiniz . ” Unutmamak gerekir ki hayatımız isteklerimizden ibarettir . Size istemediğiniz bir şeyi hiç bir baskı kullanmadan kim yaptırabilir veya istemiş olduğunuz bir şeyi kim engelleyebilir ? Şimdi kendi kendinize bir sorun bakalım gerçekten namaz kılmayı istiyor musunuz ? % kaç istiyorsunuz ? % 10 mu , % 20 mi , % 40 mı , % 70 mi yoksa % 100 mü ? Şunu unutmayınız ki bir şeyi başarabilmek için onu % 100 istemek gerekir . Yolda giderken bir mağazada çok güzel bir kazak gördüğünüzü ve onu çok beğendiğinizi düşünelim . O kazağın sizin olması için ne yapmanız gerekir ? O kazağı beğenmek yetmez % 100 istemeniz gerekir ki o kazağı alasınız . Yoksa sadece beğenmek yetmez değil mi ? Beğenip de almadığımız o kadar çok şey var ki .

3 – “ Başarabilmek için o yolda her türlü engeli aşmanız gerekir . ” Her şeyi isteyebilirsiniz ama bazı engellerden dolayı bu isteklerinizi gerçekleştiremezsiniz . Ama istiyorsanız , çok istiyorsanız o engeli aşar ve o isteğinizi yerine getirirsiniz . Başarı yolunda VAZGEÇMEYENLER BAŞARIR . Mağaza örneğine dönersek , çok istiyorsunuz ama kazak pahalı bu sizi engeller mi ? Çok istiyorsanız HAYIR . Veya yanınızda o kadar para yok , ne yaparsınız ? Vaz mı geçeceksiniz ? Hani çok istiyordunuz ? Çok istediğiniz için o kazağı ya mağazaya borçlanıp alacaksınız ya borç bulup alacaksınız ya da paranızı denkleştirdikten sonra alacaksınız ama hiç bir zaman VAZGEÇMEYECEKSİNİZ eğer gerçekten istiyorsanız . Namaz kılmak istiyorsunuz ama şu abdest olmasa . Abdest almak gerçekten istediğiniz halde namaz kılmanıza engel olabilir mi? Veya namaz kılmayı çok istiyorsunuz ama namaz surelerini bilmiyorsunuz . Namaz kılmak için Fatiha suresi ile Kevser suresi yeterlidir ve bu ikisini ezberlemek sizin az bir zamanınızı alacaktır . Namaz kılmak için az bir zamanınızı veremeyecek misiniz ?

4 – “ Başarı yolunda meydana gelen bazı aksaklıklar sebebiyle başarı hedefinizden ASLA VAZGEÇMEYİNİZ . ” Namaz kılmaya başladınız ama bir vakit namazınızı kılmadınız / kılamadınız . Bu durumda yapılması gereken hiç bir şey olmamış gibi namaz kılmaya devam etmenizdir . Arkanıza hiç bakmayın siz hedefinize yönelin . Araba arka cama bakılarak değil ön cama bakılarak sürülür .

5 – “ Hedefinizi ASLA ERTELEMEYİN ! ” Namaz kılmaya başlayacaktınız ama ertelediniz , ertelediniz ne oldu ? Bir türlü namaza başlayamadınız . Ertelemek isteği öldürür ve başarının en büyük düşmanıdır . Namaza başlamak istiyorsanız HEMEN ŞİMDİ başlamalısınız . Eğer ben yarın başlayacağım , akşama başlayacağım , Cuma günü başlayacağım diyorsanız , ben size söyleyeyim KESİNLİKLE BAŞLAYAMACAKSINIZ ! Hz . Peygamber ( s .a .v ) şöyle buyurdu : “ ERTELEYENLER HELAK OLMUŞTUR . ”

6 – “ Başarıya ulaşmak için hedefinizi her zaman canlı tutunuz . ” Namaza başladınız , sizin hedefiniz bu değildi . Siz 5 vakit namaz kılmak istiyordunuz . İşte bunu gerçekleştirebilmek için hedefiniz her zaman canlı olmalı . Bu tıpkı cep telefonuna benziyor . Cep telefonunuz şarzı bulunduğu müddetçe işe yarar . Şarz bitti mi onu şarjetmek lazım ki işe yarasın öyle değil mi ? Namaz da öyle , şarjı bitirmemek lazım , şarj bittiğinde kendimizi namaz konusunda şarjetmemiz gerekir ki bunu yapmazsak işte o zaman namazı bırakırız . Kendimizi bu konuda şarjetmek için sohbetlere gitmeli , namaz kılanlarla birlikte olmalıyız . Sohbetlere gitmek ve namaz kılanlarla birlikte olmak bize her zaman namaz kılma hedefimizi canlı tutacaktır . Hedefinizin canlı kalması için elinizden geleni yapınız çünkü o canlılığını kaybederse hedefiniz can verecektir .

7 – “ Hedefinize ulaşmak için çevrenizdekilere karşı sağır olunuz . ” Siz şimdi namaza başladınız ; arkadaşlarınız , aileniz sizinle dalga geçebilir . “ Ooo Hoca mı oldun? Sen asla 5 vakit namaz kılamazsın . Tamam şimdi kılarsın ama gör bak 3 gün sürmez .” gibi bir sürü laf işitebilirsiniz çevrenizden işte bütün bunlara karşı sağır olun hatta cevap bile vermeyin . Siz hedefinize yoğunlaşın boş verin böyle şeyleri . Siz hedefinizden ASLA AMA ASLA VAZGEÇMEYİN .

Evet işte o tarihi an geldi . Şimdi kendi kendimize söz vereceğiz ve böylelikle namaza başlamış olacağız bundan sonra söylediğimiz gibi..

Namaz kılma idealiniz için , ÜŞENMEYİN , ERTELEMEYİN ve ASLA VAZGEÇMEYİN .

“ Şimdi kendi kendime söz veriyorum . Namaz kılacağım ve hiç bir zaman namazı bırakmayacağım . Hiçbir zaman namaz kılma hedefimden vazgeçmeyeceğim .”

Söz mü ? SÖZ .

Ben inanıyorum ki SEN sözünü yerine getireceksin . Çünkü SEN istedin mi YAPARSIN..

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/3/14

Muhteşem Bir Sevgi İletişimi: Namaz

Muhteşem Bir Sevgi İletişimi: Namaz

Namaz, Rabbimizle kurduğumuz en güçlü sevgi iletişimidir. Huzurunda huzur bulduğumuz, Yüceler Yücesi’ni ancak namazda bütün varlığımızla hissederiz; varlığında varlık buluruz.

Başlangıç tekbiriyle ellerimizi kaldırıp her şeyi geriye, arkaya, ikinci plana atarız. Birliğinde dirlik ve dirilik buluruz. Güzel isim ve sıfatlarıyla kuşatılırız; üzerinde durduğumuz seccade kanatlanır ve bizi ötelere, ötelerin ötesine götürür. Bir nur ve huzur iklimine taşınırız. İmanımız güçlenir, derinleşir, mânevî lezzetini ruhumuza daha çok tattırır. Miraç hediyesi namaz, böylece bizim de miracımız olur.

Namaz, kulluk davetine icabette sorumluluğumuzu hissetmektir,

“ Sözümde duruyorum, Sen benim Rabbimsin ve huzurundayım.” diyerek isbât-ı vücut etmektir. Bu sebeple, en derin ve anlamlı kulluktur namaz. Kimin huzurunda durduğumuzu bilerek varılır hakikatine. Hiç kimseye yapılmayanlar yapılır Cenâb-ı Hakk’a. Böylece O’nun eşsizliği, tekliği, birliği, beş vakit namazla fiilen ilan edilmiş olur.

İnsan zayıf, sonlu ve sınırlı bir varlıktır. Kudreti sonsuz olanın huzurunda, O’ndan başka her şeyi unutarak durur, en derin saygıyla eğilir ve sonra da, koyar varlığının en kıymetli uzvunu yerlere. Böylece, kime secde ettiğini bilerek gerçek namaza ulaşmaya çalışır. Bu, sadece bedenin değil, rûhun da secdesidir. Böyle olduğu içindir ki, nefsâniyet bütünüyle serilir yerlere, benliğin burnu sürtülür, gurur sürgün edilir. Bu hâli yaşayan kul, kendi kişiliğinin farkına varır, sahibine, mâlikine, yaratıcısına teslim olmanın, varlığında ebedî bir varlık bulmanın saadetine erer.

Namaz bu sebeple rûhun zaferi, nefsin hezîmetidir. Ancak bu zafer, bir seferlik değildir. Çünkü nefs, her hezimetten sonra, yeniden ve bir daha serildiği ve devrildiği yerden kalkmak ve intikamını almak için harekete geçecektir. Bu sebeple, dünya imtihanında mü’mini başarıya götüren en temel güç namazdır. Namazsız insan, nefse ve şeytana karşı çok önemli bir korunma, beslenme ve güçlenme unsurundan mahrum kalmış demektir.

Namaz, imanların teyidi ve sınanmasıdır. Mü’min namazda sudaki balık gibidir, namazla hayat bulur. Kanatlanır İlahi huzura ve tabii ki bu âlemden hiç çıkmak istemez. Büyüklüğü önünde yokluğa varan küçüklüğünü, gücü önünde acizliğini, sınırsız zenginliği karşısında fakirliğini iyice anlar. Kendi adına ne kadar yoklaştığını, Rabbi n----- ne kadar çoklaştığını hisseder, O’na güvenip dayanmanın ve ancak O’ndan yardım dilemenin doyumsuz zevkini yaşar.


Necip Fazıl rahmetli, “Namaz kılabildiğiniz için de namaz kılın, secde edebildiğiniz için de şükür secdesi yapın.” derdi.

Rahmetli Hacı Annemiz, gençliğinde hocasına, “Bu aralar namaz kılamıyorum.” diye dertlenir. Mürşidinin cevabı sarsıcıdır…

“ – Sen, bu vakte kadar hiç namaz kıldın mı ki!” Namazın hakîkati, bir çınar tohumunun ağaçlaşıncaya kadar yaşadığı merhalelerce çokluk ve çeşitlilik arzeder. Yani her namaz aynı değildir. Ancak namazın hakikisi, kılanı en güzel ahlâka yüceltir. Namazı bize öğretenin ahlâkına getirir.

Namaz günaha giden yollarda en etkili frendir. Efendimiz (sav)in ifadesiyle, mümini beş vakit yıkayan ve arıtan bir ırmaktır.

Namaz, bittikten sonra da devam eder. Hz. Mevlana, bu manaya işareten der ki:

“ – Öyle bir abdest al ki, hiç bozulmasın.

Öyle bir namaz kıl ki hiç bitmesin. Âşıka beş vakit yetmez, beş yüz bin vakit arzu eder. Zira namaz, Sevgililer Sevgilisi olan yüce Yaratıcıya vuslattır.

Gerçek âşık, vuslatın bitmesini ister mi?”

Vehbi Vakkasoğlu
http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/1/19

NaMaZ, HeR MüSLüMaN'ıN GöNLüNdEkİ SeVdAdıR


 
Namaz, İslam’ın en önemli emirlerinden biri. Namaz, ‘Müslümanım’ diyen bir kimse için “Yük” veya “lüzumsuz” ya da “gerektiğinde ihmal edilebilecek” bir şey değildir. Namazı hafife alma, onu bir tehlikenin işareti olarak görme de ne Müslümanca, ne de insanca bir tavır olamaz. Namaz, önemlidir, değerlidir ve ona saygıda kusur edilemez. Namazı kılmamak inanmamak anlamına gelmediği gibi, namazı kılmak da her şey manasına gelmez.

Namaz kılmak, çağdan uzaklaşmak değildir. Namazı eve, camiye ve sadece mesai saatlerinin dışına, özel mülklerin odalarına hapsetmek isteyenler, İslam’la ilişkilerine göz atmak ve nerede durduklarını bir kez daha düşünmek durumundalar. İbadet, kulluk, beş vakit, sabah, yatsı, farz, sünnet gibi kavramlardan uzak bir bakış açısıyla bakıldığında namaz “yatıp-kalkmak, bir şeyler mırıldanmak” diye düşünülebilir. Böyle bir bakış açısıyla da namaza karşı sert, tavizsiz, düşman, terörist, örümcek kafalı, zihin yıkama gibide bakılabilir. Böyle bir bakış açısı dinin neresinde durduğunuzu da sorgulamaya açar.

Namazsızlık, bir Müslüman için özlem olamaz. Bu özlem için mazeretler sıralanamaz. Namazsız steril bir ortam için mücadele vermek ve bunun için bahaneler üretmek bir Müslüman’ın yapmayacağı fiillerdir. Eğer namazsızlık özlemi çekiliyorsa, bunun adı saklanmadan, gizlenmeden âşikar söylenmelidir. İnanılmadığı ifade edilmiyorsa, bu durumun adını dinî kaynaklar zaten koymuştur diye biliyoruz.

Namaz kılmak, zayıflık, pasiflik, namaza karşı söz ve fiiller ise özgürlük ya da cesaret değildir.

Namaz, tıpkı ezan gibi, oruç, zekat, hac gibi Müslümanlığın işaretlerindendir. Bu işareti taşıyanlar, bunu bir yük olarak görmez. İnanan namazı, bir madalya gibi gönlünde ve zihninde taşır. Utanmaz, çekinmez, kınayanların kınamasından dolayı kendini “yanlış mı yapıyorum!” düşüncesine kaptırmaz.


SERHAT ŞEFTALİ

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.