RıZa BeRKaN's profiler.B.g. / " Sevgi, saygı ...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    9/30/2008

    ÖmRü RaMaZaN oLaNıN aHiReTi BaYRaM oLuR.




    Esselamu Aleyküm Ey Güzel İnsanlar !

    Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluş olan, bir Onbir Ayın Sultanı'nı daha uğurluyoruz. Artık gönüllerde bayram esintileri esmeye, ruhlarımızda Ramazan-ı Şerifin sağanak sağanak yağan rahmet çağlayanlarının hazzını derinlemesine duymaya başladık.
    Evet bu mübarek ayda tutulan oruçlar, verilen sadakalar, yapılan yardımlar, okunan Kuran-ı Mucüz-ül Beyandan esintiler, Kudret-i Sonsuzun nezdinde öyle büyük mükâfatlara mazhar oldu ki; bu kutlu zaman dilimine ulaşıpta ondan istifade edemeyen gafiller, büyük bir kayıp içine düştüler maalesef.
    Bayram, esasen Rabbi Rahimimizin bizleri affettiği gün olacaktır. Büyük alim, ALLAH dostu Alvarlı Efe Hazretleri :

    Mevla bizi affede,
    Bayram o bayram olur,
    Cürm-ü hatalar gide,
    Bayram o bayram olur,

    Nağmeleriyle, gönül pınarındaki esintileri bizlere aksettiriyor ve cehennemden azat olduğumuz kurtuluş günümüzün bizim esas bayramımız olacağını bizlere hatırlatıyor.
    İnanan insan da esasen bu gerçek bayramlara ulaşabilmenin endişesi ve düşüncesi içinde olmalı, her davranışını "büyük buluşma" ya göre ayarlamalıdır.



    Rabbim Ramazan Bayramınızı mübarek eylesin.

    Bayram İslam Alemi namına hayırlara vesile olur inşaALLAH..

    Rabbim mazlum kardeşlerimizi zalimlerin zulmünden
    kurtarsın.

    Ümmet-i Muhammed arasındaki ayrılıkları birliğe çevirsin.

    Küffara karşı sesimizi gür, kılıcımızı keskin,

    yöneticilerimizi de Hakk ile hükmedenlerden eylesin inşaALLAH...

    Siz Değerli, Kıymetli Gönül Dostların ve de Tüm inananların Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik eder, Rabbimizin bizi affettiği gerçek bayramlarda buluşmayı temenni ederim.

    ALLAH(c.c.)'a emanet olun.

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    9/29/2008

    ELveda Ey ŞeHR-i RaMaZaN

    Her yıl Ramazan ayının başlangıcında “hoş geldin ey şehr-i Ramazan” övgüleriyle karşılanan ve göz açıp kapayıncaya kadar  çabuk geçen, rahmet ve bereket ayı; Ramazanın son günlerini yaşamaktayız. Son dönemeç hükmündeki son haftaya gelindiğinde; camilerde, meclislerde  okunan naatlar, ilahiler, yerini hüzünlü sözlere bırakarak; “elveda ey şehr-i Ramazan” şekline dönüşür.

    Koca Yunus’un; bir beytinde  “Bildik gelenler geçtiler,gördük konanlar göçtüler” dediği gibi her gelenin bir gidişi, her konanın bir göçüşü olduğu gibi, her başlangıcın da bir sonu vardır. Ramazan da diğer zamanlar gibi gelmeye-gitmeye, başlamaya-bitmeye mahkumdur. Önemli olan geldiği ve konduğunda yapılacaklardır. Gittikten ve göçtükten sonraki pişmanlıklar bir fayda vermeyecektir.

    Ramazan ayındaki fırsatlar değerlendirilemediği taktirde, diğerlerinden farklı bir tehlike söz konusudur. Ramazan ayında günahların affı o kadar kolay olacak ki, af nimetinden faydalanılamadığı taktirde, Cebrail aleyhisselamın bedduasına muhatap olmak vardır.  

    Ebu Hureyre’den (ra) rivayet edilen bir Hadisi Şerifte de şöyle buyurulmuştur;
    “Resul-i Ekrem (sav) minbere çıktı ve:

    – “Amin, Amin, Amin!” dedi. Resul-i Ekrem (sav)’e:
    – “Ey Allah’ın Resulü (sav) Minbere çıktınız ve üç kere amin dediniz! (Bunun hikmeti nedir?)” dendi. Bunun üzerine O (sav):
    – “Cebrail bana geldi ve: Kim Ramazan ayına yetişir, affa uğramaz ve sonunda ateşe girerse, Allah onu uzaklaştırsın!” dedi ve bana:
    – “Sen de amin de!” dedi, ben de:
    – “Amin!” dedim. Sonra:
    – “Kim anne ve babasına yetiştiği halde onlara iyilik etmez, sonunda ölür ve ateşe girerse, Allah onu uzaklaştırsın!” dedi ve bana:
    – “Sen de amin de!” dedi, ben de:
    – “Amin!” dedim. Sonra da:
    – “Sen yanında anıldığın halde sana salavat getirmeyip, ölen sonunda da ateşe giren kimseyi Allah uzak etsin!” dedi ve bana da:
    – “Sen de amin de!” dedi, ben de:
    – “Amin!” dedim. (Ahmed b. Hanbel, Müsned,2/254; Tirmizi, Daavat,No:2539.)

    Şimdi yapılacak şey; Ramazana elveda derken, onun bizden hoşnut gidip gitmediğini muhasebe yaparak,.bizim bu ayın af nimetinden istifade edip etmediğimizi düşünmemiz; geride kalan son Ramazan günlerini en verimli şekilde değerlendirmemiz lazımdır.

    Düz bir mantıkla şöyle düşünelim; yakınımızdan biri hasta olsa,yada bir ameliyat geçirse, planladığımız dünya işlerini bırakıp, hastamızın şifa bulması için nasıl başında nöbet tutarsak, gönül dertlerimizin derman bulacağı; Allah’ın af ve merhametine uğramak gibi, bin aydan hayırlı Kadir gecesine rastlamak gibi, Ramazanın son günlerini değerlendirmek için birkaç günümüzü ibadet ve itaat içerisinde geçirmeye gayret etmek akıllıca bir iş değil midir?  


    Geldin...

    Bir bahar müjdesi gibiydi gelişin...

    Rahmetinle kandık, şifa bulduk.

    Bir düzeni getirip kuruvermiştin, karmaşada çalkalanan hayatımıza.

    Üzerine alışıvermişiz, sanki hiç karışmamış bir hayatın parçası gibi...

    Şimdi gidiyorsun...

    İncecik bir hilaldi varlığın önce, sonra ayın ondördü gibi parladı
    yüreklerimiz varlığınla, birden gözlerimiz gökyüzünde incelen hilale
    takıldı yeniden.

    Firakın hüznü kapladı ufkumuzu, içimize gidişinin burukluğu çöktü.
    11 ay yoksun yine, veda vakti şimdi, gidiyorsun...

    Seni beklemekle geçecek vakitlerimiz, dualarımız hep aynı olacak; "bizi tekrar eriştir rahmet ayına Rabbim."

    Gelişinle ne kadar sevindiysek gidişin o kadar büktü boynumuzu.

    Dünyamıza inen rahmet sağanağı, nur halesi bitmesin, kalan vakitlerde de sürsün istiyoruz.

    Bize getirdiğin serin havayı, sükuneti, merhameti, hoşgörüyü yayalım ayların kalan onbirinede.

    Dualarımız Leyle-i Kadirdeki gibi varsın Rabbin katına.

    Öylesine bekliyor, öylesine istiyoruz...

    Şimdi veda vakti.

    Veda etmek zor geliyor, güle güle demiyoruz, sadece şükrediyoruz bir Ramazanı daha bahşedene.

    Ve diliyoruz ki; NİCE RAMAZANLARA ERİŞTİR BİZİ YA RABBİ...

    ERİŞTİR YA RABBİ...

    Elveda ey şehr-i Ramazan” derken; “misafiri hoşnut göndermenin yollarına bakalım” derim vesselam..!

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    9/26/2008

    KaDiR GeCeMiZ MüBaReK OLSuN.

     
    Rabbimiz Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde Kadir Gecesi için şunları bizlere söylüyor:
     
    Şüphesiz biz, (Kuran'ı) Kadir gecesi indirdik. Kadir gecesinin ne oldugunu sana bildiren nedir ?
    Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve ruh (Cebrail), Rabbi'nin
    izni ile her iş icin o gece iner.
    O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.''

                                                                                                             (Kadr Suresi 1,2,3,4,5)

     
    Peygamber Efendimiz (s.a.v)'de Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuşlardır:
     
    Hz. Aişe (r.ah.) Efendimiz (s.a.v)'in Kadir gecesinin son on gecesinde tek rakamlı günlerinde aranmasını söylediğini rivayet etmiştir. (Buhari)
     
    Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın. (Müslim)
     
     

    Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.

    Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.

    Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?

    "Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.

    Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, "Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir Suresini okudu ve, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır" buyurdu.
     

    Diğer bir rivayette Resulullah’a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı.

    Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur. Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.

    Neden "Kadir" Gecesi?

    Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır.

    "Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.

    Bir hadiste, "O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir.

    Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir.

     
    Kadir Gecesi Yapılacak Duâ


    "Allahumme inneke afuvvun kerîmun tuhibbul afve fa'fu annî."

    Anlamı:

    "Allah'ım, şüphesiz sen affedicisin, ikram sahibisin, affetmeyi seversin, beni affet." (Tirmizi, Daavat, 12)

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    9/25/2008

    KaDRiMiZiN BiLiNDiĞi GeCe.



    Hayırlı Ramazanlar Ey Kardeşlerim.

    Biliyorsunuz ki Salıyı Çarşambaya bağlayan bu gece Kadir Gecesi

    Kadir geceniz Mübarek olsun Cenab-ı Hakk Rahmetiyle muamelede bulunsun cümlemize






    İnnâ enzelnâhü fî leyletil kadr (1) Ve mâ edrâke mâ leyletül kadr (2) Leyletül kadri hayrum min elfi şehr (3) Tenezzelül melâiketü ver rûhu fîhâ
    bi izni rabbihim min külli emr (4) Selâmün hiye hattâ matleıl fecr (5)

    Meali (Anlamı)

    Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. 1 — Doğrusu Biz, onu Kadr gecesinde indirdik. 2 — Kadr gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? 3 — Kadr gecesi; bin aydan daha hayırlıdır. 4 — Melekler ve Rûh, o gece Rablarının izniyle her iş için iner de iner.
    5 — O, tanyeri ağarıncaya kadar bir selâmettir.



    Kadir Gecesini İhyâ Etmek

    (Kadir Gecesini İhya Etmenin Fazileti Ve Daha Ziyade Ramazanın Hangi Gecelerinde Olduğunun Açıklanması)

    Bu bölümdeki bir sure, bir ayet ve yedi hadisten; Ramazandaki bu gecenin bin ay yani 83 sene 4 aydan daha hayırlı olduğunu, inanarak ve sevabını 'tan bekleyerek bu geceyi değerlendirenin günahlarının bağışlanacağını, bu gecenin Ramazanın son on veya yedi gününün tek olanlarında aranması gerektiğini, bu gecede Rasûlullah (s.a.v.)'ın bize en çok okunmasını tavsiye ettiği duayı ve hayatı boyunca Ramazanın son on gününde ibadeti artırıp itikaf yaptığını öğreneceğiz. [1]

    "Şüphesiz biz o Kur'an'ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesi nedir bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve ruh Rabbinin emriyle herbir iş için veya herbir kişi için inerler de inerler. O gece tan yeri ağarıncaya kadar selam ve esenliktir." (Kadir: 97/1-5)

    "Biz o Kur'an'ı mübarek bir gecede indirdik, zaten biz insanlığı her zaman uyarmaktayız." (Duhan: 44/3)

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    "Faziletine inanarak ve karşılığını 'tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır."[2]

    Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, bir grup sahâbî, rüyalarında Kadir gecesinin ramazan'ın son yedi gecesinde olduğunu görmüşler (ve bunu Hz. Peygamber'e bildirmişler)di. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
    – "Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, ramazanın son yedi gecesi üzerinde toplandığını görüyorum. O halde Kadir gecesini arayan onu ramazanın son yedi gecesinde arasın!"[3]

    Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ramazan ayının son on gününde câmiye kapanır ibadete soyunur ve şöyle buyururdu:
    "Kadir gecesi’ni ramazanın son on günü içinde arayınız!"[4]

    Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu:
    "Kadir gecesi’ni ramazanın son on günündeki tek gecelerde arayın!"[5]

    Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
    Ramazan ayının son on günü girdiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geceleri ihyâ eder, ev halkını uyandırır, ciddiyetle ibadete soyunur ve eşleriyle ilişkiyi keserdi.[6]

    Yine Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ramazanda diğer aylardan daha fazla (kulluk yapmaya) çalışırdı. Ramazanın son on gününde de ramazanın öteki günlerinden daha fazla ibadet ederdi.[7]

    Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
    – Ey 'ın Resulü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim? diye sordum.
    – "Allah'ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla! diye dua et" buyurdu.[8]

    * Yukarıdaki ve diğer hadis kitaplarından öğrendiğimiz tüm hadisi şeriflere göre Kadir gecesinin hangi gece olduğu hakkında 40 civarında görüş nakledilmiştir ve ifadelerden de "Son yedi geceden dokuz geceden biri" şeklinde gibi esneklik bırakılmıştır.
    Rasûlullah (s.a.v.)'in hayatına baktığımızda
    Ramazanda senenin diğer aylarından daha çok kendini ibadete verdiğini, Ramazanın da son on gününde mescide kapanarak ailesinden ve dünyalıklardan uzaklaşarak itikafa çekildiğini görmekteyiz ki, bu geceyi yakalayabilme Ramazanın son 1/3'de olacağı, bunun da sadece gecelerine değil, gündüzlerini de değerlendirmek gerekecektir. Çünkü yeryüzünün bir kısmı gece iken diğer yarı kürenin gündüz olması dolayısıyla icabında bu gecenin gündüz de olabileceğine ihtimal verilmelidir. Ramazanı ve bilhassa son on gününü geceli gündüzlü değerlendirmek için müslümanın tam bir gayret içinde olması da gerekmektedir. Bu konuda daha geniş bilgi için tefsirlerden Kadr suresinin tefsirini gözden geçirmek faydalı olacaktır kanaatindeyiz. [9]


    ________________________________________
    [1] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 348.
    [2] Buhârî, Îmân 25, 27, 28, 35, Savm 6, Terâvih 1, Leyletü'l–kadr 1; Müslim, Müsâfirîn 173–176. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Tirmizî, Savm 1; Nesâî, Kıyâmü'l–leyl 3, Savm 39–40; İbni Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 2, 39.
    [3] Buhârî, Leyletü'l–kadr 2, Ta'bîr 8; Müslim, Sıyâm 205 –206. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 5; Tirmizî, Savm 71.
    [4] Buhârî, Leyletü'l–kadr 3; Müslim, Sıyâm 219. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 72.
    [5] Buhârî, Leyletü'l–kadr 3.
    [6] Buhârî, Leyletül–kadr 5; Müslim, İ'tikaf 7. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Nesâî, Kıyâmü'l–leyl 17; İbni Mâce, Sıyâm 57.
    [7] Müslim, İ'tikâf 8. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 72; İbni Mâce, Sıyâm 57.
    [8] Tirmizî, Daavât 84. Ayrıca bk. İbni Mâce, Dua 5.
    [9] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 349.

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    9/24/2008

    HaSTaLıK BiR İMTiHaNDıR

    http://www.sohbetci.com/ecards/images/1054096090.gif

    Hayatımızın her ânı değişik imtihanlarla dolu. Bu imtihanlar sabır ve azimle başarıldığı takdirde bizi olgunlaştırıyor ve niyetimize göre Rabb’imize yaklaştırıyor. Her insanın hayatının değişik karelerinde yaşadığı ve insana sağlığın ne kadar büyük bir nimet olduğunu öğreten bir imtihanımız var: Hastalık. Hastalık bir imtihandır. Hastalığın hikmetini bilen ve ona göre hareket edebilen insanlar, bu imtihanı başarıyla vermiş olurlar. Hepimiz mutlaka hasta olmuşuzdur. Hastalıklardan kaçıp kurtulmak mümkün olmadığına göre, imanlı bir insanın hastalıklar karşısında nasıl davranması gerektiğiyle ilgili Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hastalar Risalesi’nde çok güzel nükteler vermektedir:

    1. Hastalık ibadet vesilesidir İmanlı bir gözle bakıldığında hastalık bir çeşit ibadet vasfını kazanır. Namaz ve oruç gibi hastalık da ibadettir. Hastalık, sabredip şükreden hastalar için her bir ömür dakikasına, bir saat ibadet değeri kazandırır.

    2. Şafi ismi hastalığı gerektirir Mülk Allah’ındır. Allah, mülkünde dilediği gibi tasarruf edebilir. İnsan, Allah’ın güzel isimlerinin nakışlarını göstermek için bir model olarak yaratılmıştır. Bu sebeple çeşitli haller içinde değişiklikler yaşar insan. Mesela Allah’ın Rezzak ismi açlığı gerektirirken, Şafi ismi de hastalığın varlığını ister ta ki şifa versin.

    3. Hastalıklar insanın yüzünü ebedi dünyaya çevirir Bu dünya asıl hayat olan ebedi hayatı kazanmak için kurulmuştur. Devamlı sıhhatte olan bir insan, bunu unutup gaflete düşebilir. Halbuki hastalıklar onun yüzünü ebedi hayata çevirip orası için çalışmaya teşvik eder. Bu bakımdan, hastalıklar Allah’ın insana birer ihsanıdır. Dünyanın fani yüzüne olan sevgiyi kırıp ahireti sevdirirler.

    4. Hastalıklar insanı şükre sevk eder Her şey zıddıyla bilindiği için hastalıklar da sıhhatin değerini hatırlatıp insanı mazhar olduğu sağlık nimeti için şükre sevk ederler.

    5. Ölümü hatırlatır Ölüm gizli olduğu ve her zaman gelebileceği için hastalıklar insana ölümü unutturmayıp hatırlattığından, onlara üzülmek değil aksine memnun olmak gerekir.

    6. Sosyal yardımlaşmayı artırır Hastalık sosyal hayatı ayakta tutan hürmet, merhamet gibi duyguları daha da canlandırır. Hastalığın ızdırabını yaşayan bir insan diğer hasta ve zayıfları kendisine nispet ederek onların yardımına daha bir canla başla koşar.

    7. Endişe hastalığı artırır Hastalığının hafiflemesini isteyen kişi endişe etmemeye çalışmalı. Yani hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşünüp endişelenmemeli ve bu şekilde hastalığını yenme adına manevi olarak da kendisini güçlendirmelidir.
    Hastalıklar Müslüman için rahmettir


    Ebu Hüreyre ve Ebu Said (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü’minin günahından bir kısmını mağrifet buyurur.”
    (Müslim, Birr 52; Tirmizi, Cenaiz 1)



    Cabir (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas), Ümmü’s-Saib’in (r. anha) yanına girdi ve: “Niye titriyorsun, neyin var?” dedi. Kadın, “Humma (sıtma)! Allah belasını versin!” dedi. Aleyhissalatu vesselam da, “Sakın hummaya sövme! Çünkü, o, insanların hatalarını temizlemektedir, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlediği gibi!” buyurdular.Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas) bir hummalıyı ziyaret etmişti. Hastaya: Müjde! Zira Allah Teala hazretleri diyor ki: “Humma Benim ateşimdir, Ben onu mü’min kuluma musallat ederim, ta ki, ateşten tadacağı nasibini dünyada tatmış olsun.”

    TÜM HASTALARIMIZA EFENDİMİZİN DUASIYLA RABBİMİZE İLTİCA EDEREK;

    Efendimiz’in duası
    Hz. Ali (radıyallahu anh) rivayet ediyor. Resulullah (aleyhissalatü vesselam) bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı okurdu: “Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfîsin. Senin şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa istiyoruz.”
    (Tirmizi, Daavat 122, (3560)

    HASTALARIMIZA SAĞLIK,AFİYET VE HAYIR UZUN ÖMÜR DİLİYORUZ.


    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    9/22/2008

    Aşkı Arayanlar Buraya...

    http://www.resimmotoru.com/data/media/31/kirmizi-gul.jpg
    Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.

    Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın
    hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler.

    Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?

    Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.

    Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.

    Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.

    Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.

    Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.
    Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.

    Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var."

    Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.

    Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular.

    Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.

    Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir.

    Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"

    Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar.

    Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.
    Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"...

    gayrısına aşk demeye utanıyor insan...

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    BaNa AşKı ÖĞReTSeNe..

    http://img84.imageshack.us/img84/949/meftunvg9.jpg

    Bir hurma kütüğüne dayanarak hitapta bulunurdu.
    Pür dikkat dinleyen aşıklarına.
    Duyulan ihtiyaç üzerine bir minber yaptılar SULTANA...

    Onun üzerinde hutbe vermeye başlayınca
    Kendisini terketmesi üzerine Hurma kütügü,
    Bir deve inleyişi gibi İnleyip ağlamaya başladı.

    Alemlerin NURU zirve Peygamber,
    minberden inip kütüğü meshedip okşadı.
    Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu.
    O seviyordu ya artık ağlamıyor,inlemiyordu.

    Emir verdi GÜL SULTAN.(s.a.v):
    -Kurursa bu hurma kütüğü aşkından minberin altına gömün,
    İsterim bizden ayrılmasın.


    Resulullah'in -sav- Minber'i ~ Minbar of Rasullullah (Pbuh)


    KURUDU....!
    GÖMDÜLER....!

    "Ey Taş Gönlüm Duyuyormusun...!
    Bir Kütük Bile Olamıyorsun...! "

    Ey Hurma Kütüğü
    Bana Aşkı Ögretsene..
    Günahlarımdan utanıyorum,
    Efendimi İstiyorum Yardım Etsene....

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    9/21/2008

    İslâm’ı Aşkla Yaşamak ...

    http://img220.imageshack.us/img220/5999/367c0c1312gh15kqaq7.gif

    İslâm’ı aşkla yaşamak düştü gönlüme…
    İslâm’ı aşkla yaşamak düştü gönlüme… “Yaşamak, yaşatmanın sînelerdeki yankısıdır.” dediler. Aşkla savunulan bir dâvâ düştü gönlüme. Gözüm başka bir hayali görmedi. Cihad, taşları yastık yapan başların Hakk’a kulluk vechesinde âleme sığmayan güzelliği taşımaktır, her bir köşeye...
    Cihad, merhametin zaafa uğramadan her karanlığa bir hilâl olmasıdır. Cihad, muhabbet lehçesiyle yazan kalemin gölgesinde kalplere yol açmaktır.

    Gelincikten nârin yüreciklerin, rahmeti celbeden nâzenin dokunuşlarıdır cihad.

    Zehir akıtan baldıranlara bir avuç dolusu gül sunabilmektir.

    Gariplerin yüzüne ıtır kokulu bir tebessüm koyabilmektir cihad.

    Dünyanın kan kokan vahşeti içinde Tevhid’in ferahlık ve sükûnetini getirebilmektir.

    Allah Rasûlü gibi sadrını çatırdatan yükü omuzlamaktır. Sonra İnşirah sabahında yorulmadan, kırılmadan gözlerini başka bir ufka dayamaktır cihad…

    Cihad, Nuh -aleyhisselâm- gibi, küfür haykıran kavmin karşısında, yüzyıllar geçse de Tevhid’in kalesi olmaktır.

    Cihad, Sancak-ı Rasûl olmaktır. Huzuru dalgalandırmaktır, yeryüzü coğrafyasında; gönül haritalarına işlemektir muhabbeti… Kuru cihangirlik dâvâsı değildir, cihad!.. Bir beşâret-i Nebî uğruna ömrünü adamaktır Fâtih Sultan gibi. Yavuz Selim gibi Allah’tan gayrı bir nefes almaksızın çölleri aşmaktır. Makamsız olmak en büyük liyâkattir. Kanunî gibi Padişah kaftanını hiçe sayıp top arabasını omuzlamaktır.

    Gurbetteki ruhun vuslatı aramasıdır cihad... Yokluğu, varlığa sermâye yapmaktır.

    Ahmed Yesevî Hazretleri gibi, cihad, küfrün karanlığı içine bir nezir gibi atılacak gayreti dokumaktır gönüllere. Ve o erlerle garba uzanıp haçın yerine hilâli koyabilmektir.

    Cihad, sahabenin Semerkant’a, Çin’e, Habeşistan’a yürüyen adımlarındaki dini yayma gayretidir. Cihad Hazret-i Hamza’nın cesaretidir. Mus’ab -radıyallâhu anh- gibi kefensiz toprağa girmektir. Cihad, sahâbe olmaktır Rasulullâh’ın mübarek gözlerinde inci gibi parlayan... Cihad, Uhud’larda şehâdet arzusuyla toprağına düşmektir.

    İslâm’ı aşkla yaşamak düştü gönlüme, yaşatmak adı olan...
    İslâm’ı aşkla yaymak arzusu düştü gönlüme Uhud kokan…
    Bedir müjdesi taşıyan bir aşk düştü.
    Şimdi Anka kuşu kanatlarına alsın, Uhud toprağına bıraksın bizi.
    Cennet kokularıyla karışsın tozu toprağı benliğimize…


    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    ÖLüMDeN SoNRa GeLeN GüLLeR

    http://img487.imageshack.us/img487/8922/fdsegc4.png

    Ölümden sonra gelen güller

    Kıpkırmızı gülleri çok severdi.
    Nerde görse bakışlarını alamazdı onlardan.
    Kocası da ona her fırsatta kırmızı gül verirdi.
    Bilhassa da evlilik yıldönümlerinde…

    Kapının önünde bulurdu hep gülleri.
    Çiçekçi getirir bırakırdı.
    Alışmıştı artık aynı adrese kırmızı gül getirmeye.
    Enfes fiyonklarla süslü, kucak dolusu kırmızı güller...

    Yıllar geçti böyle.
    On yıllar.
    Her evlilik yıldönümünde hep aynı manzara olurdu.

    Yaşlar ilerledi ve günün birinde adam öldü.
    Kadın çok sevdiği kocasının hüznüyle yaşamaya devam etti aylar boyu.
    Zaten çocukları da evlenip gittiklerinden vaktinin çoğunu tek başına geçiriyordu.
    Bazen kitap okur, tefekküre dalardı.
    Bazen de Yasin günlerine katılırdı komşular arasında düzenlenen.
    Kaza namazları için bir çetele tutmuştu.
    Kazaya kalan oruçlarını da tek tek hakkıyla eda etmeye gayret ediyordu.

    Bir gün kapısının zili çaldı.
    Komşulardır herhalde diyerek yerinden kalktı ve kapıya gitti.
    Açtığında kimseyi göremedi kapıda.
    Sonradan fark etti ki, kapının girişinde bir kucak dolusu kırmızı gül var.
    Üzerinde de küçük bir kart!

    Zorla eğilip çiçekleri aldı.
    Eliyle belinden destek almak zorunda kalmıştı.
    Yaşlılıktan olsa gerek!
    İçeri girip kapıyı kapadı.
    Dikiş makinesinin yanına yöneldi hemen.
    Gözlüğü orada dururdu çünkü.
    Kartı dikkatle okumaya başladı:
    “Seni geçen seneki bugünden daha çok seviyorum.
    Evlilik yıldönümümüz kutlu olsun."

    Şok olmuştu kadın.
    Çok da sevinmişti.
    Hemen en yakındaki koltuğa attı kendini.
    Sürpriz diye buna denirdi işte.
    Kocası ona ölümünden sonra bile çiçek göndermişti evlilik yıldönümlerinde.
    Gülleri kokladı, kokladı, kokladı…
    Gözyaşları sessiz bir şekilde aktı.
    Önce yanağına süzüldüler.
    Sonra da çenenin altından bembeyaz başörtüsüne.

    Birden bunların alabileceği son güller olduğunu düşündü.
    Ölmeden önce ısmarlanmış olmalıydı kocası aylar önceden.
    Zaten her şeyi daha önceden planlamayı ve yapmayı çok severdi.
    İşini şansa bırakmazdı.

    Sonra ayağa kalktı yaşlı kadın.
    Güllerin saplarını kesti ve vazoya yerleştirdi.
    Vazoyu da masanın üzerine, eşinin fotoğrafının yanına koydu.
    Sonra da karşısına oturup uzun süre gülleri ve fotoğrafı seyretti.
    Sessizce...
    Bazen de nefes almadan sadece kalbinin sesini dinledi.

    Aradan gene aylar geçti.
    Güllerin yaprakları soldu.
    Kadın solan hiçbir yaprağı israf etmedi.
    Yere düşmelerine gönlü razı olmadı.
    Hepsini özenle kuruttu kitap sayfalarının arasında ömrü boyunca saklamak için.
    Canı sıkıldığında, morale ihtiyacı olduğunda o kalın kitabı açardı.
    Sayfalarının arasındaki gül yapraklarını koklar, yalnızlığını giderirdi.

    Aradan bitmek tükenmek bilmeyen koskocaman bir yıl geçti.
    Yapayalnız ve hüzün dolu bir yıl...

    Sonra bir sabah gene kapı çalındı tıpkı eski günlerdeki gibi...
    Gene dışarı çıktı.
    Gene kimsecikler yoktu.
    Mahallenin çocukları zile basıp kaçmış olmalı diye düşündü.
    Aaaa!
    O da ne?
    Kapının girişinde gene bir kucak dolusu kırmızı gül var!
    Üzerinde gene bir kart vardı.
    Biraz düşününce o günün evlilik yıldönümü olduğunu hatırladı.
    İyi ama, bu güller neyin nesiydi?

      Allah Allah!
    Vardır bir hayır, dedi ve gülleri içeri aldı.
    Bu sefer güllerden daha çok, kart ilgisini çekmişti.
    Hadi geçen senekini kocası bir yıl önceden sipariş vermiş olabilirdi.
    Ama bu neyin nesiydi?
    Üzerindeki kart gene evlilik yıldönümünü kutluyordu.

    Hemen çiçekçi dükkanını aradı kartın üzerindeki numaradan.
    Çiçekçinin bir şakası mıydı bu yoksa?
    Ona acısını hatırlatıp da ne yapmak istiyordu acaba?
    Onu üzmeye kimsenin hakkı yoktu.
    Olmamalıydı.

    Çiçekçi telefonu açar açmaz tanıdı sesin sahibini.
    Kadının derdini açıklamasına fırsat bırakmadan konuşmaya başladı:
    “Biliyorum.
    Eşinizi kaybettiniz.
    Üzerinden neredeyse 2 yıl geçti.
    Telefon edeceğinizi de biliyordum.
    Daha doğrusu tahmin ediyordum.
    Hem geçen sene hem de bu sene adresinize gönderdiğim güller önceden ısmarlamıştı.
    Parası da önceden ödenmişti.
    Hep böyle yapardı zaten.
    Bir sonraki evlilik yıldönümünüzün çiçeklerini bir yıl öncesinden ısmarlardı.
    İşini hiç şansa bırakmazdı.
    Dosyamda talimat var.
    Bu çiçekleri size her yıl göndereceğim.”

    Kadın çok duygulanmıştı.
    Eşi, öldükten sonra bile ona çiçek gönderiyordu…
    Çok nadir bir olaydı bu.
    Zaten o da kocasının değerini bilmişti.
    Ona hep destek olmuştu sonuna kadar.

    “Ha, bir de size özel bir zarf bıraktı.” dedi çiçekçi.
    “Kendi el yazısıyla yazmıştı.
    Onu da koymamı istedi çiçeklerin arasına.
    Buldunuz mu?”

    Kadın, bir yandan “hayır” derken, diğer yandan da çiçek sepetine tekrar baktı.
    Evet, zarf ordaydı.
    Yaşlılıktan olmalı, diye düşündü.
    Görememişti onu.
    Çiçekçiye teşekkür ederek kapadı telefonu.

    Eğildi ve zarfı aldı.
    Parmakları titriyordu kadının.
    Zarfı açtı…
    İçinden cicili bicili bir kağıda yazılmış kısa bir mektup çıktı.
    Liseli aşıkların kullandığı kağıtlardandı bu.
    Belki de adam, aradan yılar geçse de sevgisinin eskimediğini ifade etmek istemişti.
    Kim bilir?
    Neyse, biz mektupta neler yazdığına bakalım:
    "Kırmızı güller, senin kapıyı açmadığın güne kadar adresine gelmeye devam edecek.
    O gün çiçekçi beş ayrı zamanda gelip kapıyı çalacak.
    Eve dönüp dönmediğini kontrol edecek.
    Beşinciden sonra emin olacak ki sen artık yoksun!
    Sonra o gülleri ona verdiğim diğer adrese götürecek.
    Seninle yeniden ve ebediyen kavuşmuş olacağımız yere bırakacak..."
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    9/19/2008

    Bu İşiN BeDeLiNi KuLLaR ÖDeYeMeZ !

    http://www.ebedi.com/resim/wallpaper/hadis1.jpg


    Allah dostu, Evliyalardan birisine bir gün,

    "Efendim, ihlas hususunda en çok etkilendiğiniz bir olay yaşadınız mı?" diye sorarlar.

    "Evet yaşadım" buyurur ve devam eder :

    - Mekke-i Mükerreme'de altın kesemi kaybetmiş, parasız kalmıştım. Basra'dan para bekliyordum ama gelmemişti. Saçım sakalım cok uzamıştı. Bir berbere girdim. "Param yok, ALLAH rızası için saçlarımı düzeltebilir misin?" diye sordum.

    Berber o anda birini tıraş ediyordu. Hemen adamın yanındaki boş koltuğu gösterip,

    - Otur buraya, dedi ve onu bırakıp beni tıraş etmeye başladı.

    Adam itiraz etti. Berber :

    - Kusura bakmayınız efendim, dedi. Sizi ücreti mukabilinde tıraş ediyorum. Ama bu genç ALLAH rızası için istedi ALLAH için olan işler önceliklidir ve bir bedeli yoktur yani ALLAH için olan işin bedelini kullar ödeyemez ve bilemez, dedi.

    Berber tıraştan sonra, cebime zorla birkaç altın sokuşturdu:

    - Acil ihtiyaçlarını karşılarsın, imkânım bu kadar kusura bakma.

    Aradan birkaç gün geçti, beklediğim para geldi. Ona bir kese altın götürdüm. Bana şu cevabı verdi :

    - Asla alamam. ALLAH için olan işin bedelini kullar ödeyemez demedim mi ben, var git işine, selamet versin.

    Helalleşip ondan ayrıldım ama tam kırk senedir ona dua ediyorum, ona dua etmeye doyamıyorum, gece kalkıp dua ediyorum...


    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    EşiNiZiN HuRiNiZ OLMaSıNı İsTeR MiSiNiZ ?

    http://img87.imageshack.us/img87/5205/174972885c2c45fdd29ccc46ga.jpg

    سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم



    O cennetlerde gözleri eşlerinden başkasını görmeyen, tatlı bakışlı öyle güzeller vardır ki, daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır.
    Rahman Sur. 56

    Yanlarında, kocalarından başkasının yüzüne bakmayan, yumuşak bakışlı, güzel gözlü, gün yüzü görmemiş yumurtanın pembe beyaz renginde eşleri de olacak.
    Saffat sur. 48-49

    Onların beraberinde, gözleri kocalarından başkasını görmeyen yumuşak bakışlı, aynı yaşta güzeller vardır.
    Sad 52

    Gerçekten biz hûrileri apayrı biçimde yeni yarattık.
    Onları, bâkireler kıldık.
    Eşlerine düşkün ve yaşıt.
    Vakıa Sur 35-36-37


    gözleri eşlerinden başkasını görmeyen
    kocalarından başkasının yüzüne bakmayan
    kocalarından başkasını görmeyen
    daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır

    Eşlerine Düşkün


    Hiç düşündünüz mü RABBiM cennet hurilerini anlatırken ısrarla neden hep bu cümleleri kullanıyor.. sadece eşlerine has, gözleri sadece eşlerine bakan, sevgileri sadece eşlerine olan, eşlerinden başkasının kendilerine ne bakabildiği ne dokunabildiği ne de sevebildiği; göz nuru gönül süruru huriler eşler...

    Düşünün bir; sevdiğinizi düşünün, bu dünyada size eş olan hanımlarınızı düşünün.. bu dünyada size eş olan kocalarınızı düşünün.. evlerinizi düşünün.. sevginizi düşünün.. nasıl bir sevgiyle sevildiğinizi düşünün..

    istemez misiniz eşinizin gözü sizden başkası kimseyi görmesin..
    istemez misiniz eşinizin bütün sevgisi son zerresine kadar size ait olsun..
    istemez misiniz sevginiz size hem bu dünyada hem ahirette cenneti yaşatsın..
    istemez misiniz eşiniz gözünüzün nuru gönlünüzün en güzel süruru olsun..
    istemez misiniz eğlenceniz; eviniz eşiniz çocuklarınız olsun..

    istemez misiniz dostlar RABBiMiN sizlere en güzel hediye olarak verdiği eşlerinizi hep en güzel bir hediye en güzel bir emanet olarak görmeyi, korumayı, sevmeyi ve bu sevgiyle dünyadaki cenneti yaşayıp bu cennetle ahiretteki cennette koşmayı ve cennette eşlerinizin hurilerden daha güzel bir şekilde yine size eş olarak verilemesini...


    şimdi daha iyi anlıyorum RABBiMiN hurileri anlatırken ısrarla bu kelimeleri kullanmasını

    gözleri eşlerinden başkasını görmeyen
    kocalarından başkasının yüzüne bakmayan
    kocalarından başkasını görmeyen
    daha önce cin ve ins'ten hiç kimse kendilerine dokunmamıştır

    Eşlerine Düşkün


    Eşinizin sadece sizi sevmesi
    Sadece size ait olması
    Size en güzel güveni vermesi
    Size verdiği sözü en güzeliyle tutması kadar insana huzur veren bir şey var mı şu dünyada..

    Eşiniz sadece sizin eşiniz...
    Sevgisi sadece size

    işte sizin huriniz.. işte sizin cennetiniz işte sizin eşinizi ama sadece sizin.. Kimsenin değil sadece sizin...

    Ve eşinize sözünüz ve onun size sözü
    işte size sadece dünyada ki değil ahirette ki cennetti de bulduracak sözünüz
    Eşinize hitaben ve ondan size hitaben

    RABBiMDEN başkasına kul
    RASULUNDEN başkasına ümmet
    SENDEN başkasına eş olmıcam

    RABBiM tüm mü'min ve mü'minlere sadece eşlerine eş olmayı sevgilerini sadece eşlerine ve RABLERiNE hasretmeyi ve bu sevgiyle hem bu dünyada hem de ahirette cenneti yaşamayı nasip etsin

    AMiN AMiN AMiN

    RABBiME emanetsiniz bu canda can olan dostlar
    RABBiMiN iman edenlere vaadi olan cennette buluşmak dua ve yakarışıyla..
    a
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    a
    9/18/2008

    Şeb i Aruzdur ÖLüm





    Her doğan güneş iner ya akşam sularıyla Gülüm

    Bizi de çağırırlar bir gün Berzah alemine Ölüm

    Yazgımızın akibetidir , matem duyulmaz gülüm

    Kimine firkat olsa da bize şeb_i Aruzdur Ölüm
     
    Ölüm ayrılık ama, bize bayram sevinci,
    Hoşnud ise Yaradan yolda bulunmuş inci…

    İnanan gönüllerin "ölüm" karşısındaki terennümü işte sadece bu iki mısrada gizli. Ve yine Hak aşığı sineler,
    Mevlânâ gibi "şeb-i aruz" (düğün günü) olarak değerlendirirler ölümü.

    Ölüm ALLAH'ın emri, takdir-i İlahi. Olgunlukla, metanetle karşılamak lazım. "ALLAH'tan geldik, O'na döneceğiz." Yediğimiz her lokmanın, alıp verdiğimiz her nefesin sayısı belli. Vadenin dolması, nefes sayımızın sona ermesi demektir. Ruh bedenden çıkar, ebedî âleme göç eder.

    İnsanoğlu, ölmek için var olur, dirilmek için ölür ve ebediyeti duyup yaşamak için de dirilir. Bir bir gelinir bu dünyaya.. bir bir yürür herkes bu upuzun hayat yolunda.. onca müştereklere rağmen herkes kendi kaderiyle oturur-kalkar.. kendi kaderini yaşar ve programlandığı çerçevede, daha sonra bir başka hayatı duyup yaşamak için arkasına bakmadan yürür ebediyete.

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    ŞiMDi HaBeRLeR






    Televizyon seyrederken "gözlerim kızarıyor" diyen birisine Diğer birisi "Benim de yüzüm kızarıyor" demiş.

    Akşam yemeği saati, genellikle, bütün televizyon kanallarının haberleri verdiği saate denk gelir. Ev halkı bir yandan yemeğini kaşıklarken, bir yandan da "Türkiye'de ve dünyada bugün ne olmuş?" diye televizyon haberlerine dikkat kesilir. Eskilerin ajans dediği haberler dört gözle takip edilir. Sofrada anne-baba, -şayet varsa-evin büyükleri ve onların yanında yaşları farklı farklı çocuklar, hep birlikte haberler eşliğinde yemeklerini yerler.

    Haberler başlar ve -bazı kanallar müstesna-tüm kanallar, ilk haberlerinde kan, gözyaşı, vahşet tablosu sergilerler önce, ve "az sonra"ları bekler aile fertleri. Sofra başında cinayetlerin, tecavüzlerin, öfkenin, şiddetin en detaylarını seyrederiz. Her gün birkaç cinayet, kaza, dram izleriz. Savaş sahnelerini, uçan füzeleri, çığlık çığlığa koşuşan çocuk ve kadınları görürüz. Tıpkı sinema seyrediyor gibi… Sonra da yavaş yavaş bu tablolar sona erip, kimin kiminle birlikte olduğunu, kimin kimi aldattığını öğreniriz. Kim rükuş, kim kimin dedikodusunu yapıyor bunları öğreniriz ailecek. Bu haberlerin çerçevesini "zayıflama" ve "güzellik" gibi izafi kılıflar oluşturur. Her gün gerçekliği hiç sınanmayan zayıflama formülleri yayınlanır ve görüntüde de "ideal ölçüler"e uygun (!) bayan görüntüleri, tüm endamıyla(!) ortaya sunulur ve haber diye seyreder dururuz.

    Haberler bizim manevi dünyamızı, hassasiyetlerimizi tahrip ediyor. Bilinçaltımıza her haberle düşülen zehirli ballarla, ne yaptığımızı bilmez birisi haline gelmeyeceğimizi kim garanti edebilir ki?

    Kan ve gözyaşı görmek bizi etkilemiyor artık. Cinayet ve tecavüz âdiyattan oldu. Yarı çıplak mankenlerin, dizi film karakterlerinin dine, topluma, örf, adet, gelenek ve göreneklerimize ters adiyane yaşantıları sinsi bir oyunla bilinçaltımıza yerleştiriliyor. Her yaştan insanımız manevi değerlerinden kopuk ve yozlaştırılmış bir insan konumuna getirilmek isteniyor bilinçli bir şekilde.
    Birileri manevi dünyamızı tahribatlardan koruma adına gece-gündüz iyilikleri, güzellikleri anlatıp, kötülüklerden sakındırmaya çalışırken, yine birileri tüm güçleriyle toplumumuzun temel değerlerine dinamit koyup tahrip etme adına çalışıyorlar.

    Allah (c.c) sonumuzu hayırlı etsin. (amin)
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    Kızılderililer’den Anlamlı Sözler

    http://666kb.com/i/avz92c5ljseokhv08.jpg



     
    Beyazların Amerika'ya adım atmasıyla kaderleri değişen ve milyonlarcası katledilen Kızılderililerin atasözleri, günümüze ışık taşıyor. İşte o sözlerden bazıları  :

    *Ağlamaktan korkma. Zihindeki ızdırap veren düşünceler gözyaşıyla temizlenir.
    *Arkamdan yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü böylece ikimiz de eşit oluruz.
    *Bir düşman çok, yüz dost azdır.
    *Tanrım düşmanımı cesur yap. Onu yenersem utanç duymayayım.
    *Derinin rengi insanları farklı kılmaz. İyi iyi, kötü de kötüdür. Büyük yaratıcı hepimizi eşit olarak yarattı.
    *Su gibi olmalıyız. Her şeyden aşağıda ama kayadan bile kuvvetli.
    *Yeryüzüne iyi muamele edin. O, babanızdan miras kalmadı, onu çocuklarınızdan ödünç aldınız.
    *Komşun hakkında hüküm vermeden önce iki ay onun ayakkabılarıyla yürü.
    *Ölüler güç ve bilgilerini beraberinde götürmez, yaşayanlara ilave eder.
    *Göz ile değil yüreğinle hüküm ver.
    *Kehanet, muhtemel olayı kesin bir bakışla görmekten ibaret. Hava ya bulutlu olur ya da güneş açar.
    *Herkes bir başkası için bir şey yaparsa dünyada ihtiyaç içinde kimse kalmaz.
    *Yanlışı gören ve önlemek için eli uzatmayan, yanlışı yapan kadar suçlu olur.
    *Şeytan hakkında konuşma. Gençlerin kalbinde merak uyanır.
    *Çatal dilli soluk yüzlüler (beyaz adamlar) verdikleri sözün sadece birini tuttular; topraklarınızı alacağız dediler ve sonunda aldılar…

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    9/17/2008

    Ben ZuLüm ve Savaş Görmüş Müslüman Çocuğum...




    Anasını, babasını kaybetmiş yetim bir çocuğum,

    Ben zulüm ve savaş görmüş Müslüman çocuğum...

    Annemin gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum

    Ne suç işlemiştim ki koptu ayağım ellerim

    Anne derdim, bir başka kelime bilmez dilim

    Gitti bir şafak vakti dönmedi babacığım

    Öyle çok özledimki nerede anacığım

    ***************

    Ben zulüm ve savaş görmüş Müslüman  çocuğum

    Annemin gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum

    ***************

    Bir gün büyüyecektim koşup oynayacaktım

    Çimenlerin üstünde düşüp oynayacaktım

    Hani beyler bayanlar hani insan hakları

    Kandan geçilmez oldu yurdumun sokakları

    Ne utanmazlar varmış ne masallar okundu

    Ya Rabbi kirli eller namusuma dokundu

    Ne cevap vereceksin Nebi sorduğu zaman

    Yardıma gelemezsen ağla be hey müslüman

    ***************

    Ben zulüm ve savaş görmüş Müslüman çocuğum

    Annemin gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum

    ***************

    Ah bir dile gelsede dinlesen dağı taşı

    Nasıl tekmeleniyor şehidin kesik başı

    Ben hergün öldürmeyen ölümü yaşıyorum

    İdrakin çıldırdığı zulumü yaşıyorum

    Siz çakal sürüleri Nemrutları geçtiniz

    Siz Kahhar olan Hakkın azabını seçtiniz

    Siz medeni insanlar kedi köpek besleyin

    Geçin ekran başına uyuklayın esneyin

    Yok mu bu zalimlerin kollarını kıracak

    Akan mazlum kanının hesabını soracak

    Bu dünya sizin olsun ben Rabbime gideceğim

    Kanımı içenleri Rabbime şikayet edeceğim...

    !!!!! WAR !!!! by [ e L i f  L a m ].
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.


    ILık Meltemler Gibi Soluklar Gerek Bize.

    http://img2.blogcu.com/images/2/5/6/2563/gul7kw.jpg

    Konuşmasından anlaşılır insan. Güzel konuşmasından...
    Kalpten kalbe yol vardır derler. Bunu biraz daha değiştirerek söylersek:
    Dilden kalbe yol vardır.

    Gönlü yumuşak insanların konuşmaları da yumuşak ve ılımlıdır. Onlar asla kalp kırmaz. Çünkü bir mihenk vardır gönülde; sözünü önce ölçer biçer sonra muhatabına sunar.

    Katı kalpli insanlar ise, bu mihengi yitirmiştir. Gönül kayalıklarında paramparça olmuştur mihenkleri. Nereye vuracak ve sözünü tartacak? O altın ile bakırı birbirinden ayıramaz
    artık. Olur olmaz yerde kelâm eder, ya baş kırar, ya da göz çıkarır.

    Ilık meltemler gibi soluklar gerek bize.
    Gönüllere ulaştığında, bahar çiçekleri açtıran. En sert yürekleri dahi yumuşatan, yoğuran, şekillendiren...
    "Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır." denmiş, derler. Ne kadar doğru. En öfkeli olduğumuz anlarda bile yüreğimizdeki karanlığı gündüz aydınlığına çevirir güzel bir söz.

    "Söz ola kese savaşı
    Söz ola kestire başı
    Söz ola ahulu aşı,
    Yağ ile bal ede bir söz."
    diyor Yunus.

    Elbette öyledir. En karamsar ve kaos yüklü anları bile cennet iklimine çevirir, alımlı ve iç açıcı bir söz. Bu sebepten, güzel ve nazik konuşan insanların pek düşmanları olmaz çevrelerinde. Bilmeden bir gönül kırarlarsa, hemen tamir ediverirler bir kaç kelimeyle. Mayalarında yalan olmadığı için, inandırıcı bulur çevreleri böyle kişileri.

    Zaten yalana ihtiyaçları da yoktur, böyle gönül ve söz ustalarının. Bazen bilmeden açtıkları yaralar olur elbet gönüllerde. Ama bu bilmeden olur çoğu kez. Lâkin o yarayı dudaklarından akan bal gibi kelimelerle, sihirli cümlelerle bir anda iyileştirirler. Asla başka bir zamana bırakmazlar açtıkları yaraları, oluşturdukları çizikleri.
    Anında pansuman eder ve tedaviye geçerler.

    Acı konuşan insan böyle mi? Dil yayından karşıdakine fırlattıkları kırıcı söz oku, paramparça eder muhatabın yüreğini. Onlar dönüp bakmazlar bile.
    Hani yolda arabayla bir hayvanı veya insanı ezen acımasız şoförler vardır; arkalarına bile bakmadan kaçıp giden... Aynen öyledir bu zalimler de... Kırdıkları kalbin çırpınışları ve yanaklardan sızan damlaları görmezlikten gelip, dönüp giderler. Öylelerini akrebe benzetebiliriz.
    Sokmaktan zevk alan acımasız akreplere... Dillerini de, zehirli iğnelere...

    Arkadaş! İnancın yumuşak ikliminde bir meltem yumuşaklığına çevir sözlerini.
    Yüreği kırgın olanların doktoru ol, masum gönüllerin cellâdı değil!
    Yaralı gönüllere Hızır gibi yetiş. Onların kırgınlıklarını gider.
    Yaralarına söz merheminden sür. Gönlünden akıp gelen ve kelimelerle harmanlanıp, dövülüp şekillenen manevî iksirinle onları iyileştir.

    Bak bu hususta Hz. Ömer ne diyor: "Ey Kâbe seni bin sefer yıksam yine yapabilirim. Ama kırık bir kalbi asla!" İşte bu derece zor durumda olan bir kırık kalp eğer onarılırsa sen artık Halk'ın sevgili kullarından olduğuna inanabilirsin. Çünkü bir hadis-i şerifte şöyle diyor, Nebiler Nebisi:

    "Gerçek mümin, elinden ve dilinden başkalarının zarar görmediği kişidir."

    Bir gün sahabiler, Nebiler Nebisi'nin yanına varıp, ihtiyar bir kadını övüyorlar.
    "Şöyle ibadet ediyor, böyle namaz ve oruç tutuyor."
    Peygamber Efendimiz: "Çevresine davranışları nasıl o kadının?" diye sorunca, sahibiler: "Çevresine hep kötü davranıyor, Ya Resulullah. Konuşmasıyla kalp kırıyor." diyor.
    Bunun üzerine Resûlü Ekrem: "Söyleyin o kadına, cehennemde yerini hazırlasın." diyor.

    İşte dost! Tatlı dil ve acı dil arasındaki fark,
    cennet ile cehennem arasındaki fark gibidir.

    Sen diline ister gül koy, istersen bal ve gönüllere cennet asa bir iklim ör.

    İstersen kor koy, başkalarını alev alev yak. Tercih senin.

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    9/16/2008

    SeN GiTTiN BeN BiTTİM ...

    http://img79.imageshack.us/img79/5629/ps29sl.jpg

     

    YETİMİNİM



    Sen gittin

    Hayatın öbür ucunda bıraktın beni
    Issızlaştı şehir
    Yetim kaldı şarkılar

    Sen gittin

    Ummanımı besleyen dereler gitti
    Enlemler boylamlar
    Ülkeler gitti
    Şaşırdı yönleri kuzey ve güney
    Demirden kavilik, yelden hafiflik
    Savaşlar barışlar gitti

    Sen gittin

    Aşımın hamuru gitti

    Sen gittin

    Yapımın çamuru gitti

    Sen gittin

    Nisanın yağmuru gitti


    Sen gittin

    Dünyanın uğuru gitti
    Söylesene ağzımın tadı mı kalır
    Hangi beyaz keyif çatar çayımda

    Sen gittin

    aralandı sahte dünyam yokluğa
    Bir yağ emmez çıkrık kolu hatıran
    Sen içimde büyüdükçe, ben küçülüyorum
    Adını kazıyamadı zaman
    Nar tadından
    Kar suyundan

    Sen gittin

    Devletim gitti

    Sen gittin

    Sen gittin

    Servetim gitti

    Sen gittin

    İzzetim gitti


    Sen gittin

    Saadetim gitti
    Yıkılmış bir hisar kaldı tevarüs
    Bulutlara kan karıştı ardından

    Sen gittin

    Örtüm gitti
    Açıktayım cascavlak
    Muhteşem rüzgarlar dağımı yoklar
    Tüm yangınlar beni yakar önce
    Tipi bir yandan boran bir yandan biler dişini
    Bende kalan en son yanını ister

    Sen gittin

    Elim gitti

    Sen gittin

    Dilim gitti


    Sen gittin

    Gülüm gitti
    Baştan sona diken dolu gülistan
    Yediveren suya saldı ıtrını
    Kırağı düştü bülbüllerin sesine
    Akreplere kaldı bütün türküler

    Sen gittin

    Kalakaldım tamtakır
    Zenginliğim eteğinle sürüldü
    Bir yığın suç, zillet bastı hanemi
    Ateşten gömlek giydim, şerbet içtim kızılcık
    Tacirlere bayram oldu gidişin


    Sen gittin
    Ben bittim


    Ne olur
    Benden uzak tutma nurunu
    Nerde aşk varsa oraya yetişir elin
    Yalnızlıklardan beni yine
    Korursa sevdan korur ancak

    Abdulbaki KÖMÜRCÜ
     

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    Bu BiR İZDiVaÇ TeKLiFiDiR

    http://www.haberobjektif.net/Resimler/gul1%20evlilik.jpg


    Selamun Aleyküm bekâr kızlarımıza ve bekâr erkeklerimize...
    Ömrümün en ihtiyar yanıyla koşuyorum nereye gitmem gerektiğini bilemeden...
    Soğuk kış geceleri belki sebeptir yalnızlığımın ya da ayaza çalmış yanı hayatın oysaki her an ayaz değimli yalnızlık.



    Bekâr kızlarız neresi yurdumuz neresi yüreğimiz olduğunu bilemeden, doğduğumuz ilk anda ezan okudular kulağımıza sonra babalarımız fısıldadı “emanetsin kızım bana, seni eşine tertemiz saklamaya and içtim seni bir ona saklayacağım, vermeye kıyamadan hem de”...
    Seni gelin edeceğim bak bu üzerine sarılan bembeyaz tertemiz kuşak senin gelinliğinin resmi kızım...

    İşte bu nidalar çınladı yıllar yılı kulaklarımızda biz senin için varız yarim, babamız da öyle demedi mi? Her şey darmadağınık her şey ortada, kitaplarım kıyafetlerim odam bile dağınık, yeri değil baba ocağı, onların yeri yar ocağı...

    Hazır mı? Odam, Hazır mısın? Almaya yoksa daha ne beklersin ah bir bilsem sensin dinimi tamamlayacak, bilsem ki sensin süslü seccadeleri serip sonra arkasında namaz kılacağım arayıp bulmam mı seni koşmam mı naif sinene demem mi ey bey oğlu kaderimsin kaderini ister misin?...

    Ey Beyoğlu bana seni öğrettiler, annem, yetim annem öksüz annem, hep bana seni anlattı dedi “ey kızım bey kızım, eşine itaat et, onu mutlu et, damadımın rızalığını almadan adım atma her adımın , her adımın beyin olsun de, bey babanın bey kızı; unutma kadının dini kocasının göğsündedir”...

    Sonra kitaplar tutuşturdular daha küçücük ellerime “oku” dediler, dedim romandır annem. Dedi “evet romandır ama evlilik romanı aşk romanı” aldım bir solukta okumak için...

    Ey Rabbim bu ne güzel sözlerdir benim sevdamın sözleridir Hz. Emir (r.a ) sözüdür oysaki ben yıllar yılı Ali gibi yiğit aramadım mı Fatima olamadan hem de...

    Bu ne ızdıraptır ne utançtır ki Fatıma gibi bir iffet abidesi yiğit kadın sadık eş babasına anne olan bir evlat olamadan, Ali gibi yiğit peşinde koştum...

    Ama anlıyorum ki beni Fatıma yapması için Ali aradım...
    Buyurdu yiğidim. "Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir." Şaşırmadım okuduğuma hemen itaat ettim...

    Sonra her satıra devam ettim "Yazıklar olsun o kadın’a ki kocasını öfkelendirsin ve ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olsun." Tüylerim diken diken oldu yemin ettim razı edecektim sevdiceğimi...

    “İmanı en kâmil olan mu'min, ahlaki en güzel olan ve ailesine en yumuşak davranandır; sizin en iyiniz hanımlarına karşı en iyi olanlarınızdır." Bu satırlarda ilişti annemin emanet sözlerine ve şükrettim sen mükemmelsin rabbim senin adaletine sual olmaz en adil olan sensin...

    "Bir kimsenin bir hanimi olur da onunla anlaşmaz, Allah'ın verdiği rızka kani olmaz ve kocasına zorluk çıkararak onu güç yetiremediği bir şeye mecbur ederse, o kadının, kendisini cehennem azabından koruyacağı hiçbir iyi amelini kabul etmez ve bu huyuna devam ettiği müddetçe ona gazap eder." Buda ziynet oldu kulağıma...

    Ve bir yemin daha oldu dudaklarımda alcığına sabredip varlığına kanaatkâr olacağıma yemin olsun sana yarim her ne verirsen ver şükredeceğim ve seni bir ömür seveceğim...



    Ey Bey kızı bu sana cevabım olsun ben bey oğlan... Sana eş adayı...
    Okudum gördüm itaat ettim sana. Yeminine yemin oldum sana sevda oldum ve bende sana karşılık yemin ederim ki tertemiz evlatlarımın annesi, döşeğimin süslü seccadesi, Ali gibi yiğit değilim ama olmaya gayret göstereceğim bana bu yolda Hakka ulaşma yolunda bir basamak olursan o vakittir suya bakmak gibi sana bakacağım.

    Namusunu ve iffetini koruyacağım seni haram gözlerin şehvet bakışlarından koruyacağım ve seni kendime eş yapacağım...
    "Kadınlara ancak değerli kimse saygı gösterir ve onları ancak adî kimseler aşağılar."

    Babandan aldım seni artık emanet sahibine ulaşmıştır sana ve senden gelen her şey yerim hazır her daim odanda kütüphanende başköşede. Bende seni yıllar yılı aradım zaman zaman kaderim olmayanlarda aradım seni deli divaneydim yanlıştım ama sendin Leyla yapan beni...

    Süresi ötekilerden kısa bir ömrü üzerine sana benzemeye çalışan her şeye baktım ama bulamadım seni lakin şimdi sen benim çiçeğim kara sevdam tertemizim mısraları içimi acıtan şiirim...
    Sana varmak için di bütün hora sancılar bütün stabilize yollar daha hızlı gelebilmek için koştum.

    İmam Hüseyin (r.a ) şahadetinden beri, yiğitlik ziynet oldu yarenlerine, dinine laf uzatırsa kimse vazgeçebilesin canından. Evine sahip çıkmalısın çölde kavrulsa da zayıf bedenin...
    Onlar sana ın emanetidir ve emanete ihanet edilmez. Cennet önce annenin ayakları altındadır sonra özlersin her bastığı yere cenneti getirecek bir eşi.

    İlahı sırra erdirecektir, yar dediğinde arşa yükseltecektir, bilirsin bunu onu ararsın, gözüne uyku girmeden...
    Kimi zaman çöle düşersin, kimi zaman dağı delersin, kimi zaman da ateşten denizi aşarsın yanağındaki gonca uğruna candan geçersin...

    Evet, biz de Ali (r.a ) değiliz ne haddimize Fatıma’yı (r.a ) aramak, belkide Ali (r.a ) olabilmek için aramak Fatıma’yı (r.a) Bir ömür seyredebileceğin bir yarın peşinden sürüklenmek. Eteğine yapışıp taşımalı seni anne gibi yar gibi arkadaş gibi...

    Ve gerektiğinde şahadet vakti gelince evden tebessüm edip uğurlayacak Zeynep gibi.

    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
    9/15/2008

    SÖZDE Mİ ? GÖZDE Mİ ? ÖZDE Mi ?

    http://i126.photobucket.com/albums/p106/huseyin11/Quran-Bg.jpg

    Bizler acaba nasıl müslümanız farkındamıyız ?

    Çok basit bir soru ya da bu da nereden çıktı şimdi diyebiliriz ?

    Yapılan herşey de samimiyet ve devamlılık aranır.

    Peki Elhamdülillah Müslümanız ama nasıl ?

    SÖZDE Mİ ?

    ...desinler diye mi... ne kadar muhlis, temiz bir insan görüntüsü çizen ancak kendimizi kandıran...

    Belki de 50-60 yıl yaşadığımız çevrede bizi tanıyan insanları kandırabiliriz.

    Peki ama bize şah damarımızdan daha yakın olan Cenab-ı Hakk'a bu durumu yarın Mahşer-i Kübra'da nasıl izah ederiz...???

    GÖZDE Mİ ?

    Yine yukarıdaki benzer durum söz konusu...

    Her daim insanların gözdesi olmak gibi bir yanlışın peşinde, nefsin benlik duygusuyla ben ben diyen insan sonunda ne kazanacak... ya da çok şeyler kaybedebileceği aşikardır.

    ÖZDE Mi ?

    Özde Müslüman... samimi...ALLAH ve Rasulüne ram olmuş, islamı hücrelerinin en ücra köşelerine kadar sindirmiş, kulluğu dava edinmiş böylelikle çağımızın buhranı örnek sayımızın çoğalarak.... Çünkü SEN İSLAMI ÖYLE YAŞA Kİ SENİ GÖREN,SENİ,BİLEN,SENİ DUYAN,SENİ İŞİTEN İSLAM OLSUN İNŞALLAH.noktasına gelmiş müslümanlardanmıyız...


    RıZa BeRKaN GüLER

    Şiir, yazı ve makalelerimiz  kaynak gösterilmek şartıyla iktibas edilebilir.

     

    Eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.

    [Bu Yazı RıZa BeRKaN GÜLER'e ait olup Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81.Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikâyetçi olduğu tâktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 TL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkân vermektedir.]

    BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

    HiZMeTTe ÜsLüBuMuZ NaSıL oLMaLı?


    laleveusl.jpg

    Üslûp; bir insanın ifade tarzı, ifade ve davranış biçimi şeklinde tanımlanabilir. Üslûp aynı zamanda, mananın da kalıbı ve suretidir. Aynı konuyu anlatan iki kişiden, üslûbu güzel olanın sözü yanlış olsa bile dinlenir, benimsenir, sevilir ve takdir edilir. Üslûbu çirkin olanın sözü ise doğru dahi olsa, dinleyici tarafından kabul görmez. 

    Etrafımızla ne kadar çok diyolog kurarsak, kendimizi o kadar çok geliştiririz. Ama bu arada üslûbumuzda çok önemlidir. "Kaş yapayım derken göz çıkarmak" gibi yanlış bir üslûpla insanları kendimizden uzaklaştırdığımız gibi belki farkında olmadan kalp kırılmalarına, kul haklarına bile sebebiyet verebiliriz. 

    Üslûbumuzu ayarlarken, karşımızdaki sosyal statüsüne, yaşına, kültür seviyesine, makamına çok dikkat etmeli, usulüne uygun bir dille konuşmalı ve davranmalıyız. 

    Dinimiz açısından da üslûp son derece önemlidir. Tebliğ ve irşad kolay bir iş değildir ve peygamberlerle temsil edilen bir meslektir  Efendimizin(s.a.v) ümmeti olarak Allah bizleri de bu şeref ile onurlandırmıştır  

    Her asrın bir hizmet metodu vardır  Bu asırda ise daha ziyade, "kavlı leyyin, tavrı leyyin" diye ifade edilen yumuşak bir üslup, incitmeyen bir tavır ve sevdiren bir ilgi ile insanlara yaklaşmak gerekmektedir  Neyi anlatacağımızdan daha önemli, nasıl anlatacağımızın ön plana çıktığı bir asırda yaşamaktayız  Meseleyi tartışmaya, ben haklıyım, sen haksızsın pozisyonuna çekmeden, yalnız ve yalnız Allah rızası için, uygun bir zaman, mekan ve üslupla ifade etmek en doğru ve kalıcı bir metoddur.

    Efendimiz (s.a.v) de üslûbu gayet yumuşak ve sadedir. Sanatkârane konuşmak için hususî bir gayret göstermemiş, lafızdan çok manaya ve tatlı dile önem vermiştir. Sadelik içinde harikulâde bir güzelliğe ulaşmıştır. Fakat yeri geldiği zaman edebî sanatlara da başvurmuştur. Teşbihler yapmış, misaller vermiş ve hikâyeler anlatmıştır. Bunlar son derece vecizdir, en küçük bir kelâm israfı yoktur. 

    O, öyle güzel bir üslûpla insanlara ulaşmıştır ki; en kaba ve cahil insanlar dahi O'nun yumuşak üslûbu karşısında mağlup olup saygıyla eğilmişlerdir. 
    Şartlar ne olursa olsun bize yakışan üslûbumuzu bozmadan kendi karakterimizi sergilemek olmalıdır. 

    Bu konuda bir gönül insanı bakın ne söylüyor :
    "Kötülükleri iyilikle sav; görgüsüzce muamelelere aldırış etme! Herkes, davranışlarıyla kendi karakterini aksettirir. Sen, müsamaha yolunu seç ve töre bilmezlere karşı hep âlicenap ol"

    Alaaddin BOLAT
    http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.