RıZa BeRKaN's profiler.B.g. / " Sevgi, saygı ...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
9/30/2008 ÖmRü RaMaZaN oLaNıN aHiReTi BaYRaM oLuR.Esselamu Aleyküm Ey Güzel İnsanlar ! Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu ise, cehennemden kurtuluş olan, bir Onbir Ayın Sultanı'nı daha uğurluyoruz. Artık gönüllerde bayram esintileri esmeye, ruhlarımızda Ramazan-ı Şerifin sağanak sağanak yağan rahmet çağlayanlarının hazzını derinlemesine duymaya başladık. Evet bu mübarek ayda tutulan oruçlar, verilen sadakalar, yapılan yardımlar, okunan Kuran-ı Mucüz-ül Beyandan esintiler, Kudret-i Sonsuzun nezdinde öyle büyük mükâfatlara mazhar oldu ki; bu kutlu zaman dilimine ulaşıpta ondan istifade edemeyen gafiller, büyük bir kayıp içine düştüler maalesef. Bayram, esasen Rabbi Rahimimizin bizleri affettiği gün olacaktır. Büyük alim, ALLAH dostu Alvarlı Efe Hazretleri : Mevla bizi affede, Bayram o bayram olur, Cürm-ü hatalar gide, Bayram o bayram olur, Nağmeleriyle, gönül pınarındaki esintileri bizlere aksettiriyor ve cehennemden azat olduğumuz kurtuluş günümüzün bizim esas bayramımız olacağını bizlere hatırlatıyor. İnanan insan da esasen bu gerçek bayramlara ulaşabilmenin endişesi ve düşüncesi içinde olmalı, her davranışını "büyük buluşma" ya göre ayarlamalıdır. ![]() Rabbim Ramazan Bayramınızı mübarek eylesin. Bayram İslam Alemi namına hayırlara vesile olur inşaALLAH.. Rabbim mazlum kardeşlerimizi zalimlerin zulmünden kurtarsın. Ümmet-i Muhammed arasındaki ayrılıkları birliğe çevirsin. Küffara karşı sesimizi gür, kılıcımızı keskin, yöneticilerimizi de Hakk ile hükmedenlerden eylesin inşaALLAH... Siz Değerli, Kıymetli Gönül Dostların ve de Tüm inananların Ramazan Bayramını en içten dileklerimle tebrik eder, Rabbimizin bizi affettiği gerçek bayramlarda buluşmayı temenni ederim. ALLAH(c.c.)'a emanet olun. 9/29/2008 ELveda Ey ŞeHR-i RaMaZaNHer
yıl Ramazan ayının başlangıcında “hoş geldin ey şehr-i Ramazan”
övgüleriyle karşılanan ve göz açıp kapayıncaya kadar çabuk geçen, rahmet
ve bereket ayı; Ramazanın son günlerini yaşamaktayız. Son dönemeç hükmündeki
son haftaya gelindiğinde; camilerde, meclislerde okunan naatlar,
ilahiler, yerini hüzünlü sözlere bırakarak; “elveda ey şehr-i Ramazan” şekline
dönüşür. Koca
Yunus’un; bir beytinde “Bildik gelenler geçtiler,gördük konanlar
göçtüler” dediği gibi her gelenin bir gidişi, her konanın bir göçüşü olduğu
gibi, her başlangıcın da bir sonu vardır. Ramazan da diğer zamanlar gibi
gelmeye-gitmeye, başlamaya-bitmeye mahkumdur. Önemli olan geldiği ve konduğunda
yapılacaklardır. Gittikten ve göçtükten sonraki pişmanlıklar bir fayda
vermeyecektir. Ramazan ayındaki fırsatlar değerlendirilemediği taktirde, diğerlerinden farklı bir tehlike söz konusudur. Ramazan ayında günahların affı o kadar kolay olacak ki, af nimetinden faydalanılamadığı taktirde, Cebrail aleyhisselamın bedduasına muhatap olmak vardır. Ebu
Hureyre’den (ra) rivayet edilen bir Hadisi Şerifte de şöyle buyurulmuştur; –
“Amin, Amin, Amin!”
dedi. Resul-i Ekrem (sav)’e: Şimdi yapılacak şey; Ramazana elveda derken, onun bizden hoşnut gidip gitmediğini muhasebe yaparak,.bizim bu ayın af nimetinden istifade edip etmediğimizi düşünmemiz; geride kalan son Ramazan günlerini en verimli şekilde değerlendirmemiz lazımdır. Düz bir mantıkla şöyle düşünelim; yakınımızdan biri hasta olsa,yada bir ameliyat geçirse, planladığımız dünya işlerini bırakıp, hastamızın şifa bulması için nasıl başında nöbet tutarsak, gönül dertlerimizin derman bulacağı; Allah’ın af ve merhametine uğramak gibi, bin aydan hayırlı Kadir gecesine rastlamak gibi, Ramazanın son günlerini değerlendirmek için birkaç günümüzü ibadet ve itaat içerisinde geçirmeye gayret etmek akıllıca bir iş değil midir? “
Elveda ey şehr-i Ramazan” derken; “misafiri hoşnut göndermenin yollarına bakalım” derim vesselam..! 9/26/2008 KaDiR GeCeMiZ MüBaReK OLSuN.Rabbimiz Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde Kadir Gecesi için şunları bizlere söylüyor:
Şüphesiz biz, (Kuran'ı) Kadir gecesi indirdik. Kadir gecesinin ne oldugunu sana bildiren nedir ?
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Melekler ve ruh (Cebrail), Rabbi'nin izni ile her iş icin o gece iner. O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.'' (Kadr Suresi 1,2,3,4,5) Peygamber Efendimiz (s.a.v)'de Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuşlardır:
Hz.
Aişe (r.ah.) Efendimiz (s.a.v)'in Kadir gecesinin son on gecesinde tek
rakamlı günlerinde aranmasını söylediğini rivayet etmiştir. (Buhari)
Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın. (Müslim)
Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır. Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.
Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir? "Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi. Başka
bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin
seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı.
Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, "Yâ
Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete
düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir
Suresini okudu ve, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha
hayırlıdır" buyurdu.
Diğer bir rivayette Resulullah’a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı. Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur. Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.
Kadir
Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi
takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda
Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın,
işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için
burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının
yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır.
"Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir. Bir hadiste, "O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir. Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir. "Allahumme inneke afuvvun kerîmun tuhibbul afve fa'fu annî." Anlamı: 9/25/2008 KaDRiMiZiN BiLiNDiĞi GeCe.
Hayırlı Ramazanlar Ey Kardeşlerim.
Biliyorsunuz ki Salıyı Çarşambaya bağlayan bu gece Kadir Gecesi Kadir geceniz Mübarek olsun Cenab-ı Hakk Rahmetiyle muamelede bulunsun cümlemize İnnâ
enzelnâhü fî leyletil kadr (1) Ve mâ edrâke mâ leyletül kadr (2)
Leyletül kadri hayrum min elfi şehr (3) Tenezzelül melâiketü ver rûhu
fîhâ bi izni rabbihim min külli emr (4) Selâmün hiye hattâ matleıl fecr (5) Meali (Anlamı) Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. 1 — Doğrusu Biz, onu Kadr gecesinde indirdik. 2 — Kadr gecesinin ne olduğunu bilir misin sen? 3 — Kadr gecesi; bin aydan daha hayırlıdır. 4 — Melekler ve Rûh, o gece Rablarının izniyle her iş için iner de iner. 5 — O, tanyeri ağarıncaya kadar bir selâmettir. Kadir Gecesini İhyâ Etmek
(Kadir Gecesini İhya Etmenin Fazileti Ve Daha Ziyade Ramazanın Hangi Gecelerinde Olduğunun Açıklanması) Bu bölümdeki bir sure, bir ayet ve yedi hadisten; Ramazandaki bu gecenin bin ay yani 83 sene 4 aydan daha hayırlı olduğunu, inanarak ve sevabını 'tan bekleyerek bu geceyi değerlendirenin günahlarının bağışlanacağını, bu gecenin Ramazanın son on veya yedi gününün tek olanlarında aranması gerektiğini, bu gecede Rasûlullah (s.a.v.)'ın bize en çok okunmasını tavsiye ettiği duayı ve hayatı boyunca Ramazanın son on gününde ibadeti artırıp itikaf yaptığını öğreneceğiz. [1] "Şüphesiz biz o Kur'an'ı Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesi nedir bilir misin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. O gece melekler ve ruh Rabbinin emriyle herbir iş için veya herbir kişi için inerler de inerler. O gece tan yeri ağarıncaya kadar selam ve esenliktir." (Kadir: 97/1-5) "Biz o Kur'an'ı mübarek bir gecede indirdik, zaten biz insanlığı her zaman uyarmaktayız." (Duhan: 44/3) Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Faziletine inanarak ve karşılığını 'tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır."[2] Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet edildiğine göre, bir grup sahâbî, rüyalarında Kadir gecesinin ramazan'ın son yedi gecesinde olduğunu görmüşler (ve bunu Hz. Peygamber'e bildirmişler)di. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: – "Kadir gecesi ile ilgili rüyalarınızın, ramazanın son yedi gecesi üzerinde toplandığını görüyorum. O halde Kadir gecesini arayan onu ramazanın son yedi gecesinde arasın!"[3] Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ramazan ayının son on gününde câmiye kapanır ibadete soyunur ve şöyle buyururdu: "Kadir gecesi’ni ramazanın son on günü içinde arayınız!"[4] Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyururdu: "Kadir gecesi’ni ramazanın son on günündeki tek gecelerde arayın!"[5] Yine Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: Ramazan ayının son on günü girdiğinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem geceleri ihyâ eder, ev halkını uyandırır, ciddiyetle ibadete soyunur ve eşleriyle ilişkiyi keserdi.[6] Yine Âişe radıyallahu anhâ'dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, ramazanda diğer aylardan daha fazla (kulluk yapmaya) çalışırdı. Ramazanın son on gününde de ramazanın öteki günlerinden daha fazla ibadet ederdi.[7] Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi: – Ey 'ın Resulü! Kadir gecesinin hangi gece olduğunu bilecek olursam, o gece nasıl dua edeyim? diye sordum. – "Allah'ım! Sen çok affedicisin, affetmeyi seversin. Beni bağışla! diye dua et" buyurdu.[8] * Yukarıdaki ve diğer hadis kitaplarından öğrendiğimiz tüm hadisi şeriflere göre Kadir gecesinin hangi gece olduğu hakkında 40 civarında görüş nakledilmiştir ve ifadelerden de "Son yedi geceden dokuz geceden biri" şeklinde gibi esneklik bırakılmıştır. Rasûlullah (s.a.v.)'in hayatına baktığımızda Ramazanda senenin diğer aylarından daha çok kendini ibadete verdiğini, Ramazanın da son on gününde mescide kapanarak ailesinden ve dünyalıklardan uzaklaşarak itikafa çekildiğini görmekteyiz ki, bu geceyi yakalayabilme Ramazanın son 1/3'de olacağı, bunun da sadece gecelerine değil, gündüzlerini de değerlendirmek gerekecektir. Çünkü yeryüzünün bir kısmı gece iken diğer yarı kürenin gündüz olması dolayısıyla icabında bu gecenin gündüz de olabileceğine ihtimal verilmelidir. Ramazanı ve bilhassa son on gününü geceli gündüzlü değerlendirmek için müslümanın tam bir gayret içinde olması da gerekmektedir. Bu konuda daha geniş bilgi için tefsirlerden Kadr suresinin tefsirini gözden geçirmek faydalı olacaktır kanaatindeyiz. [9] ________________________________________ [1] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 348. [2] Buhârî, Îmân 25, 27, 28, 35, Savm 6, Terâvih 1, Leyletü'l–kadr 1; Müslim, Müsâfirîn 173–176. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Tirmizî, Savm 1; Nesâî, Kıyâmü'l–leyl 3, Savm 39–40; İbni Mâce, İkâmet 173, Sıyâm 2, 39. [3] Buhârî, Leyletü'l–kadr 2, Ta'bîr 8; Müslim, Sıyâm 205 –206. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 5; Tirmizî, Savm 71. [4] Buhârî, Leyletü'l–kadr 3; Müslim, Sıyâm 219. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 72. [5] Buhârî, Leyletü'l–kadr 3. [6] Buhârî, Leyletül–kadr 5; Müslim, İ'tikaf 7. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Ramazan 1; Nesâî, Kıyâmü'l–leyl 17; İbni Mâce, Sıyâm 57. [7] Müslim, İ'tikâf 8. Ayrıca bk. Tirmizî, Savm 72; İbni Mâce, Sıyâm 57. [8] Tirmizî, Daavât 84. Ayrıca bk. İbni Mâce, Dua 5. [9] Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi: 349. 9/24/2008 HaSTaLıK BiR İMTiHaNDıR![]() Hayatımızın her ânı değişik imtihanlarla dolu. Bu imtihanlar sabır ve azimle başarıldığı takdirde bizi olgunlaştırıyor ve niyetimize göre Rabb’imize yaklaştırıyor. Her insanın hayatının değişik karelerinde yaşadığı ve insana sağlığın ne kadar büyük bir nimet olduğunu öğreten bir imtihanımız var: Hastalık. Hastalık bir imtihandır. Hastalığın hikmetini bilen ve ona göre hareket edebilen insanlar, bu imtihanı başarıyla vermiş olurlar. Hepimiz mutlaka hasta olmuşuzdur. Hastalıklardan kaçıp kurtulmak mümkün olmadığına göre, imanlı bir insanın hastalıklar karşısında nasıl davranması gerektiğiyle ilgili Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri Hastalar Risalesi’nde çok güzel nükteler vermektedir: 1. Hastalık ibadet vesilesidir İmanlı bir gözle bakıldığında hastalık bir çeşit ibadet vasfını kazanır. Namaz ve oruç gibi hastalık da ibadettir. Hastalık, sabredip şükreden hastalar için her bir ömür dakikasına, bir saat ibadet değeri kazandırır. 2. Şafi ismi hastalığı gerektirir Mülk Allah’ındır. Allah, mülkünde dilediği gibi tasarruf edebilir. İnsan, Allah’ın güzel isimlerinin nakışlarını göstermek için bir model olarak yaratılmıştır. Bu sebeple çeşitli haller içinde değişiklikler yaşar insan. Mesela Allah’ın Rezzak ismi açlığı gerektirirken, Şafi ismi de hastalığın varlığını ister ta ki şifa versin. 3. Hastalıklar insanın yüzünü ebedi dünyaya çevirir Bu dünya asıl hayat olan ebedi hayatı kazanmak için kurulmuştur. Devamlı sıhhatte olan bir insan, bunu unutup gaflete düşebilir. Halbuki hastalıklar onun yüzünü ebedi hayata çevirip orası için çalışmaya teşvik eder. Bu bakımdan, hastalıklar Allah’ın insana birer ihsanıdır. Dünyanın fani yüzüne olan sevgiyi kırıp ahireti sevdirirler. 4. Hastalıklar insanı şükre sevk eder Her şey zıddıyla bilindiği için hastalıklar da sıhhatin değerini hatırlatıp insanı mazhar olduğu sağlık nimeti için şükre sevk ederler. 5. Ölümü hatırlatır Ölüm gizli olduğu ve her zaman gelebileceği için hastalıklar insana ölümü unutturmayıp hatırlattığından, onlara üzülmek değil aksine memnun olmak gerekir. 6. Sosyal yardımlaşmayı artırır Hastalık sosyal hayatı ayakta tutan hürmet, merhamet gibi duyguları daha da canlandırır. Hastalığın ızdırabını yaşayan bir insan diğer hasta ve zayıfları kendisine nispet ederek onların yardımına daha bir canla başla koşar. 7. Endişe hastalığı artırır Hastalığının hafiflemesini isteyen kişi endişe etmemeye çalışmalı. Yani hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşünüp endişelenmemeli ve bu şekilde hastalığını yenme adına manevi olarak da kendisini güçlendirmelidir. Hastalıklar Müslüman için rahmettir
Ebu Hüreyre ve Ebu Said (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas) şöyle buyurmuştur: “Mü’min kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü hatta ufak tasa isabet edecek olsa, Allah onun sebebiyle mü’minin günahından bir kısmını mağrifet buyurur.” (Müslim, Birr 52; Tirmizi, Cenaiz 1) Cabir (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas), Ümmü’s-Saib’in (r. anha) yanına girdi ve: “Niye titriyorsun, neyin var?” dedi. Kadın, “Humma (sıtma)! Allah belasını versin!” dedi. Aleyhissalatu vesselam da, “Sakın hummaya sövme! Çünkü, o, insanların hatalarını temizlemektedir, tıpkı körüğün demirdeki pislikleri temizlediği gibi!” buyurdular.Ebu Hureyre (ra) rivayet ediyor: Resulullah (sas) bir hummalıyı ziyaret etmişti. Hastaya: Müjde! Zira Allah Teala hazretleri diyor ki: “Humma Benim ateşimdir, Ben onu mü’min kuluma musallat ederim, ta ki, ateşten tadacağı nasibini dünyada tatmış olsun.” TÜM HASTALARIMIZA EFENDİMİZİN DUASIYLA RABBİMİZE İLTİCA EDEREK; Efendimiz’in duası
Hz. Ali (radıyallahu anh) rivayet ediyor. Resulullah (aleyhissalatü vesselam)
bir hastaya geldiği veya kendisine bir hasta getirildiği zaman şu duayı
okurdu: “Ey insanların Rabbi, acıyı gider, şifa ver, sen Şâfîsin. Senin
şifandan başka şifa yoktur. Senden hiçbir hastalığı hariç tutmayan şifa
istiyoruz.” (Tirmizi, Daavat 122, (3560) HASTALARIMIZA SAĞLIK,AFİYET VE HAYIR UZUN ÖMÜR DİLİYORUZ. BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 9/22/2008 Aşkı Arayanlar Buraya...![]() Medine'nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak
Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine
samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi
olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi
sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler. Hifa Hatun'un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakın hekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah'ın rızasını diler. Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer... Kimi cevahirler döker... Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı? Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah'ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) 'gündüzleri oruç tut' ya da 'geceleri namaz kıl' gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der. Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar. Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır. Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun'un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler. Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer. Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder. Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var." Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler. Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular. Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler. Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb'i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir. Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "... ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!" Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar. Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar. Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"... gayrısına aşk demeye utanıyor insan... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. BaNa AşKı ÖĞReTSeNe..![]() Bir hurma
kütüğüne dayanarak hitapta bulunurdu. Pür dikkat dinleyen aşıklarına. Duyulan ihtiyaç üzerine bir minber yaptılar SULTANA... Onun
üzerinde hutbe vermeye başlayınca Kendisini terketmesi üzerine Hurma kütügü, Bir deve inleyişi gibi İnleyip ağlamaya başladı. Alemlerin NURU zirve Peygamber,
minberden inip kütüğü meshedip okşadı. Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu. O seviyordu ya artık ağlamıyor,inlemiyordu. Emir verdi
GÜL SULTAN.(s.a.v): -Kurursa bu hurma kütüğü aşkından minberin altına gömün, İsterim bizden ayrılmasın. KURUDU....! GÖMDÜLER....! "Ey
Taş Gönlüm Duyuyormusun...!
Bir Kütük Bile Olamıyorsun...! " Ey Hurma
Kütüğü Bana Aşkı Ögretsene.. Günahlarımdan utanıyorum, Efendimi İstiyorum Yardım Etsene.... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 9/21/2008 İslâm’ı Aşkla Yaşamak ... |
|
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
Anasını, babasını kaybetmiş yetim bir çocuğum,
Ben zulüm ve savaş görmüş Müslüman
çocuğum...
Annemin gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum
Ne suç
işlemiştim ki koptu ayağım ellerim
Anne derdim, bir başka kelime bilmez
dilim
Gitti bir şafak vakti dönmedi babacığım
Öyle çok özledimki
nerede anacığım
***************
Ben zulüm ve savaş görmüş Müslüman
çocuğum
Annemin gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum
***************
Bir gün büyüyecektim koşup
oynayacaktım
Çimenlerin üstünde düşüp oynayacaktım
Hani beyler
bayanlar hani insan hakları
Kandan geçilmez oldu yurdumun sokakları
Ne utanmazlar varmış ne masallar okundu
Ya Rabbi kirli eller
namusuma dokundu
Ne cevap vereceksin Nebi sorduğu zaman
Yardıma
gelemezsen ağla be hey müslüman
***************
Ben zulüm ve savaş görmüş Müslüman
çocuğum
Annemin gözlerinde hep yaş görmüş çocuğum
***************
Ah bir dile gelsede dinlesen dağı
taşı
Nasıl tekmeleniyor şehidin kesik başı
Ben hergün öldürmeyen
ölümü yaşıyorum
İdrakin çıldırdığı zulumü yaşıyorum
Siz çakal
sürüleri Nemrutları geçtiniz
Siz Kahhar olan Hakkın azabını seçtiniz
Siz medeni insanlar kedi köpek besleyin
Geçin ekran başına
uyuklayın esneyin
Yok mu bu zalimlerin kollarını kıracak
Akan
mazlum kanının hesabını soracak
Bu dünya sizin olsun ben Rabbime
gideceğim
Kanımı içenleri Rabbime şikayet
edeceğim...
![!!!!! WAR !!!! by [ e L i f L a m ].](http://farm1.static.flickr.com/106/272943758_3f5c5ad63e.jpg?v=0)
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

YETİMİNİM
Sen
gittin
Hayatın öbür ucunda
bıraktın beni
Issızlaştı şehir
Yetim kaldı şarkılar
Sen gittin
Ummanımı besleyen dereler
gitti
Enlemler boylamlar
Ülkeler gitti
Şaşırdı yönleri kuzey ve
güney
Demirden kavilik, yelden
hafiflik
Savaşlar barışlar gitti
Sen gittin
Aşımın hamuru gitti
Sen gittin
Yapımın çamuru gitti
Sen gittin
Nisanın yağmuru gitti
Sen gittin
Dünyanın uğuru gitti
Söylesene ağzımın tadı mı
kalır
Hangi beyaz keyif çatar
çayımda
Sen gittin
aralandı sahte dünyam
yokluğa
Bir yağ emmez çıkrık kolu
hatıran
Sen içimde büyüdükçe, ben
küçülüyorum
Adını kazıyamadı zaman
Nar tadından
Kar suyundan
Sen gittin
Devletim gitti
Sen gittin
Sen gittin
Servetim gitti
Sen gittin
İzzetim gitti
Sen gittin
Saadetim gitti
Yıkılmış bir hisar kaldı
tevarüs
Bulutlara kan karıştı
ardından
Sen gittin
Örtüm gitti
Açıktayım cascavlak
Muhteşem rüzgarlar dağımı
yoklar
Tüm yangınlar beni yakar
önce
Tipi bir yandan boran bir
yandan biler dişini
Bende kalan en son yanını
ister
Sen gittin
Elim gitti
Sen gittin
Dilim gitti
Sen gittin
Gülüm gitti
Baştan sona diken dolu
gülistan
Yediveren suya saldı
ıtrını
Kırağı düştü bülbüllerin
sesine
Akreplere kaldı bütün
türküler
Sen gittin
Kalakaldım tamtakır
Zenginliğim eteğinle
sürüldü
Bir yığın suç, zillet
bastı hanemi
Ateşten gömlek giydim,
şerbet içtim kızılcık
Tacirlere bayram oldu
gidişin
Sen gittin
Ben
bittim
Ne olur
Benden uzak tutma nurunu
Nerde aşk varsa oraya
yetişir elin
Yalnızlıklardan beni yine
Korursa sevdan korur
ancak
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Şiir, yazı ve makalelerimiz kaynak gösterilmek şartıyla iktibas edilebilir.
Eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir.
[Bu Yazı RıZa BeRKaN GÜLER'e ait olup Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81.Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikâyetçi olduğu tâktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 TL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkân vermektedir.]

Üslûp; bir insanın ifade tarzı, ifade ve davranış biçimi şeklinde tanımlanabilir. Üslûp aynı zamanda, mananın da kalıbı ve suretidir. Aynı konuyu anlatan iki kişiden, üslûbu güzel olanın sözü yanlış olsa bile dinlenir, benimsenir, sevilir ve takdir edilir. Üslûbu çirkin olanın sözü ise doğru dahi olsa, dinleyici tarafından kabul görmez.
Etrafımızla ne kadar çok diyolog kurarsak, kendimizi o kadar çok geliştiririz. Ama bu arada üslûbumuzda çok önemlidir. "Kaş yapayım derken göz çıkarmak" gibi yanlış bir üslûpla insanları kendimizden uzaklaştırdığımız gibi belki farkında olmadan kalp kırılmalarına, kul haklarına bile sebebiyet verebiliriz.
Üslûbumuzu ayarlarken, karşımızdaki sosyal statüsüne, yaşına, kültür seviyesine, makamına çok dikkat etmeli, usulüne uygun bir dille konuşmalı ve davranmalıyız.
Dinimiz açısından da üslûp son derece önemlidir. Tebliğ ve irşad kolay bir iş değildir ve peygamberlerle temsil edilen bir meslektir Efendimizin(s.a.v) ümmeti olarak Allah bizleri de bu şeref ile onurlandırmıştır
Her asrın bir hizmet metodu vardır Bu asırda ise daha ziyade, "kavlı leyyin, tavrı leyyin" diye ifade edilen yumuşak bir üslup, incitmeyen bir tavır ve sevdiren bir ilgi ile insanlara yaklaşmak gerekmektedir Neyi anlatacağımızdan daha önemli, nasıl anlatacağımızın ön plana çıktığı bir asırda yaşamaktayız Meseleyi tartışmaya, ben haklıyım, sen haksızsın pozisyonuna çekmeden, yalnız ve yalnız Allah rızası için, uygun bir zaman, mekan ve üslupla ifade etmek en doğru ve kalıcı bir metoddur.
Efendimiz (s.a.v) de üslûbu gayet yumuşak ve sadedir. Sanatkârane konuşmak için hususî bir gayret göstermemiş, lafızdan çok manaya ve tatlı dile önem vermiştir. Sadelik içinde harikulâde bir güzelliğe ulaşmıştır. Fakat yeri geldiği zaman edebî sanatlara da başvurmuştur. Teşbihler yapmış, misaller vermiş ve hikâyeler anlatmıştır. Bunlar son derece vecizdir, en küçük bir kelâm israfı yoktur.
O, öyle güzel bir üslûpla insanlara ulaşmıştır ki;
en kaba ve cahil insanlar dahi O'nun yumuşak üslûbu karşısında mağlup olup saygıyla
eğilmişlerdir.
Şartlar ne olursa olsun bize yakışan üslûbumuzu
bozmadan kendi karakterimizi sergilemek olmalıdır.
Bu konuda bir gönül insanı bakın ne söylüyor :
"Kötülükleri iyilikle sav; görgüsüzce
muamelelere aldırış etme! Herkes, davranışlarıyla kendi karakterini aksettirir.
Sen, müsamaha yolunu seç ve töre bilmezlere karşı hep âlicenap ol"
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN YORUM YAZ - BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
|
|