RıZa BeRKaN 的个人资料r.B.g. / " Sevgi, saygı ...照片日志列表更多 工具 帮助

日志


2008/10/31

HaYıRLı, NuRLu, BeReKeTLi CuMaLaR

[Resim: mosque1eb5.gif]




Bugün Bayram ..!

Huzur yüzlere yansısın bugün.
Ve yüzler Allah’a (c.c.) dönük olsun sadece.


Bugün bayram ..!


Hüzünler dönüşşün sevince. Rabbim yaralarımızı sarsın Rauf adıyla!
Kalbimizdeki hastalıkları gidersin Şafi ismiyle!

Cumamız mübarek olsun!


Olsun ki, yürekler atsın Allah Allah diye.
Olsun ki, Aşk-ı Muhammed gönüllere azık olsun.
Olsun ki, paramparça bu ümmet;
Kardeşlik bilinciyle kaynatılmış, tevhid temeli üzerine kurulmuş,
çatısı Kuran, ziyneti sünnet olan bir kaleye dönüşşün! ..


Kalbinizden Allah sevgisi, dilinizden şükür, yüzünüzden tebessüm, hanelerinizden huzur eksik olmasın...

Hayırlı CumaLar, "Aşk olsun!!, "Aşkınız cemal olsun efendim!!", "Cemaliniz nur olsun!!", "Nurunuz ayn olsun!!"

HayırLa kalın güzel insanlar, gönül dostalarım. Bu fakiride dualarınızda anmayı unutmayın inşaallah


cumamız mübarek olsun.

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/10/30

Kul Allah’tan istikamet istemelidir

http://www.allahkorkusu.com/images/konular/Allah_Korkusu/Allah_Korkusu1.jpg

Kul Allah
tan istikamet istemelidir



İstikamet, doğruluk, dürüstlük, adalet, itidal, itaat, sadakat ve dürüstçe yaşama, dinî ve ahlâkî hükümlere uygun bir hayat sürme, her türlü aşırılıktan sakınma, Allah'a itaat edip Hz. Muhammed (sas)'in sünnetine uyma anlamına gelir.

Râgıb el-İsfahânî, istikamet kelimesinin düz bir çizgi gibi dosdoğru yol hakkında kullanıldığını ve bundan dolayı hak ve hakikat yoluna "sırât-ı müstakim" denildiğini ifade ettikten sonra istikametin insanla ilgili olarak "dosdoğru yol üzerinde sapmadan ilerleme" demek olduğunu belirtir.
Sahabeden birinin Hz. Peygamber'den kendisine, başka bir öğüde ihtiyacı kalmayacak değerde bir öğütte bulunmasını istemesi üzerine Resûl-i Ekrem ona, "Allah'a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol!" demiştir {Müslim, îmân, 62). Bu hadisteki istikamet kelimesinin öncelikle tevhid inancında kararlılığı ifade ettiği belirtilmektedir. Nitekim Taberî'nin zikrettiği bir rivayette Resûlullah bu âyeti okuduktan sonra, "Rabbimiz Allah'tır" diyerek iman eden insanların önemli bir bölümünün daha sonra küfre döndüğünü söylemiş, ardından da şöyle demiştir: "Her kim imanla ölürse işte o istikamet sahibi olanlardandır."

Hz. Peygamber'in kendisini yaşlandırdığını belirttiği ağır yükümlülüklerden biri de. "Sana emredildiği şekilde istikamet sahibi ol!" (Hûd suresi l12) buyruğu olmuştur. Fahreddin er-Râzî, bu emrin itikadî ve amelî hükümlerin tamamını kapsadığına işaret ederek bu emre harfiyyen uymanın önemine dikkat çeker. Ona göre Resûl-i Ekrem'e, bu âyettekinden daha ağır bir görev yükleyen başka bir âyet inmemiştir.


 İnsan, Cenâb-ı Allah’a her zaman muhtaçtır. O’nun nimetlerine

muhtaç olmasından daha çok inâyet (yardım, ihsan) ve riayetine

(koruyup gözetmesine) muhtaçtır. İnsan, Cenâb-ı Allah’a her zaman

muhtaçtır. O’nun nimetlerine muhtaç olmasından daha çok inâyet

(yardım, ihsan) ve riayetine (koruyup gözetmesine) muhtaçtır. Hava,

su ve yiyecek gibi şeylere muhtaç olan insanoğlunun bu maddî

nimetlerden daha fazla kalb ve ruh istikametinde beslenmeye ihtiyacı

vardır. Ve samimi bir kul, Rabbinden sürekli kalb ve ruh istikameti

istemelidir. 


Bir kulun “Nasıl olsa çizgiyi bir kere tutturdum...” düşüncesi ve tavrı içine girmesi, sanki bir yerden sonra Allah Teâlâ’ya ihtiyacı yokmuş manasına gelir. Bu tavır hiçbir zaman içine düşülmemesi gereken bir yanlışlıktır ve neticesi de inancın bozulmasına yol açar. Bir kulun “Nasıl olsa çizgiyi bir kere tutturdum...” düşüncesi ve tavrı içine girmesi, sanki bir yerden sonra Allah Teâlâ’ya ihtiyacı yokmuş manasına gelir. Bu tavır hiçbir zaman içine düşülmemesi gereken bir yanlışlıktır ve neticesi de inancın bozulmasına yol açar. Oysa her şey, her zaman O’na (cc) muhtaçtır. İnsan, senelerce ibadet ve tâat yapsa da bunlar onun ruhunda istikamet sağlayıcı bir hale bürünmeyebilir. Her şeye rağmen ona düşen yine her söz, tavır ve davranışıyla Cenâb-ı Hakk’a s

ığınmak, O’ndan ihlas ve istikâmet istemektir

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

DüNYa ve AHiReT ANaHTaRı

http://56.img.v4.skyrock.net/563/allah-biliyor2/pics/990343360_small.jpg

Bismillahirrahmanirrahim


Besmele, rahmet hazinesinin dünyada ve ahirette en birinci anahtarı, halis

şükür ve sâfi hürmetin tercümanı ve ünvanı, Hakk katında makbul bir

şefaatçi, Rahmet arşına yetişmek için bir miraç vesilesidir.

Her hayırlı işe başlarken okunan “Besmele”,

“Ben bir ‘hiç’ hükmündeyim. Bu işi de kendim

için değil, Allah rızası ve O’nun izni ve adına

yapıyorum” demektir. O’nun “rızası, izni ve

adı” ile yapınca kötü bir şey yapmak söz

konusu olamaz. Kainat her zerresi ile

“besmele” ile hareket ettiğinden, “besmeleyi”

tanır, besmeleli kulları varlık âlemi sever, bu

şuurla çekilen besmeleyle başlanan bir işin

başarısız olması nâdirattandır. Besmele,

âlemin ve Kur’anî hakikatlerin kapılarını açan

bir anahtardır.

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/10/29

KoLaY ve ZoR

http://img227.imageshack.us/img227/6218/dali01854ps.jpg


Hayatta zor işler, kolay işler var,
Bunları ayıran insan olmak zor.

Bilgiçlik taslamak, konuşmak kolay,
Az ve öz konuşup susan olmak zor.

Akıl vermek kolay, iş bozmak kolay,
Bozuğu onaran insan olmak zor.

Niyet etmek kolay, başlamak kolay,
Bir işi bitiren insan olmak zor.

Almak kolay, benlik, bencillik kolay,
Alan insan değil, veren olmak zor.

Merak kolay, olay seyretmek kolay,
Bakan insan değil, gören olmak zor.

Kazanç kolay, servet, zenginlik kolay,
Vicdanlı, namuslu patron olmak zor.

Açları kandırmak, azdırmak kolay,
Açları doyuran insan olmak zor.

Yemin etmek kolay, söz vermek kolay,
Verdiği sözünde duran olmak zor.

Seçilmek, yükselmek, baş olmak kolay,
Sahtekâr baskıyı kıran olmak zor.

Hile, yalan, riya, kalleşlik kolay,
Doğru olmak, içten insan olmak zor.

Kan akıtmak kolay, acıtmak kolay,
Acıyan yarayı saran olmak zor.

Nefse uymak kolay, hırslanmak kolay,
Nefsini, hırsını yenen olmak zor.

Yuva kurmak, evlenmek kolay,
Yuvada huzura eren olmak zor,

Yaşam kolay, doğmak, yaşlanmak kolay,
İnsanca yaşlanmak, insan olmak zor..

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Kalbin Üstünde Titreyen Hüzün

http://img.blogcu.com/uploads/elila_dc9e5227c3819416.jpg


Kalbin Üstünde Titreyen Hüzün

Söz Başı
Bismihû.
Esirgeyen ve bağışlayan ALLAH'ın adıyla.


Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.
Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.
Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.

Sözün yaratılışı Züleyha'nın yaradılışından evveldi.

Âdem, ki ona bütün isimler öğretildi.

Yûsuf'un kaderi Züleyha'ya tecelli.
Züleyha'nın kaderi Yûsuf'a tecelli.

Kuyu... Zindan... Kuyu... Zindan...
Önce çile arkadan ihsan.

Züleyha vazgeçti mi maşukundan?

Mülk gibi söz de, ne senin ne benim...
Cümle gibi a
şk da ne senin ne benim...
Söz de,
a
şk da,
ne benim ne senin...
Bir yaz sabahına do
ğan ve su değdiğinde kokusunu salan kırmızı sardunya,
a
ğustos göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,
mayıs gülü,
ı
şıklı nisan yağmuru
ne kadar
ALLAH'tansa,
mülk gibi söz de ve a
şk da

O'ndan...

"Sen" tahtına yazıcı kimi oturtsan da,
be
şerî bir sevgili ya da cismanî bir aşk gibi görünen,
hiçbir yol O'ndan özgeye çıkmıyor aslında, "gönül tahtına O'ndan özge sultan" olmuyor.

Değil mi ki her şey O'ndan,
gidecek yer yok O'ndan başka.
Gelinen yer yok O'ndan başka.

İnsan o ki, O'ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O'ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti icabı.

I
şık ki tek kaynaktan dağılır, ışığı yakın olan aydınlık, uzakta kalan karanlıktır. Her şeyin O'ndan olması, ve ışığın tek kaynaktan dağılıyor olması O'ndan başkasının bilinme ve sevilme ihtimalini tümden yok eder.

Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O'ndan başkasını sevdiğini zannedebilir :

Bir çiçeği, bir kuşu,
denizi, ya
ğmuru,
gökyüzünü, yazıyı,
yazıyı yazanı, kalemi tutanı,
bir yaratılmı
şı hasılı.
Söz gelimi Leylâ Mecnun'u,
Şirin Ferhâd'ı,

Züleyha&Yûsuf'u sevdiğini zannedebilir.

Oysa sevmek, en fazla, neyi sevdiğini fark etmek demektir ve seven biraz da neyi sevdiğini bilendir.

Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir?

Her aşk O'na çıkar sonunda,
O'ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir.
Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir,
bilmese de bu böyledir. 

Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi görünen aşk, aslında kendini bilmek.
İstese de insan O'ndan özgeyi sevme şansı yok.
Şans sözcüğü yok lügatlerde bundan böyle.
O'ndan özgeyi sevme ihtimali yok.
Ve neyi sevdi
ğini bilenle bilmeyen arasındaki fark sadece bilmenin bilincinden ibaret.
Küçük bir bili
ş farkı.

Mülk gibi aşk da ALLAH'tan.
Ruhun da O, kalbin de O, aklın da O.
Tenin de O, canın da O, cismin de O.

Ve aradan perdeleri kaldırarak O'nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr ü sefer, sadece O'nu bilmeyi bilmenin sancısından ibaret.

Sevginin yanılgısı yok.
Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek.
Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi.

Züleyha ki Yûsuf'u sevdi.

İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi.

Sonra aşkın kaynağını bildi,
Yûsuf'u değil, Yûsuf'ta tecellâ eden nuru sevdiğini fark etti.

Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti.

Önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti.

Biri sûretten nura yükselirken diğeri nurun sûrette tecellâ ettiğini idrak etti.

İşte bütün hikâye:
Kim düştü kuyuya..?
Yûsuf mu, Yakub mu, Züleyha mı?
Zindan kimin kaderi..?
Yûsuf'un mu, Yakub'un mu,Züleyha'nın mı?
Yûsuf, Yakub ve Züleyha yok aslında.

Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir.

Söylenmemi
ş Mesnevi kalmadı yer yüzünde.

Her Yûsuf'u Züleyha, bir öncekinin hem aynı hem başkası.

Bu nasıl mazmun diyor ya, kalbi dipsiz derinliklerde çoğalan Fuzuli, Farsça Divan'ının önsözünde, yani ki Mukaddime'sinde. Hiç kullanılmamış, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem bilinmeyen, hem kullanılmış bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun ki zincir kuvvetli olsun.
Yine aynı ayna
ve birkaç ruh
hepsinin içinde mevcûd

Züleyha'nın acısı acının Züleyha'sı
Bismihû.

Esirge ve bağışla.

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Âşık, ÂŞKA âşıktır, ÂŞIK aslında SANA ÂŞIKtır.

http://img1.blogcu.com/images/2/5/6/2563/510.jpg



Yaratıcının en mükemmel tasarımıyım ben.
İnsanım ! Ve en mükemmel şekilde tasarlandım.
"Ben gizli bir hazineydim, istedim ki bilineyim" diyerek yarattı
ğı âlemlerin en sevgilisi Muhammed'in nuru aşk-ı ile yaratılan kâinatın malıyım.
Yani büyük bir a
şkın ürünüyüm.
A
şk çocuğuyum ben..
Â
şık olmak ve kâinata sevgimi sunmak üzere programlandım Yaratıcım tarafından.
A
şk ne zaman, ne de mekân arar.
İlle de mekân derseniz kalbim derim.
Zaman ise; geldi
ği andır...

O gelmeden hissettirir kendini, olaylarla belli eder gelece
ğini.

Sanki geleceğini bilir gibi beklerim onu.
Bir hassasiyet bir durgunluk ba
şlar yüreğimde,
Fırtına öncesindeki sessizlik gibi bir sükût kaplar etrafımı.
Sanki bir
şeyleri hisseder ama ne olduğunu kestiremem bir türlü.
İşte o an aşk kapımdadır, içeri girmek için davet bekler benden.

Ben a
şkı bilsem de O'nun kadar aşkı hiç kimse bilemez.
O sevenlerin en sevenidir, çünkü a
şkı yaratan O dur.
O a
şkın ta kendisidir.
Sevmeseydi zaten yaratmazdı beni.
O, istenmeyi istemeseydi, istemeyi içime vermezdi.
O sevilmeyi ister, O istenmeyi bekler.
Ve yine insanla ayna tutar insana..

Aslında aynada O'dur, Sevgide O'dur, A
şk da O'dur.
O benim kapıma gelen deli sevdamdır..

"
İnsan benim sırrımdır. Ben insanın sırrıyım " der.

Sır nedir?...
Aslında kâinattaki en büyük sır "A
ŞK" tır.

Sev der, çok sev ama en çok beni sev..
Sevdirir birle
ştirmez, Gösterir yaklaştırmaz, Özletir hasret bırakır, Âşık eder kavuşturmaz.
Zaten kavu
şsa adı ÂŞK olmaz.
Yan der, çıra gibi yan ama tutu
şma der.
Tutu
şacaksan sadece benim için tutuş.

Bir ba
ş eğmezliktir insanın hayata karşı hırçınlığı.
Ve kendini bildi
ği andan itibaren aşkı arar.
Kâinattaki her
şey O'nu arayıştır aslında..
O'nu ke
şfetmek üzere programlanmıştır hayat.

Her
şeye rağmen AŞK tektir.

Gecelerce yıldızların parıltısını seyredersiniz,
Ne güzel, Ne ula
şılmazdır onların ışığı.
Ama onlarda güne
şten alırlar parlaklıklarını.
Güne
şi seyredemezsiniz gözleriniz kamaşır.
Gaye-i ı
şıktır güneş, Vesile-i ışıktır yıldızlar, güneşi yansıtırlar.

Vesile-i A
ŞK tır insan, Gaye-i AŞK tır Allah

Ve perde-i A
ŞK tır insanı sevmek.
İnsanla perdeler kendini hasret bırakır özletir göstermez.

A
ŞK-ı dünyevidir insan ve AŞK-ı uhrevidir. Allah

O kulunun kalbine nazar etmeye görsün,
Kıvılcımı yaktı mı artık hiç kurtulu
şunuz yoktur.
O yarattı
ğı kulunu sevdirerek yaklaştırır kendine.
Sevgilinin zatında aslında kendi nurudur görünen.
Seven O'nu sever, Arayan O'nu arar,
İsteyen O'nu ister, Özleyen O'nu özler.
Pe
şinden koştuğumuz da O, Kavuşmak istediğimizde O,
Sarılmak istedi
ğimizde O dur..

A
ŞK; tekdir..
Aslında en büyük lütûftur bu, Kulunun kalbine koydu
ğu kor ateş.

"Her göz etmez fark,
İşitmez her kulak,

Saklı olmaz birbirinden CAN ve TEN

Canı görmek için izin yok ki bil ki sen

Bir ate
ştir, yel değildir ney sesi;

Kim ki ate
şsizdir; Yok olsun böylesi " der Mevlana..


İşte yana yana gelir kul ona.
Mucibince amel ederse dünyevi a
şktan uhrevi aşka geçiverir.

Aslında Mecnun'a Leyla'dan tecelli eden de onun a
şkının nurudur.
Ama o kalbe kendi sevgisinden daha
şiddetli bir sevginin girmesine müsaade eder mi hiç?
Kulunu kullanır, önce kulunda hissettirir zatını,
Gönlüne lezzet tat verir.
Güllerin kokusunu gül kokusuyla duyurur,
Bülbüllerin sesini dinletir,
Şakayıkların renklerini gösterir,
Fark ettirir hayatı,
Aldı
ğı soluğu hissettirir.
Sonsuz sevgi pınarından su içirir.
Sevmeyi böyle ö
ğretir kuluna.
Sevince,
İlkbahar olur Sonbaharlar âşıklara.
Ve a
şkı insana insanla efsane eder ve aşığı aşka müptela eder.
A
şık artık maşuğunun peşinden koşar, her yerde onu arar.

Leylalar Mecnunlar, Yusuflar Züleyha'lar, Ferhatlar
Şirirnler ve daha nice efsaneler bu aşkla ona erdiler.
Anne sevgisi, E
ş sevgisi, Kardeş sevgisi, Evlat sevgisi, Sevgili sevgisi, Allah dostlarına duyulan sevgi, hepsi birdir.. Hepsi tek pınardan beslenir.


Çünkü SEVG
İ tektir..
Bilmeden Allah'ı sevmektir Â
ŞIK olmak, işte budur aşka mecaz katmak.
O zatını, Kulunun suretinde gizler görünmez, ama O kulunu görür..
O bilir, O çok sevdi
ği kulunun kendisini aradığını,
Bir gün mutlaka kendine â
şık olacağını da bilir.


Bu a
şkla Mahmut Hüdai-ye kadılığı bıraktırır.
İbrahim Ethem'i atlas yorganından çıkartır.
Bi
şr-i Hafî'ye bütün varlığını tükettirir.
Niyazi-i Mısri'ye mum yaptırıp sattırır.
Ferhat'a da
ğları deldirir, aşığa acı çektirir.

ÂŞIK sadece sever,
O sevdi
ği ile birlikte olmayı sever, o sevmeyi sever ve
"Seni seviyorum" demeyi sever.
Â
şık, ÂŞKA âşıktır, ÂŞIK aslında SANA ÂŞIKtır...


Tek "Seni seviyorum" "Seni seviyorum" demeyi seviyorum..

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

2008/10/28

SıKıNTıDa RaHMeT VaRDıR

http://img215.imageshack.us/img215/585/72665944ux4q46j4z32yq1rc6.jpg


- Sıkıntılar, çileler ocağın posayı gümüşten ayırması içindir. İyi ve kötünün imtihanı; altının kaynatılıp, tortunun üste çıkmasıdır.

-Kimde dert varsa o koku alm
ış, dermana ermiştir. Kim daha çok uyanıksa, derdi daha fazladır.

-Her a
ğlamanın sonu gülmektir.

-Akarsu nerdeyse oras
ı yeşerir. Gözyaşı varsa rahmet gelecektir.

-Gam g
örünce istiğfar et. Çünkü gam Yaratıcı’nın emri ile tesir eder. Allah dilerse bizzat gam ve sıkıntı sana neşe bile olabilir.

-Gam ve kederin anahtar
ı sabırdır. Endişe etmekten sakı,sakin ol. İlacın başı perhizdir. Düşünce ve mantık perhizi yap ki, can kuvvetini göresin.Kaşınmak uyuza ilaç olmaz,sadece kaşıntıyı artırır.

-Ba
şına gelen eziyetler artıyor değil mi? Buğdayı başak olsun diye toprağa attılar. Değirmende un olsun diye ezdiler. Ekmek oldu. Dişleri ile ezdiler. Ezil ki; can olasın. Can veresin!..

-Rahmet a
ğlamalara bağlıdır. Kul ağladı mı rahmet denizi dalgalanmaya başlar. Dal, ağlayan buluttan yeşerir. Mum ağladıkça aydınlık artar!..

-Dert; Allah
’ı gizlice anmana vesile olacaksa tüm dünya malından yeğdir. Dertsiz dua soğuktur. Dertli dua gönülden, aşktan gelir. Sabır; sıkıntıların anahtarıdır.

-Gamdan sevinmeye
çalış. Gam,vuslat tuzağıdır. Bu yolda aşağıya düşüş aslında hakikâte yükseliştir. Gam bir hazinedir. Senin zahmet ve meşakkât çekişinse maden.Gam derdine düşen, madeni kazmaya başlamıştır. Azimle kazan, ulaşır defineye.

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/27

BAKMAK , GÖRMEK, FARK ETMEK...




BAKMAK , GÖRMEK, FARK ETMEK...


Yaşadığımız dünyada baktığımız ama görmediğimiz birçok güzellik görmemizi bekliyor.
Denizin hırçın dalgasında, dağ başındaki papatyada, bir sokak kedisinde o yaşama sevincini duymuyorsak, sadece baktığımız görmediğimiz içindir.

Sabahları karşı komşuna günaydın demiyorsan, bakkalından iyi günleri esirgiyorsan, bir yaşlıya yardım etmiyorsan fark etmiyorsun demektir.

Çöpe atılan ekmeğe muhtaç yoksulu, giymediğin giysiye ihtiyacı olan fakiri görmüyorsan
fark etmiyorsun demektir.

Yaşamak ne güzel değil mi?
Nefes alabilmek.
Ama en güzeli sadece kendin için değil başkaları içinde yaşayabilmek. Aldığın her nefesin bir parçası başkası için olmalı.
Senin yaşadığın mutluluğu, hüznü, sevgiyi, korkuyu başkalarıyla paylaşmadığın sürece ne kıymeti var ki.
Komşunun, arkadaşının yaşadığı sevinci, hüznü, mutluluğu, korkuyu görmediğin sürece
ona nasıl faydan dokunur.

Bu da bakmak değil görmek demektir.
Fark etmek demektir...

Güneş doğarken çiçeklerin kıpırdanışlarını, yüzlerini ona çevirmelerini izledin mi hiç?
Çocuğun parkı gördüğünde yüzündeki gülümsemeyi?
Yardım ettiğin bir yabancının sana bakışlarını?
Dünyanın tek senin için yaratılmadığının farkına varmayı fark ettin mi? Cevabın evet ise ne mutlu ki bakmayı görmeyi ve fark etmeyi biliyorsun.

Bir gününü ayır ve evine bir bak.
Çevrede sana lazım olmayan ama komşundan gördüğün için aldığın, belki ona senden daha çok ihtiyacı olan biri olduğunu düşüneceğin birçok eşyayla karşılaşırsın.
Gar dolabını baktığında, belki on belki daha fazla gömlek ya da eteğe sahip olduğunu görürsün ve genelde kaç aydır hemen hemen iki üç çiftini kullandığını fark edersin.

İnanın ki fark etmek için asla geç kalmayız.
Size uzanan ellere bakmayı, görmeyi ve fark etmeyi artık geciktirmeyin. Sevgileri fark edin.
Üzüntüleri fark edin.

Hayatın kısalığını, yarınların gizemini,
dünün geçmişte kaldığını, fark edin.

Bakabilen, görebilen ve fark edebilen gönül gözlerimiz için binlerce kez şükürler olsun…

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

BeNiM KaLBiM TeMiZ demek yeterli mi?





“Benim kalbim temiz” demek yeterli mi?




Günümüzde, “Benim kalbim temiz, zira ben insanları çok seviyorum,

hep onlar için hayra koşuyorum.” diyen nice insan vardır. Halbuki

temiz kalbin, öncelikle Allah’ı (cc) inkardan, tereddütten, şirkten

arınmış olması gereklidir. İçinde küfrün kol gezdiği bir kalb ne kadar

insanca davranışlar içinde de bulunsa temiz olamaz.


Aslında insânî değerlere saygılı olmak çok önemlidir. Ancak hem o

değerleri gerçek yüzleriyle idrak etme hem de bu idrakin sürekliliği,

insanın insanlığının esası olan îmâna bağlıdır. Îmân olmayınca bütün

iyilikler, güzellikler, fazîletler ya yalan veya süreksizdir. Dolayısıyla da

değersizdir. bu arada imanı amelsiz, ameli de imansız düşünmek

istenilen faydayı vermeyecektir.


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/26

Bir damla gözyaşında saklı 'CAN'

http://img340.imageshack.us/img340/3495/damla20qb5.jpg

Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub’un,

Sukut denizinde dalga olan Meryem’in
Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb’ün...


Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak
kadar samimiyetle dökmektir...Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir...


Ey Zeyd...Ey sevdalı....Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine,en sevdiğine
Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevla'nın....


Ey Selman...Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan....Hak tarafından sevilen ve sevildiği
Aleme ilan edilen....


Aşkla var olabilmek yollarda,hasrete gamzelerde hayat buldurmak,kirlenmemiş gökyüzü
Altında sadık ve vefalı aşıkları,unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla...


Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim...
Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz...
Hüzün bahçelerindeyiz.....Sensiz..!
Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı,vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,kırgınlıkların
gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla...


Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir,”O”ndandır diye...
Aşk dolu hayatların bir hüzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup...
Ahdimi taşır akan her damla ...


Bir damla gözyaşında saklı “Can”
Bir damla gözyaşı “Can”a hayat bulduran...


El-Vehhab ismine sığındım....
Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım....

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

HüZNü De YaŞaMaK GeReK

http://img2.blogcu.com/images/a/t/a/atalaygeleri/yasamak.jpg

Hayat içinde savrulmuş milyonlarca tohum var. Kimisi neşe, kimisi bereket, kimisi hüzün. Şimdi sonbahar ya belki de o yüzden sonbaharın diğer adı hüzün. Oysa sonbaharlardaki renk bereketini seviyorum ben, sonra sonbaharın yağmurlarını birde en çok. Bazen yağmuru aratmayan göz yaşlarına şahit oluyor yüreğim, bazen şahit olunan oluyor gözlerim..

Her şey iç içe yaşam içinde. Kötü varsa ancak iyinin olduğunun farkına varıyoruz. Güzellik çirkinin varlığına borçlu makamını nasıl ki zengin fakire borçluysa servetini. Mutluluk ise hüzne borçlu mahiyetini. Tezatsız dengelenemiyoruz dünyada! Siyah yoksa beyaz yok. Kötü yoksa iyi..

O yüzden arada akmalı yaştan gözler ve var olmalı hüzün hayatımızda gerektiği kadar. Kıvamında bir hüzünde gerekli ruhlara mutluluk ve huzurun kıymeti için. Bazen keyifle okunan bir kitabın satır aralarındaki baskı hatası nasıl kaçırsa da kitaba dair iştiyakımızı, satır arası hüzünler asla bozmamalı yaşam anlayışımızı..

Var olan ve başa gelen her şeye tevekkül edebilmek asıl olan.. O öyle bir Rabb’ki gereksiz ve hedefsiz tek bir zerreyi dahi yaratmayan ve bir yerden bir yere sevk etmeyen. O yüzden “Ey Rabbim! Senden ne gelecekse gelsin! Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin!” diyebilmek tüm kalple..

Beklenmedik satır arası hüzünleri tevekkül ile karşılamak, sabredebilmek. Her şeyi bir hediye hükmünde görebilmek. Bilinçli bir tercih aslında huzur ve mutluluk. Etrafa saçılan her türlü tohum aslında kişinin kendi tercihine bağlı olarak şekil alıyor zannımca. Hüznü dahi sevebiliyorsak eğer belli bir süre sonra mutluluk olarak geri dönüşümünü alabiliyoruz aslında.

O yüzden yaratılmış her şeyi sevmek gerek Yaradan’dan ötürü. O yüzden şefkatle kucaklayabilmek gerek kainattaki tüm zerrecikleri ve tüm yürekleri. Zengin borcunu ödemeli fakire ki, hak etsin iki cihan servetini . Zahmet vermeli biraz rahmete kavuşmak için. Merhamet etmeli kainata, merhamete mahzar olmak için..

Yaşayabilmek gerek her şeye rağmen, yaşata bilmek için . Hüznü de yaşamak gerek, mutluluğun kıymetini daha iyi bilebilmek için Var olmak gerek her şeye rağmen, var kılmak için. Barışık olmak gerek, en başta küskünlüğe mani olmak için.

Satır arası kadar kısa ve dar alanlara sıkıştı artık yaşamlarımız. Yine bu satır aralarında yaşanıyor hüzünlerimiz yada mutluluklarımız.. Satır arası alınan nefesler kadar hayatımız ve satır araları kadar da kısa artık yaşantılarımız. Bu kısacak zaman dilimlerini bereketlendirmek adına hep güzelden ve iyiden yana atsın nabızlarımız..

Bir okuma molasıdır belki satır arası yaşanılan bir hüzün. Kıymetini bilmek lazım, iyinin, hüznün ve güzü
n...

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Gül Efendim.

http://img76.imageshack.us/img76/7448/ukabimza3mcma2wa81vq7vx1.jpg

Gül Efendim,

Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana.

Elimin müjdesi, dilimin muştusu,

Gönlümün hakikat ruhu, ufkumun kahramanı, dünyamın zimamdarı,

Hilkaten fatiham, Nübüvveten hatimem, ezelen ve ebeden Efendim.

Varoluş varlığım, gül çağında gül ıtırım,

Gül Efendim.

Canların cananı, güllerin gülistanı,

Sonsuzluk aşkımın nur-u ummanı, gönül dünyamın mihveri,

Hayat eksenimin odağı, en mühim nokta-i nazarım,

Her halükarda başvuru kaynağım, rehberi furkanım,

Yegane sığınağım, barınağım ve limanım,

Gül Efendim.

Tesellim, bahar iklimim,

Hayatıma hayat sunan biricik modelim,

İnsanlığın iftihar tablosu Hazreti Peygamberim,

Âlemlere rahmet olarak gönderilen,

İnsanlığa armağan olarak vazifelendirilen,

İlâhi ikramım, canım, cananım,

İnsanlığa, insanlığı ve imanı soluklayan muhbir-i sadıkım

Gül Efendim.

Teri Gül kokan, gönlü Gül kokan, ömrü Gül kokan,

Gül Efendim.


Tebliğden önce temsil gücüm,

Korkutmayan, ürkütmeyen, nefret ettirmeyen, sevdirenim,

Zorlaştırmayan, kolaylaştıran, iyilikle, güzellikle davrananım,

İnsanlık âlemine nümune-i imtisalim,

Muhabbetiyle, hoşgörüsüyle, yaklaşımıyla,

Eşsiz özellik ve güzelliğiyle yaşayan Kur’ân’ım,

Gül Efendim.


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/24

MüPTeLaNıM Ya RaSuL...




Aşkın işlemiş içime


Aşığınım Ya Rasul


Ne oLursun Gül Yüzüme



Hasretin Yakar Canımı


Müptelanım Ya Rasul...


Ne Olur Duy FERYADIMI
Aşığınım Ya RASULL...



Ne olur Duy FERYADIMI


Sen Ekmeğim Sen Aşımsın Sen HAYATIM IŞIĞIMSIN...


Senin için Akıp duran Gözlerimde YAŞIMSIN...



Tutan Elim Gören Gözüm


Sen benim Baş TACIMSIN..



Sana GELDİM Boynum bükük...



SEN BENİM SULTANIMSIN..



Hasretin Yakar Canımı...



Müptelanım Ya Rasul



Ne olur Duy FERYADIMI



Aşığınım Ya Rasul...



Öyle Bir sevda ki tarifi yokkk


Aşığınım


Müptelanım


Emret Canımı koyarım ortaya


bir kere gülsen yüzüme gönlüme düşen kara kışlar bahara bırakacak yerini..


Rasulüm .. Anlatamadığım bütün cümlelerdesin seni sığdıramıyorum satırlara..


Rasulüm bizi ümmetliğe kabul eyle...


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/23

ÖzüN öZü !


Özün özü!

Büyük evliyâdan Ebu Bekr-i Şiblî Hazretleri buyurdu ki:

“Ben 4 yüz hocadan ders aldım. Bunlardan 4 bin hadîs-i
şerîf öğrendim. Bütün bu hadîslerden bir tanesini seçip,
ona uydum. Çünkü, kurtuluşu ve seâdet-i ebediyyeye
kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasîhatleri hep bunun
içinde gördüm.

İşte bu seçtiğim hadîs-i şerîf şudur:

1- Dünyâ için, dünyâda kalacağın kadar, çalış.

2- Allahü Teâlâ’ya “muhtâc olduğun kadar” itâ’at et!

3- Cehenneme dayanabileceğin kadar, günah işle!”

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

ÇoRuM EvLiYaLaRıNdAn İbRaHiM İpEk EfEnDi




eş-Şeyh es-Seyyid İbrahim İpek el-Mücahid Çorumî



20 Eylül 1934 yerli köyde doğdu babasının ismi Mehmet efendi olup, annesi Fatma hanımdır. Anne tarafından seyittirler. Çocukluğunu doğduğu yer olan yerli köyde geçirmiş, 14 yaşında Hüsnü Gülzari hazretlerine intisap etmiş 17 yaşında evlenmiş, İskilipli alimlerden Mekkeli Ömer hoca efendiden Arapça, tefsir ve fıkıh dersleri almış ve bu arada hıfzını tamamlamıştır ve Hüsnü Gülzari hazretlerinden hilafet aldıktan sonra vefatına kadar irşad vazifesini ifa etmiştir.

İbrahim İpek efendi uzun boylu iri yapılı ve heybetli idi. Yolda yürürken herkesten yüksek görünür, parmağına yüzük takar, temizliğine çok dikkat ederdi. Geniş pantalon gömlek ve üzerine yelek giyerdi. Camiye ve sohbete giderken pardüsü giyinirdi. Sohbetlerde ve evinde genelde sarık sarınır ihvana bu şekilde görünürdü. Dişlerini fırçalar ve misvak kullanırdı. Sakallarını sabunla yıkar, mis kokular sürünürdü. Kendisi dünya ve Ahiret dengesini kurmuş nadir zatlardandı. Ahlakı peygamberi ile muttasıf bu asırda peygamberin kamil halifesi varisi olan örnek bir insandı. Meclisine hakim kalpten geçenlere vakıf ihvanına hadim bir zat idi. Münkirlere ve müfsitlere celal ile gösterdiği kerametler dillerin bağlanması ilimlerinin ketmolunması gibi şeyler kerameti adiyeden sayılmakta idi. Ziyarete gelenlerin önceden bilinmesi yemek aş hazırlıklarının evvelden yaptırılması ve müşküllerinin halledilmesi bu cümleden sayılır.

Çocuk yaşta hıfz ettiği Kur’an-ı kerim ve onun manasına aşinalığı Kur’an ahlakı ve Ahlakı nebeviye ile tahalluku, bütün bu keramet ve kemalatta hal ve tavır ve durumunda yokluğa düşmesi varlıktan sıyrılması her hal ve tavrı ile Rab (c.c.) izhar etmeyi onun zikredilmesini sağlayan hadimi rabbil alemin olması yakınlarınca bilinen hakikatlerindendir. Allah (c.c.) ya gidecek yolda taliplerin yolunu açması, görünen rüyaların önceden bilinmesi sülukun inceliklerine vukufiyeti değişik meşreplerin seyri sülukuna aşinalığı onun kemalinin görünen cüzi parçalarındandı.

Ailesine ve yakın çevresine olan müşfikliği ihvanına ve tariki hakka olan hizmetleri ahde vefası kayda değer özelliklerindendir. Erkek evladının sonradan doğması ve ihvanının maddi fakir olması ailesini maişet geçim dertleri meşakkati dünya irşat hizmetlerinin kısmi aksamasına yol açsa da bütün bu olumsuz durum ve şartlarda bu hizmeti can siperane götürmesi onun ayrı bir kemal yönüdür. Bütün bu telaşede kırk küsür hac ve umre yapmaya fırsat bulması onun ne kadar gayretli meczup ve mergup bir zat olduğunun işaretlerinden olsa gerektir.

Hayatını müstakilen konu aldığımız ve divanlarınında bulunduğu İpek Yolu adlı eseri okuduğunuzda Şemsi Tuba Tabani Veli İbrahim Rüştü İpek efendiyi daha iyi tanımanız mümkün olabilecektir. Biz burada muhtasar kısa bilgiler ve seçme divanlara yer vermekle yetineceğiz.

Bir hoca efendiyi dualatmak isteyen arkadaşı tariki Uşşakinin diğer meşayihlarini ona kabul ettirememiş. En son olarak İbrahim İpek efendiyi görmeye karar kılmışlar. O alim ise benim 10 adet sorum var, o soruları cevaplarsa ben ikna olurum demiş. İkna olsa da tarikata girmeyi düşünmüyormuş. Çorumdan iskilibe gelen dervişler dergaha götürmek üzere çay şeker ekmek almışlar Hoca efendi “Ne o efendiye rüşvet mi götürüyorsunuz” diye takılmış Onlarda biz senden bir şey istemiyoruz sen karışma deyip Yerliköye gelmişler. Efendinin bulunduğu mecliste 30-40 kişi kadar olmuşlar Efendi o alimin arkadaşlarına bile söylemediği soruları sırayla cevaplamış her cevabın sonunda “öyle değimli hoca efendi” deyip onunda tastikini alıyormuş. Bilahare rüşvet nedir diye sormuş “Rüşvet bir kişinin hakkı olmayan bir şeyi üçüncü bir şahıstan başkalarının hakkını gasp ederek menfaat karşılığı almaya çalışmasıdır. Hoca efendi bak bunlar getirdi siz yiyorsunuz sizin getirdiklerinizi başkaları yiyecek burası dergahtır. Bunun adı da hediyedir. Peygamberimiz hediyeyi kabul etmiş rüşveti yasaklamıştır” demiş. Bu olayın üzerine o hoca efendi dualanmış derviş olmuştur.

- İhvandan birisi ( Hacı Müdürün Amcası) İbrahim İpek efendinin halifesi Hüseyin efendinin yanına gelmiş bir maneviyat anlatmak istediğini bildirmiş. İzin aldıktan sonra “Efendim kızıl ırmaktaki evimizde gündüz sedirde otururken gönlüm geçmiş. Yakaza halindeyken bir dervişin bizim nahiyeye geldiğini ve alacaklısı olan kişinin kapısını çaldığını kapı açılmadığı için geri döndüğünü gördüm. Dönüşte cadde üzerine Azrail a.s. önüne çıktı elindeki aletle o dervişe vurdu derviş yere yıkıldı. Karşısına şeytan aleyhilane geçti. Elindeki cam kavanozdaki suyu kendisine teklif edip imanını ondan istedi aralarında çekişme başladı. Derviş sağa dönüyor o sağına sola dönüyor soluna geçip aynı talepte bulunuyordu. Bu arada beyaz bir bulut peydah oldu ve içinden İbrahim İpek efendi çıktı ve Azrail a.s.’a “niçin acele ediyorsun bunun bizim dervişimiz olduğunu bilmiyor musun ?” diye sordu. O da “Bilmez olurmuyum onun için son darbeyi vurmadım sizin gelmenizi bekledim” buyurdu. İbrahim İpek efendi geldi, şeytan aleyhilaneye bir tepik vurdu. Elindeki cam kavanoz parçalandı. Kızılırmağa doğru döküldü ve şeytan aleyhilane kaçıp kayboldu. İbrahim İpek efendi dervişin başına geldi hangi esmayı çektiğini sordu. O da hu esması dedi. İbrahim İpek efendi de “hu de bakayım” dedi. Derviş hu demeye başladı hu hu hu derken bütün cihan onunla hu demeye başladı ve derviş bu şekilde ruh teslim etti. İbrahim İpek efendi de geldiği gibi buluta binip kayboldu. Kendime geldiğimde yakaza olduğunu anladım ve çok etkilendiğimden yerimden kalkamadım. Biraz sonra kapı açıldı ve yeğenim içeri girdi. Heyecanla, amca köye bir derviş gelmiş. Alacaklısının kapısını çalmış, evde bulamayınca cadde üzerinde vefat etmiş deyince. Az önce teferruatlı gösterilen olayı anlattığını anladım. Hemen taze bir abdest alarak caddeye indim. Herkes az evvel ölen dervişin başında toplanmıştı. Bende az evvel gördüğün olayı teyit için kırılan cam parçalarını aramaktaydım diye olayı nakletmiştir.

- Şeyhliğin kendisine yeni verildiği dönemde, kendisine münkir bir köylü “Ben senin şeyh olduğunu düvenin üzerine ayağını bas, eğer traktör seni yerinden oynatmazsa o zaman anlarım” demiş. Böyle bir iddia üzerine İbrahim İpek efendi ayağını düvenin demirine basmış, traktörün tekerlekleri döndüğü halde düveni bir milim oynatamayan o kişi acizlenip efendiyi tasdik zorunda kalmış.

İbrahim İpek efendi bu olayı naklettikten sonra “bu hal acemi şeyhliğimizde oldu. Şimdi olsaydı güler geçerdim” derdi.

Hüsnü Gülzari hazretleri bir gün İbrahim İpek efendiye “oğul maneviyatımda bir keresinde hakikat pazarına uğradım. Şu keramet şu baha, bu keramet şu baha diye satıyorlar. Baktım hepsinin ilerisinde ve yükseğinde Allah C.C.’nun baha yetmez rızası var. Sen rızaya talip ol emi” diye irşat ve ikaz etmiş. Bu irşat ve ikaz tüm ihvana ve bize ebedi bir vaizdir. Gaye keşif keramet ve basiret değil Allah C.C.’nun rızasıdır. Mevlam kavuştursun. Amin.

Kendisini sizlere tanıtmaya arzu etmiş olduğumuz İbrahim İpek efendi nefsini bilmiş rabbine yakınlık kespetmiş. Allah C.C.’nun ve onun Habibi tarafından insanların Allahu Tealaya marifet kespetmesi için vazifelendirilmiş şahsiyetlerden biridir.

İbrahim İpek efendi de bir ömür boyu nefis ile cihat yapmış nefsinin heva arzu ve isteklerine gem vurmuş. Böylece cenabı hakka marifet kespetmiş bu nedenle Allah Resulü SAV. tarafından mana aleminde kendisine Mücahit mahlası verilmiş bir Allah dostudur. Allah C.C. kainatı Habibi edibine duyduğu sevgi ve muhabbet ile yaratmış her zaman diliminde bir kişiyi habibiyet mertebesine çıkararak ve o zata duymuş olduğu muhabbete intizamı alemin devamını sağlamıştır.

İnsanı kamil olarak vasf edeceğimiz bu insanları bütün insanlığa ve kainata bu manada faideli olduğu muhakkaktır. Allah C.C. “ben yeryüzü halkına gadap etmek isterim. Lakin o an onların içindeki dostlarım hatırıma gelir. Celalim cemale dönüşür de, onlara rahmet ederim” buyurmuştur.

İşte şahsiyetini tanıtmak istediğimiz bu zat şemsi tüba tabani veli İbrahim Rüştü İpek el Mücahit Çorumi efendi yaşadığı dönemde bulunduğu makam itibari ile böyle bir zat idi. Allah C.C. şefaatlerine nail eylesin.

İbrahim İPEK efendi Hüsnü Gülzari hazretlerinden icazeti aldıktan sonra Fehmi efendinin ‘de kısa zaman sonra vefat etmesiyle Uşşaki tarikatına üstat olmuş, ser halife olarak hizmetine devam etmiştir. Kendisi Hüseyin Murat efendiye, Hasan Mansur efendiye, Esat Celali efendiye ve Fatih Nurullah efendiye icazet yazmıştır. Bir keresinde bize “12 tarikatın adamı hakikatta gözümün önünden geçmezse derviş olmaz demiştir. Böylece hem Uşşaki tarikinin hem de umum tariklerin reisi olduğunu bizlere beyan etmiştir. Bir keresinde gördüğü bir maneviyatta Allah Resulü (S.A.V) ‘in kendisini Ridasının üstüne oturttuğunu 12 tarikatın dervişinin kendisine rabıta edebileceğini ve bu olayla bütün şeyhlerin kendisine muhtaç olduğunu beyanla kemalini bizlere bildirmiştir.

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/22

Garip pencerecik küçük daracık... Dünyaya kapalı Allah’a açık...


Gördüğünüz resmin neyi ifade ettiği, resmin sizde ki yansımalarıyla alakalı olduğu için, kişiden kişiye değişen farklı anlatımları olabilir. Herkes kendi penceresinden bakar hayata... Tabi resimlere de... İnsanı insan yapan ortak özellikler çoğu zaman güzel olan konusunda insanları birleştirir ama, küçük ayrıntılar kişiye has ve özgüdür. Güzel kabul edilenin bir başkaları tarafından çirkin görülmesi anlaşılamaz bir şeydir. Belki daha güzel ve en güzel gibi ayrıntılar farklılık arzedebilir. Çoğunluk tarafından güzel görülen bir şeyin, birileri tarafından çirkin kabul edilmesi, pencerelerindeki camların iyi temizlenmeyişi, belki perdelerinin hiç aralanmamasıyla alakalıdır.


Pencere önemli...

Bize ve ruhumuza hava aldıran, bizi bir başkalarıyla buluşturan tanıştıran pencerelerimizdir.

Kimine gül sunar o pencereler, kimine gül saksısı fırlatır.

Ya da mil çekilmiş âmâ gibi kapalı...

Bir sarı ve sıcak pencere için ömür verilir...

Girip yerden selamlanır pencere sahibi...

Bu kadar laftan sonra birkaç pencere resmi yakışır buraya

değil mi?...







Garip pencerecik küçük daracık...

Dünyaya kapalı Allah’a açık...

Öylesi pencerelere sahip olmak duasıyla...

Ki o pencereler küçükte olsa dünyaları içine alacak genişliktedir...

Vesselam...


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

YaLaN DeĞiL SeVDaM...

http://farm3.static.flickr.com/2138/2375665136_39268c86d2.jpg


Gecenin o büyülü saatlerinde pencereden sızan ay ışığının her bir cilvesinde, Seni düşünüyorum.

Yüreğim, hasretle yanıyor; bir gariplik hissediyorum, içim içime sığmıyor; can kafesten uçmak istiyor.

Yediğim ekmekte, içtiğim suda, kokladığım gülde, ziyânın parıltısında, yağmur damlasında, kar taneciklerinde, Seni düşünüyorum.

Güneşin her sabah doğuşunda, her akşam gurubunda Seni düşlüyorum; aşkın kalbimi titretiyor.

Yürüdüğüm yollarda, konuştuğum insanlarda, ikliminde uçuşan altın kanatlı kuşlarda hep sanatını görüyorum. Rahmetine sığınıyorum...

Rahmetin; hem hazanı, hem kışı, hem baharı, hem yazı, hem arzı, hem semâyı, kucaklıyor. İkliminde fânî olmak, ebetlere yelken açmak istiyorum.
Bazen bir gülün kokusunda, bir güle bakışımda, dokunuşumda, Habibini (sas) görüyorum. Çiçekler, ötelerden Onun (sas) kokusunu getiriyor. Kuşlar haber veriyor; Âşık, Mâşukunu arıyor. diye semtinde geziyor rûhum belki görürüm diye. Gözlerim Sevgilinin yolunu ümit dolu bir intizarla bekliyor; Onun ışığı rûhuma doluyor...

Ey bîçarelerin çaresi, yolda kalmışların, gariplerin, kimsesizlerin yardımcısı... Ey Mâbûd-u Mutlak!
Ümitle kapına geldim girmeme izin verir misin?

Kirpiklerimi yıkayan gözyaşlarım, ıslak seccadem, seherlerde semaya açılan avuçlarım şâhittir; yalan değil sevdam!

Ürperen kalbim, titreyen bedenim, vücudumun bütün zerreleri şâhittir, Senden başkasına yönelmedim.

Bir tomurcuğun şehbâl açması gibi, Ya Fettâh, şu kalbi de Sana aç, aç ki kurtuluşa ereyim!

Erit beni, bir kor saç içime, ocaklar gibi yanayım; Yüce Nebi (sas) gibi, Sana dilbeste olmuş dostların gibi...

Kokuşmuşluktan usandım, şu gurbetlikten bunaldım.
Hasretine artık dayanamıyorum. Dizlerimde derman, gözlerimde yaş kalmadı.

Rûhum âb-ı hayat istiyor, adımı çağıran bir ses çekim alanıma girsin, içime hasretinin sancısını söndüren bir damla düşsün

Garibim, acizim, bîçareyim gitmek istiyorum, canım toprak çekiyor. Sana ulaşmak, ruhun tenden ayrılması ise, visalimi istiyorum.

İki damla gözyaşıyla Sana gelmeyi arzu ediyorum.
Beni, Sensiz bırakma Allah'ım!


....AmiN....

http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Gerçek yıldız kim?..

http://www.ntvmsnbc.com/news/271488.jpg


Gerçek yıldız kim?..


Değişimin, son yıllarda popülaritesi yüksek. “Değişime uğramak”
gelişmişliğin bir özelliği olarak görülüyor. Değişebilen bir insana “iyi”
gözüyle bakılıyor. Bu arada devrimle, değişimi çok farklı kulvarlarda
tarif ediyorlar. “En büyük değişimi kim, nerede ve ne zaman
yapmıştı?” diye sorulduğunda yakın çağdaki Batılılaşma ya da Fransız
İhtilali akla gelebilir. Ama bireylerin değişiminden toplumsal bir
değişime kadar geniş düşünüldüğünde bunu hakkıyla yapan Efendimiz
(sas) ve O’nun güzide ashabından başkası olamaz. Çarpık ilişkilerin
ayyuka çıktığı, şiddetin, baskının, fuhşun tavan yaptığı bir dönemde
birer birer insanları değişime tâbi tutan bir insan vardı ki; O, âlemlere
rahmet olarak indirilen Muhammed Mustafa’ydı (sas). Sahabe
efendilerimizin inanç ve yaşantıda geçirdiği evreler ilginç sonuçlarıyla
dikkat çeker. Mallarını, canlarını feda ederler; ama yapmaktan ya da
ileri adım atmaktan bir an da olsa vazgeçmezler. Birkaç kişiyle
başlayan değişim bir kartopu gibi büyür. O kadar büyür ki; geçim
kaynağının eşkıyalık olduğu çöllerde bir kadın, günlerce korkusuz
seyahat edebilecek hale gelir.


Bugün adı bile bilinmeyecek bir topluluk olacakken, onları Ashab-ı
Kiram yapan neydi? Sevgi Peygamberi (sas) onları gökteki yıldızlara
benzeterek ışıklarının yüzyıllar da geçse bize ulaşacağını mı haber
veriyordu dersiniz? Onlar bugünün tabiriyle birer “star”dı; hangisini
ansak bize kazandıracak çok şey buluruz. Bugünün, ışığı iki gün
öteye gitmeyen, photo-shop’la, tensel özellikleriyle var olabilen, üç
gün sonra adı bir kitapta bile anılmayacak sözde starların yerine,
gerçek hayat öncülerini tanımak isteriz.


Serhat ŞEFTALİ


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.
2008/10/21

YüReK ATıŞı; iKi HeCe...



Bir ses çınlatıyor kulaklarımı, arzdan bir tınlama sarıyor bedenimi, beynim işlevselliğini yitiriyor. Feryadıma bir cevap, çok ötelerden bir kokuyla geliyor atmosferime. Bin bir renk anka kuşları, uçuyor boşlukta… Bir ses, bir ses geliyor kulaklarıma, iki hece, tek yürek atışı… Öylesine doyumsuz, öylesine vazgeçilmez ki… Bir ses geliyor yüreğime, rüzgar beyaz tülleri uçuruyor, bir neyzenin nefesindeki noktasız o kelimeyle, huzura bulayıp her yeri dolaşıp duruyor dört bir yanımda.

Öylesi güzel ki, yüzümdeki tebessümün son-suzluğa uzanan boyutu…

Öylesi güzel ki, ötesini hayal etmek fiziğin… Ayaklarımın yerden kesilip Yaradan’a teslimiyeti…

Öylesine güzel ki, Kur’an sesleriyle mest olan bir aleme misafir olmak, katlarda çekilen tesbihlerle bir zikir şölenine konukluk…

Öylesine güzel ki, Hakk’ı tavsiye edip sabredenlerle hemhal olmak… Hayal bile olsa öylesine güzel ki, Yaradan’ı seyir… Senin Adın’la, doksan dokuz, hatta sonsuza varan en güzel isimlerle Sen demek; , , , demek. Adın ne güzel Rabbim…

Hiçliğimin, acizliğimin, bir nokta misali ufalıp, değerimi yitirdiğimin, görüntüsüz, fulu bir hale geldiğimin tek ispatı. Oysa ben bir hiçmişim, oysa ben ne hoyrat harcamışım her anımı, Adın’ı zikretmeden. Meğer ne zavallıymış zamanın Sensiz gecen kısmı. Adın ne güzel, Adın ne güzel Rabbim.

İki hece, tek yürek atışı… Öylesi güzel ki, Adın!… İçimde kavgalar bitmiş, dünya şuracıkta dursun der gibiyim şu an. Senin Adın’la gözlerimi kapayıp zahiri unutmak ve ebedi hayatin kapısından içeri girmek ne güzel. İnce ince işlenmiş, göz nuruyla bezenmiş çini misali, yüreğimin süslenişi.

Ne güzel Adın!… Nasıl da yakıştı kalbimin hecesine… İki hece, tek yürek atışı… Daha önce hiç farketmemiştim, Adın’la zenginleştiğimi, sonsuz bir hazineye doğru yol aldığımı.

Öylesi güzel ki, adın!… Az önce bir arkadaş verdin bana… Adı, huzur. Ne de güzel ona yaslayıp başımı, hiç konuşmadan anlaşmak. Hiç gitmesin istiyorum yanımdan. Sen diyor, Sen diyor hep. Aman Yarabbi!!! Ne güzel bir dost, adı huzur, adı huzur.

İki hece, tek yürek atışı…

Bugün bütün beyazlar, bütün maviler, hatta bütün turuncular hatta en güzeli yeşilin, bir başka güzel. Sen, bir başkasın bugün ya da ben. Lakin yanılmıyorum galiba bugün her şey çok güzel, en çok da Sen, en çok da Sen, Rabbim.

Az önce gözlerime gelen, yanaklarımdan süzülüp düşerken tuttuğum gözyaşlarımı doyasıya sevdim. Nedenini bilmiyorum ama hıçkırarak ağlıyorum, kulaklarımda aynı ses.

İki hece, tek yürek atışı…

Öylesi güzel ki, Adın!… İçimi saran tuhaf bir hasretlik, kasıp kavuran bir yangın, büyüyor sanki. Hiç böylesine bir özlem çekmemiştim. Tarifini bulamıyorum, Sen varken bile Sensizliği yaşamak gibi. Gelememek yanına ve görememek Seni, hiç bu kadar acıtmamıştı beni. Hayalin ötesine geçip bir vuslat anını yaşamak için neler vermezdim ki… Adın bile bu kadar mest etmişken beni, kim bilir, kim bilir Cemalin’i görmek nasıl da doyumsuz bir güzelliktir.

Sağır ve dilsiz bir gecede, Sana ait olan yüreğime bütün güzelliğiyle Adın girdi. Şahidim yıldızlar olsun!

Adın ne güzel Rabbim!

İki hece, tek yürek atışı…

Adın’la bütünleşmek, Adın’la kocaman bir ufka yol almak, Adın’la gönlüme yansıyan sıcacık bir huzura sahip olmak, ne güzel!… Ucu bucağı olmayan o bahçede gülleri koparmadan koklamak, incitmemek gülün yaprağını…

Papatyaları hiç etmemek, seviyor, sevmiyor tesellisinde… Ve güvercinlerin küçük gagasındaki kuru ekmeği paylasma telaşında, Senin sergilediğin en büyüleyici kainat filmini seyretmek.

Adın’la bugün, Ankara’nın puslu gecesinin aydınlığına kavuşma anını yaşamak ve sabah ezanıyla yeniden uyanışı karşılamak. Dokunulmamış, taptaze bir güne, Adın’la başlamak ne güzel… Ve kulaklarımda hala o ses; iki hece, tek yürek atışı…

Rabbim, Sana güvenmeyi öğrenmek, Seninle karşılığı olmaksızın sevmek her şeyi, beklentisiz olmak, vermek vermek ve hiç almamak, Seninle kalanını yaşamak ömrümün ne güzel. Sen Rabbimsin, bense bir YARATIĞIM. İşte bunu bilmek bir kez daha hissetmek, sonsuz hamdımın, şükrümün kabulü olsun. Dualarım ve Senden istemelerim hiç bitmeyecek. Artık ne istediğimi çok iyi biliyorum. Sadece Adın, sadece Adın…

Kainatın en güzel melodisi…

İki hece, tek yürek atışı…

Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah… Adın ne güzel…

Adın güzel ötesi, Rabbim (c.c.)…


http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.

Affeder Misin ALLAH'ım ?...

http://img71.imageshack.us/img71/8850/alllahyr3.jpg

Affeder Misin ALLAH'ım ?...




Yüklensem günahlarımı sırtıma,
Tüm mahcubiyetimi alsam yanıma,
Biraz da utanç duyarak kapına,

Gelsem affeder misin Allah´ım Beni?...

Gözlerim dolu yaşlarla,
Günahlarımın verdiği pişmanlıkla,
Ama beni affedeceğin umuduyla,

Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?...

Vereceğim hesabın korkusuyla,
Benden geriye kalmış günahların tortusuyla,
Ama Rabbim sana duyduğum büyük aşkla,

Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?...

Hatalarımı bilsem de baş koydum yoluna.
Sen cok affedicisin bağışlayıcısın ama,
Benim de günahlarım çok fazla...

Böyle iken gelsem kapına affeder misin Allah´ım?...

Belki yüzüm yok gelmeye,
Ama başka yerim yok gitmeye.
Kalbimde ki sonsuz sevginle,

Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?...




http://img472.imageshack.us/img472/8854/smileyby5.gifBEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN.