RıZa BeRKaN 的个人资料r.B.g. / " Sevgi, saygı ...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
|
2008/10/31 HaYıRLı, NuRLu, BeReKeTLi CuMaLaR![]() Bugün Bayram ..! Bugün bayram ..!
Hüzünler dönüşşün sevince. Rabbim yaralarımızı sarsın Rauf adıyla!
Olsun ki, yürekler atsın Allah Allah diye. Kalbinizden Allah sevgisi, dilinizden şükür, yüzünüzden tebessüm, hanelerinizden huzur eksik olmasın...
Hayırlı
CumaLar, "Aşk olsun!!, "Aşkınız cemal olsun efendim!!", "Cemaliniz nur
olsun!!", "Nurunuz ayn olsun!!" HayırLa kalın güzel insanlar, gönül
dostalarım. Bu fakiride dualarınızda anmayı unutmayın inşaallah BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/30 Kul Allah’tan istikamet istemelidir![]() Kul Allah’tan istikamet istemelidir
İnsan, Cenâb-ı Allah’a her zaman muhtaçtır. O’nun nimetlerine
Bir kulun “Nasıl olsa çizgiyi bir kere tutturdum...” düşüncesi ve tavrı içine girmesi, sanki bir yerden sonra Allah Teâlâ’ya ihtiyacı yokmuş manasına gelir. Bu tavır hiçbir zaman içine düşülmemesi gereken bir yanlışlıktır ve neticesi de inancın bozulmasına yol açar. Bir kulun “Nasıl olsa çizgiyi bir kere tutturdum...” düşüncesi ve tavrı içine girmesi, sanki bir yerden sonra Allah Teâlâ’ya ihtiyacı yokmuş manasına gelir. Bu tavır hiçbir zaman içine düşülmemesi gereken bir yanlışlıktır ve neticesi de inancın bozulmasına yol açar. Oysa her şey, her zaman O’na (cc) muhtaçtır. İnsan, senelerce ibadet ve tâat yapsa da bunlar onun ruhunda istikamet sağlayıcı bir hale bürünmeyebilir. Her şeye rağmen ona düşen yine her söz, tavır ve davranışıyla Cenâb-ı Hakk’a s ığınmak, O’ndan ihlas ve istikâmet istemektir
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. DüNYa ve AHiReT ANaHTaRı![]() Bismillahirrahmanirrahim Besmele, rahmet hazinesinin dünyada ve ahirette en birinci anahtarı, halis şükür ve sâfi hürmetin tercümanı ve ünvanı, Hakk katında makbul bir şefaatçi, Rahmet arşına yetişmek için bir miraç vesilesidir. Her hayırlı işe başlarken
okunan “Besmele”, BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/29 KoLaY ve ZoR![]() Hayatta zor işler, kolay işler var,
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. Kalbin Üstünde Titreyen Hüzün![]() Kalbin Üstünde Titreyen Hüzün Söz Başı Bismihû. Esirgeyen ve bağışlayan ALLAH'ın adıyla. Önce söz vardı, hayat sonradan geldi. Önce çile vardı ihsan arkadan geldi. Önce iştiyak, arkadan sebat geldi.
Sözün
yaratılışı Züleyha'nın yaradılışından evveldi. Âdem, ki ona bütün isimler öğretildi. Yûsuf'un kaderi Züleyha'ya tecelli. Kuyu... Zindan...
Kuyu... Zindan... Züleyha vazgeçti mi maşukundan? Mülk gibi söz de, ne
senin ne benim... O'ndan... Değil mi ki her şey
O'ndan, İnsan o ki, O'ndan başkasını sevemez sevginin mahiyeti icrabı, O'ndan başkasını bilemez bilginin mahiyeti
icabı. Kimi zaman sevdiğimizin ne olduğunu bilmeden severiz. Ve insan
henüz neyi sevdiğini bilmediği böyle zamanlarda O'ndan başkasını sevdiğini zannedebilir : Bir çiçeği, bir kuşu, Züleyha&Yûsuf'u sevdiğini zannedebilir. Çünkü ışığın kaynağı tektir ve kim aydınlığının kendinden menkul olduğunu iddia edebilir? Her aşk O'na çıkar sonunda, O'ndan başkasını sevmek imkânsız gibidir. Seven neyi sevdiğini bilse de bu böyledir, bilmese de bu böyledir.
Bu yüzden değil mi ki kendini kaybetmek gibi
görünen aşk, aslında kendini bilmek. Mülk
gibi aşk da ALLAH'tan. Ve aradan perdeleri
kaldırarak O'nu bilmek olarak tanımlanan şey, bu seyr ü sefer, sadece O'nu bilmeyi bilmenin sancısından
ibaret.
Sevginin yanılgısı yok. Yanlış olan neyi sevdiğini bilmemek ve yolu yanlış çizmek. Hangi kaynaktan geldiğini suyun, hangi dağın üstünden döküldüğünü aydınlığın, bilmemek. Bilmemek yanlış kılar sevgiyi. Züleyha ki Yûsuf'u sevdi. İbtida, neyi ve kimi sevdiğini bilmedi. Sonra aşkın kaynağını bildi, Yûsuf da, ki rüyasında güneş, ay ve on bir yıldız ona secde etmişti, bir kuyuya atılmış ve kendisine zindanda rüya yorumu verilmişti. Önce aşkın kaynağını bildi sonra nurun Züleyha sûretinde tecellâ ettiğini fark etti. Biri sûretten nura
yükselirken diğeri nurun sûrette tecellâ
ettiğini idrak etti. Hepsi bir, hepsi O bir, hepsi tek bir. Her Yûsuf'u Züleyha, bir öncekinin hem aynı hem başkası. Bu nasıl mazmun diyor
ya, kalbi dipsiz derinliklerde çoğalan Fuzuli, Farsça Divan'ının önsözünde, yani ki Mukaddime'sinde.
Hiç kullanılmamış, diye kaldırıp atıyor ya bir imgeyi uykusuz kaldığı gecelerin sabaha değdiği yerde. Sonra aynı gecelerin aynı sabahlara değdiği yerde, bu kez, bu nasıl mazmun, diye yırtıyor ya kullanılmış olan bir başka mazmunu. Hem bilinen hem
bilinmeyen, hem kullanılmış bir imge hem kullanılmamış bir imge; böyle olmalı ki sözün hükmü tam olsun. Eski zincire bağlanan bir halka, ama yeni, böyle olsun
ki zincir kuvvetli olsun. Züleyha'nın acısı acının Züleyha'sı Esirge ve bağışla. BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. Âşık, ÂŞKA âşıktır, ÂŞIK aslında SANA ÂŞIKtır.
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/28 SıKıNTıDa RaHMeT VaRDıR![]()
- Sıkıntılar, çileler ocağın posayı gümüşten ayırması içindir. İyi ve kötünün imtihanı; altının kaynatılıp, tortunun üste çıkmasıdır. 2008/10/27 BAKMAK , GÖRMEK, FARK ETMEK...![]() BAKMAK , GÖRMEK, FARK ETMEK... Yaşadığımız dünyada baktığımız ama görmediğimiz birçok güzellik görmemizi bekliyor. Denizin hırçın dalgasında, dağ başındaki papatyada, bir sokak kedisinde o yaşama sevincini duymuyorsak, sadece baktığımız görmediğimiz içindir. Sabahları karşı komşuna günaydın demiyorsan, bakkalından iyi günleri esirgiyorsan, bir yaşlıya yardım etmiyorsan fark etmiyorsun demektir. Çöpe atılan ekmeğe muhtaç yoksulu, giymediğin giysiye ihtiyacı olan fakiri görmüyorsan fark etmiyorsun demektir. Yaşamak ne güzel değil mi? Nefes alabilmek. Ama en güzeli sadece kendin için değil başkaları içinde yaşayabilmek. Aldığın her nefesin bir parçası başkası için olmalı. Senin yaşadığın mutluluğu, hüznü, sevgiyi, korkuyu başkalarıyla paylaşmadığın sürece ne kıymeti var ki. Komşunun, arkadaşının yaşadığı sevinci, hüznü, mutluluğu, korkuyu görmediğin sürece ona nasıl faydan dokunur. Bu da bakmak değil görmek demektir. Fark etmek demektir... Güneş doğarken çiçeklerin kıpırdanışlarını, yüzlerini ona çevirmelerini izledin mi hiç? Çocuğun parkı gördüğünde yüzündeki gülümsemeyi? Yardım ettiğin bir yabancının sana bakışlarını? Dünyanın tek senin için yaratılmadığının farkına varmayı fark ettin mi? Cevabın evet ise ne mutlu ki bakmayı görmeyi ve fark etmeyi biliyorsun. Bir gününü ayır ve evine bir bak. Çevrede sana lazım olmayan ama komşundan gördüğün için aldığın, belki ona senden daha çok ihtiyacı olan biri olduğunu düşüneceğin birçok eşyayla karşılaşırsın. Gar dolabını baktığında, belki on belki daha fazla gömlek ya da eteğe sahip olduğunu görürsün ve genelde kaç aydır hemen hemen iki üç çiftini kullandığını fark edersin. İnanın ki fark etmek için asla geç kalmayız. Size uzanan ellere bakmayı, görmeyi ve fark etmeyi artık geciktirmeyin. Sevgileri fark edin. Üzüntüleri fark edin. Hayatın kısalığını, yarınların gizemini, dünün geçmişte kaldığını, fark edin. Bakabilen, görebilen ve fark edebilen gönül gözlerimiz için binlerce kez şükürler olsun… BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. BeNiM KaLBiM TeMiZ demek yeterli mi?![]() ![]() “Benim kalbim temiz” demek yeterli mi? Günümüzde, “Benim kalbim temiz, zira ben insanları çok seviyorum,
hep onlar için hayra koşuyorum.” diyen nice insan vardır. Halbuki temiz kalbin, öncelikle Allah’ı (cc) inkardan, tereddütten, şirkten arınmış olması gereklidir. İçinde küfrün kol gezdiği bir kalb ne kadar insanca davranışlar içinde de bulunsa temiz olamaz. Aslında insânî değerlere saygılı olmak çok önemlidir. Ancak hem o değerleri gerçek yüzleriyle idrak etme hem de bu idrakin sürekliliği, insanın insanlığının esası olan îmâna bağlıdır. Îmân olmayınca bütün iyilikler, güzellikler, fazîletler ya yalan veya süreksizdir. Dolayısıyla da değersizdir. bu arada imanı amelsiz, ameli de imansız düşünmek istenilen faydayı vermeyecektir.
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/26 Bir damla gözyaşında saklı 'CAN'![]() Bir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub’un, Sukut denizinde dalga olan Meryem’in Fırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb’ün... Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacak kadar samimiyetle dökmektir...Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir... Ey Zeyd...Ey sevdalı....Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine,en sevdiğine Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevla'nın.... Ey Selman...Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan....Hak tarafından sevilen ve sevildiği Aleme ilan edilen.... Aşkla var olabilmek yollarda,hasrete gamzelerde hayat buldurmak,kirlenmemiş gökyüzü Altında sadık ve vefalı aşıkları,unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla... Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim... Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz... Hüzün bahçelerindeyiz.....Sensiz..! Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı,vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,kırgınlıkların gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla... Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir,”O”ndandır diye... Aşk dolu hayatların bir hüzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup... Ahdimi taşır akan her damla ... Bir damla gözyaşında saklı “Can” Bir damla gözyaşı “Can”a hayat bulduran... El-Vehhab ismine sığındım.... Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım.... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. HüZNü De YaŞaMaK GeReK![]() Hayat içinde savrulmuş milyonlarca tohum var. Kimisi neşe, kimisi bereket, kimisi hüzün. Şimdi sonbahar ya belki de o yüzden sonbaharın diğer adı hüzün. Oysa sonbaharlardaki renk bereketini seviyorum ben, sonra sonbaharın yağmurlarını birde en çok. Bazen yağmuru aratmayan göz yaşlarına şahit oluyor yüreğim, bazen şahit olunan oluyor gözlerim.. Her şey iç içe yaşam içinde. Kötü varsa ancak iyinin olduğunun farkına varıyoruz. Güzellik çirkinin varlığına borçlu makamını nasıl ki zengin fakire borçluysa servetini. Mutluluk ise hüzne borçlu mahiyetini. Tezatsız dengelenemiyoruz dünyada! Siyah yoksa beyaz yok. Kötü yoksa iyi.. O yüzden arada akmalı yaştan gözler ve var olmalı hüzün hayatımızda gerektiği kadar. Kıvamında bir hüzünde gerekli ruhlara mutluluk ve huzurun kıymeti için. Bazen keyifle okunan bir kitabın satır aralarındaki baskı hatası nasıl kaçırsa da kitaba dair iştiyakımızı, satır arası hüzünler asla bozmamalı yaşam anlayışımızı.. Var olan ve başa gelen her şeye tevekkül edebilmek asıl olan.. O öyle bir Rabb’ki gereksiz ve hedefsiz tek bir zerreyi dahi yaratmayan ve bir yerden bir yere sevk etmeyen. O yüzden “Ey Rabbim! Senden ne gelecekse gelsin! Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin!” diyebilmek tüm kalple.. Beklenmedik satır arası hüzünleri tevekkül ile karşılamak, sabredebilmek. Her şeyi bir hediye hükmünde görebilmek. Bilinçli bir tercih aslında huzur ve mutluluk. Etrafa saçılan her türlü tohum aslında kişinin kendi tercihine bağlı olarak şekil alıyor zannımca. Hüznü dahi sevebiliyorsak eğer belli bir süre sonra mutluluk olarak geri dönüşümünü alabiliyoruz aslında. O yüzden yaratılmış her şeyi sevmek gerek Yaradan’dan ötürü. O yüzden şefkatle kucaklayabilmek gerek kainattaki tüm zerrecikleri ve tüm yürekleri. Zengin borcunu ödemeli fakire ki, hak etsin iki cihan servetini . Zahmet vermeli biraz rahmete kavuşmak için. Merhamet etmeli kainata, merhamete mahzar olmak için.. Yaşayabilmek gerek her şeye rağmen, yaşata bilmek için . Hüznü de yaşamak gerek, mutluluğun kıymetini daha iyi bilebilmek için Var olmak gerek her şeye rağmen, var kılmak için. Barışık olmak gerek, en başta küskünlüğe mani olmak için. Satır arası kadar kısa ve dar alanlara sıkıştı artık yaşamlarımız. Yine bu satır aralarında yaşanıyor hüzünlerimiz yada mutluluklarımız.. Satır arası alınan nefesler kadar hayatımız ve satır araları kadar da kısa artık yaşantılarımız. Bu kısacak zaman dilimlerini bereketlendirmek adına hep güzelden ve iyiden yana atsın nabızlarımız.. Bir okuma molasıdır belki satır arası yaşanılan bir hüzün. Kıymetini bilmek lazım, iyinin, hüznün ve güzün... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. Gül Efendim.![]() Gül Efendim,
Tebliğden önce temsil gücüm, BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/24 MüPTeLaNıM Ya RaSuL...![]() Aşkın işlemiş içime Aşığınım Ya Rasul Ne oLursun Gül Yüzüme ![]() Hasretin Yakar Canımı Müptelanım Ya Rasul... Ne Olur Duy FERYADIMI Aşığınım Ya RASULL... ![]() Ne olur Duy FERYADIMI Sen Ekmeğim Sen Aşımsın Sen HAYATIM IŞIĞIMSIN... Senin için Akıp duran Gözlerimde YAŞIMSIN... ![]() Tutan Elim Gören Gözüm Sen benim Baş TACIMSIN.. ![]() Sana GELDİM Boynum bükük... ![]() SEN BENİM SULTANIMSIN.. ![]() Hasretin Yakar Canımı... ![]() Müptelanım Ya Rasul ![]() Ne olur Duy FERYADIMI ![]() Aşığınım Ya Rasul... ![]() Öyle Bir sevda ki tarifi yokkk Aşığınım Müptelanım Emret Canımı koyarım ortaya bir kere gülsen yüzüme gönlüme düşen kara kışlar bahara bırakacak yerini.. Rasulüm .. Anlatamadığım bütün cümlelerdesin seni sığdıramıyorum satırlara.. Rasulüm bizi ümmetliğe kabul eyle... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/23 ÖzüN öZü !![]() Özün özü! Büyük evliyâdan Ebu Bekr-i Şiblî Hazretleri buyurdu ki: “Ben 4 yüz hocadan ders aldım. Bunlardan 4 bin hadîs-i şerîf öğrendim. Bütün bu hadîslerden bir tanesini seçip, ona uydum. Çünkü, kurtuluşu ve seâdet-i ebediyyeye kavuşmayı bunda buldum ve bütün nasîhatleri hep bunun içinde gördüm. İşte bu seçtiğim hadîs-i şerîf şudur: 1- Dünyâ için, dünyâda kalacağın kadar, çalış. 2- Allahü Teâlâ’ya “muhtâc olduğun kadar” itâ’at et! 3- Cehenneme dayanabileceğin kadar, günah işle!”
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. ÇoRuM EvLiYaLaRıNdAn İbRaHiM İpEk EfEnDi20 Eylül 1934 yerli köyde doğdu babasının ismi Mehmet efendi olup, annesi Fatma hanımdır. Anne tarafından seyittirler. Çocukluğunu doğduğu yer olan yerli köyde geçirmiş, 14 yaşında Hüsnü Gülzari hazretlerine intisap etmiş 17 yaşında evlenmiş, İskilipli alimlerden Mekkeli Ömer hoca efendiden Arapça, tefsir ve fıkıh dersleri almış ve bu arada hıfzını tamamlamıştır ve Hüsnü Gülzari hazretlerinden hilafet aldıktan sonra vefatına kadar irşad vazifesini ifa etmiştir. İbrahim İpek efendi uzun boylu iri yapılı ve heybetli idi. Yolda yürürken herkesten yüksek görünür, parmağına yüzük takar, temizliğine çok dikkat ederdi. Geniş pantalon gömlek ve üzerine yelek giyerdi. Camiye ve sohbete giderken pardüsü giyinirdi. Sohbetlerde ve evinde genelde sarık sarınır ihvana bu şekilde görünürdü. Dişlerini fırçalar ve misvak kullanırdı. Sakallarını sabunla yıkar, mis kokular sürünürdü. Kendisi dünya ve Ahiret dengesini kurmuş nadir zatlardandı. Ahlakı peygamberi ile muttasıf bu asırda peygamberin kamil halifesi varisi olan örnek bir insandı. Meclisine hakim kalpten geçenlere vakıf ihvanına hadim bir zat idi. Münkirlere ve müfsitlere celal ile gösterdiği kerametler dillerin bağlanması ilimlerinin ketmolunması gibi şeyler kerameti adiyeden sayılmakta idi. Ziyarete gelenlerin önceden bilinmesi yemek aş hazırlıklarının evvelden yaptırılması ve müşküllerinin halledilmesi bu cümleden sayılır. Çocuk yaşta hıfz ettiği Kur’an-ı kerim ve onun manasına aşinalığı Kur’an ahlakı ve Ahlakı nebeviye ile tahalluku, bütün bu keramet ve kemalatta hal ve tavır ve durumunda yokluğa düşmesi varlıktan sıyrılması her hal ve tavrı ile Rab (c.c.) izhar etmeyi onun zikredilmesini sağlayan hadimi rabbil alemin olması yakınlarınca bilinen hakikatlerindendir. Allah (c.c.) ya gidecek yolda taliplerin yolunu açması, görünen rüyaların önceden bilinmesi sülukun inceliklerine vukufiyeti değişik meşreplerin seyri sülukuna aşinalığı onun kemalinin görünen cüzi parçalarındandı. Ailesine ve yakın çevresine olan müşfikliği ihvanına ve tariki hakka olan hizmetleri ahde vefası kayda değer özelliklerindendir. Erkek evladının sonradan doğması ve ihvanının maddi fakir olması ailesini maişet geçim dertleri meşakkati dünya irşat hizmetlerinin kısmi aksamasına yol açsa da bütün bu olumsuz durum ve şartlarda bu hizmeti can siperane götürmesi onun ayrı bir kemal yönüdür. Bütün bu telaşede kırk küsür hac ve umre yapmaya fırsat bulması onun ne kadar gayretli meczup ve mergup bir zat olduğunun işaretlerinden olsa gerektir. Hayatını müstakilen konu aldığımız ve divanlarınında bulunduğu İpek Yolu adlı eseri okuduğunuzda Şemsi Tuba Tabani Veli İbrahim Rüştü İpek efendiyi daha iyi tanımanız mümkün olabilecektir. Biz burada muhtasar kısa bilgiler ve seçme divanlara yer vermekle yetineceğiz. Bir hoca efendiyi dualatmak isteyen arkadaşı tariki Uşşakinin diğer meşayihlarini ona kabul ettirememiş. En son olarak İbrahim İpek efendiyi görmeye karar kılmışlar. O alim ise benim 10 adet sorum var, o soruları cevaplarsa ben ikna olurum demiş. İkna olsa da tarikata girmeyi düşünmüyormuş. Çorumdan iskilibe gelen dervişler dergaha götürmek üzere çay şeker ekmek almışlar Hoca efendi “Ne o efendiye rüşvet mi götürüyorsunuz” diye takılmış Onlarda biz senden bir şey istemiyoruz sen karışma deyip Yerliköye gelmişler. Efendinin bulunduğu mecliste 30-40 kişi kadar olmuşlar Efendi o alimin arkadaşlarına bile söylemediği soruları sırayla cevaplamış her cevabın sonunda “öyle değimli hoca efendi” deyip onunda tastikini alıyormuş. Bilahare rüşvet nedir diye sormuş “Rüşvet bir kişinin hakkı olmayan bir şeyi üçüncü bir şahıstan başkalarının hakkını gasp ederek menfaat karşılığı almaya çalışmasıdır. Hoca efendi bak bunlar getirdi siz yiyorsunuz sizin getirdiklerinizi başkaları yiyecek burası dergahtır. Bunun adı da hediyedir. Peygamberimiz hediyeyi kabul etmiş rüşveti yasaklamıştır” demiş. Bu olayın üzerine o hoca efendi dualanmış derviş olmuştur. - İhvandan birisi ( Hacı Müdürün Amcası) İbrahim İpek efendinin halifesi Hüseyin efendinin yanına gelmiş bir maneviyat anlatmak istediğini bildirmiş. İzin aldıktan sonra “Efendim kızıl ırmaktaki evimizde gündüz sedirde otururken gönlüm geçmiş. Yakaza halindeyken bir dervişin bizim nahiyeye geldiğini ve alacaklısı olan kişinin kapısını çaldığını kapı açılmadığı için geri döndüğünü gördüm. Dönüşte cadde üzerine Azrail a.s. önüne çıktı elindeki aletle o dervişe vurdu derviş yere yıkıldı. Karşısına şeytan aleyhilane geçti. Elindeki cam kavanozdaki suyu kendisine teklif edip imanını ondan istedi aralarında çekişme başladı. Derviş sağa dönüyor o sağına sola dönüyor soluna geçip aynı talepte bulunuyordu. Bu arada beyaz bir bulut peydah oldu ve içinden İbrahim İpek efendi çıktı ve Azrail a.s.’a “niçin acele ediyorsun bunun bizim dervişimiz olduğunu bilmiyor musun ?” diye sordu. O da “Bilmez olurmuyum onun için son darbeyi vurmadım sizin gelmenizi bekledim” buyurdu. İbrahim İpek efendi geldi, şeytan aleyhilaneye bir tepik vurdu. Elindeki cam kavanoz parçalandı. Kızılırmağa doğru döküldü ve şeytan aleyhilane kaçıp kayboldu. İbrahim İpek efendi dervişin başına geldi hangi esmayı çektiğini sordu. O da hu esması dedi. İbrahim İpek efendi de “hu de bakayım” dedi. Derviş hu demeye başladı hu hu hu derken bütün cihan onunla hu demeye başladı ve derviş bu şekilde ruh teslim etti. İbrahim İpek efendi de geldiği gibi buluta binip kayboldu. Kendime geldiğimde yakaza olduğunu anladım ve çok etkilendiğimden yerimden kalkamadım. Biraz sonra kapı açıldı ve yeğenim içeri girdi. Heyecanla, amca köye bir derviş gelmiş. Alacaklısının kapısını çalmış, evde bulamayınca cadde üzerinde vefat etmiş deyince. Az önce teferruatlı gösterilen olayı anlattığını anladım. Hemen taze bir abdest alarak caddeye indim. Herkes az evvel ölen dervişin başında toplanmıştı. Bende az evvel gördüğün olayı teyit için kırılan cam parçalarını aramaktaydım diye olayı nakletmiştir. - Şeyhliğin kendisine yeni verildiği dönemde, kendisine münkir bir köylü “Ben senin şeyh olduğunu düvenin üzerine ayağını bas, eğer traktör seni yerinden oynatmazsa o zaman anlarım” demiş. Böyle bir iddia üzerine İbrahim İpek efendi ayağını düvenin demirine basmış, traktörün tekerlekleri döndüğü halde düveni bir milim oynatamayan o kişi acizlenip efendiyi tasdik zorunda kalmış. İbrahim İpek efendi bu olayı naklettikten sonra “bu hal acemi şeyhliğimizde oldu. Şimdi olsaydı güler geçerdim” derdi. Hüsnü Gülzari hazretleri bir gün İbrahim İpek efendiye “oğul maneviyatımda bir keresinde hakikat pazarına uğradım. Şu keramet şu baha, bu keramet şu baha diye satıyorlar. Baktım hepsinin ilerisinde ve yükseğinde Allah C.C.’nun baha yetmez rızası var. Sen rızaya talip ol emi” diye irşat ve ikaz etmiş. Bu irşat ve ikaz tüm ihvana ve bize ebedi bir vaizdir. Gaye keşif keramet ve basiret değil Allah C.C.’nun rızasıdır. Mevlam kavuştursun. Amin. Kendisini sizlere tanıtmaya arzu etmiş olduğumuz İbrahim İpek efendi nefsini bilmiş rabbine yakınlık kespetmiş. Allah C.C.’nun ve onun Habibi tarafından insanların Allahu Tealaya marifet kespetmesi için vazifelendirilmiş şahsiyetlerden biridir. İbrahim İpek efendi de bir ömür boyu nefis ile cihat yapmış nefsinin heva arzu ve isteklerine gem vurmuş. Böylece cenabı hakka marifet kespetmiş bu nedenle Allah Resulü SAV. tarafından mana aleminde kendisine Mücahit mahlası verilmiş bir Allah dostudur. Allah C.C. kainatı Habibi edibine duyduğu sevgi ve muhabbet ile yaratmış her zaman diliminde bir kişiyi habibiyet mertebesine çıkararak ve o zata duymuş olduğu muhabbete intizamı alemin devamını sağlamıştır. İnsanı kamil olarak vasf edeceğimiz bu insanları bütün insanlığa ve kainata bu manada faideli olduğu muhakkaktır. Allah C.C. “ben yeryüzü halkına gadap etmek isterim. Lakin o an onların içindeki dostlarım hatırıma gelir. Celalim cemale dönüşür de, onlara rahmet ederim” buyurmuştur. İşte şahsiyetini tanıtmak istediğimiz bu zat şemsi tüba tabani veli İbrahim Rüştü İpek el Mücahit Çorumi efendi yaşadığı dönemde bulunduğu makam itibari ile böyle bir zat idi. Allah C.C. şefaatlerine nail eylesin. İbrahim İPEK efendi Hüsnü Gülzari hazretlerinden icazeti aldıktan sonra Fehmi efendinin ‘de kısa zaman sonra vefat etmesiyle Uşşaki tarikatına üstat olmuş, ser halife olarak hizmetine devam etmiştir. Kendisi Hüseyin Murat efendiye, Hasan Mansur efendiye, Esat Celali efendiye ve Fatih Nurullah efendiye icazet yazmıştır. Bir keresinde bize “12 tarikatın adamı hakikatta gözümün önünden geçmezse derviş olmaz demiştir. Böylece hem Uşşaki tarikinin hem de umum tariklerin reisi olduğunu bizlere beyan etmiştir. Bir keresinde gördüğü bir maneviyatta Allah Resulü (S.A.V) ‘in kendisini Ridasının üstüne oturttuğunu 12 tarikatın dervişinin kendisine rabıta edebileceğini ve bu olayla bütün şeyhlerin kendisine muhtaç olduğunu beyanla kemalini bizlere bildirmiştir. BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/22 Garip pencerecik küçük daracık... Dünyaya kapalı Allah’a açık...Gördüğünüz resmin neyi ifade ettiği, resmin sizde ki yansımalarıyla alakalı olduğu için, kişiden kişiye değişen farklı anlatımları olabilir. Herkes kendi penceresinden bakar hayata... Tabi resimlere de... İnsanı insan yapan ortak özellikler çoğu zaman güzel olan konusunda insanları birleştirir ama, küçük ayrıntılar kişiye has ve özgüdür. Güzel kabul edilenin bir başkaları tarafından çirkin görülmesi anlaşılamaz bir şeydir. Belki daha güzel ve en güzel gibi ayrıntılar farklılık arzedebilir. Çoğunluk tarafından güzel görülen bir şeyin, birileri tarafından çirkin kabul edilmesi, pencerelerindeki camların iyi temizlenmeyişi, belki perdelerinin hiç aralanmamasıyla alakalıdır. Pencere önemli... Bize ve ruhumuza hava aldıran, bizi bir başkalarıyla buluşturan tanıştıran pencerelerimizdir. Kimine gül sunar o pencereler, kimine gül saksısı fırlatır. Ya da mil çekilmiş âmâ gibi kapalı... Bir sarı ve sıcak pencere için ömür verilir... Girip yerden selamlanır pencere sahibi... Bu kadar laftan sonra birkaç pencere resmi yakışır buraya değil mi?... ![]() ![]() Garip pencerecik küçük daracık... Dünyaya kapalı Allah’a açık... Öylesi pencerelere sahip olmak duasıyla... Ki o pencereler küçükte olsa dünyaları içine alacak genişliktedir... Vesselam... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. YaLaN DeĞiL SeVDaM...![]() Gecenin o büyülü saatlerinde pencereden sızan ay ışığının her bir cilvesinde, Seni düşünüyorum. Yüreğim, hasretle yanıyor; bir gariplik hissediyorum, içim içime sığmıyor; can kafesten uçmak istiyor. Yediğim ekmekte, içtiğim suda, kokladığım gülde, ziyânın parıltısında, yağmur damlasında, kar taneciklerinde, Seni düşünüyorum. Güneşin her sabah doğuşunda, her akşam gurubunda Seni düşlüyorum; aşkın kalbimi titretiyor. Yürüdüğüm yollarda, konuştuğum insanlarda, ikliminde uçuşan altın kanatlı kuşlarda hep sanatını görüyorum. Rahmetine sığınıyorum... Rahmetin; hem hazanı, hem kışı, hem baharı, hem yazı, hem arzı, hem semâyı, kucaklıyor. İkliminde fânî olmak, ebetlere yelken açmak istiyorum. Bazen bir gülün kokusunda, bir güle bakışımda, dokunuşumda, Habibini (sas) görüyorum. Çiçekler, ötelerden Onun (sas) kokusunu getiriyor. Kuşlar haber veriyor; Âşık, Mâşukunu arıyor. diye semtinde geziyor rûhum belki görürüm diye. Gözlerim Sevgilinin yolunu ümit dolu bir intizarla bekliyor; Onun ışığı rûhuma doluyor... Ey bîçarelerin çaresi, yolda kalmışların, gariplerin, kimsesizlerin yardımcısı... Ey Mâbûd-u Mutlak! Ümitle kapına geldim girmeme izin verir misin? Kirpiklerimi yıkayan gözyaşlarım, ıslak seccadem, seherlerde semaya açılan avuçlarım şâhittir; yalan değil sevdam! Ürperen kalbim, titreyen bedenim, vücudumun bütün zerreleri şâhittir, Senden başkasına yönelmedim. Bir tomurcuğun şehbâl açması gibi, Ya Fettâh, şu kalbi de Sana aç, aç ki kurtuluşa ereyim! Erit beni, bir kor saç içime, ocaklar gibi yanayım; Yüce Nebi (sas) gibi, Sana dilbeste olmuş dostların gibi... Kokuşmuşluktan usandım, şu gurbetlikten bunaldım. Hasretine artık dayanamıyorum. Dizlerimde derman, gözlerimde yaş kalmadı. Rûhum âb-ı hayat istiyor, adımı çağıran bir ses çekim alanıma girsin, içime hasretinin sancısını söndüren bir damla düşsün Garibim, acizim, bîçareyim gitmek istiyorum, canım toprak çekiyor. Sana ulaşmak, ruhun tenden ayrılması ise, visalimi istiyorum. İki damla gözyaşıyla Sana gelmeyi arzu ediyorum. Beni, Sensiz bırakma Allah'ım! ....AmiN.... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. Gerçek yıldız kim?..![]() Gerçek yıldız kim?.. Değişimin, son yıllarda popülaritesi yüksek. “Değişime uğramak” gelişmişliğin bir özelliği olarak görülüyor. Değişebilen bir insana “iyi” gözüyle bakılıyor. Bu arada devrimle, değişimi çok farklı kulvarlarda tarif ediyorlar. “En büyük değişimi kim, nerede ve ne zaman yapmıştı?” diye sorulduğunda yakın çağdaki Batılılaşma ya da Fransız İhtilali akla gelebilir. Ama bireylerin değişiminden toplumsal bir değişime kadar geniş düşünüldüğünde bunu hakkıyla yapan Efendimiz (sas) ve O’nun güzide ashabından başkası olamaz. Çarpık ilişkilerin ayyuka çıktığı, şiddetin, baskının, fuhşun tavan yaptığı bir dönemde birer birer insanları değişime tâbi tutan bir insan vardı ki; O, âlemlere rahmet olarak indirilen Muhammed Mustafa’ydı (sas). Sahabe efendilerimizin inanç ve yaşantıda geçirdiği evreler ilginç sonuçlarıyla dikkat çeker. Mallarını, canlarını feda ederler; ama yapmaktan ya da ileri adım atmaktan bir an da olsa vazgeçmezler. Birkaç kişiyle başlayan değişim bir kartopu gibi büyür. O kadar büyür ki; geçim kaynağının eşkıyalık olduğu çöllerde bir kadın, günlerce korkusuz seyahat edebilecek hale gelir. Bugün adı bile bilinmeyecek bir topluluk olacakken, onları Ashab-ı Kiram yapan neydi? Sevgi Peygamberi (sas) onları gökteki yıldızlara benzeterek ışıklarının yüzyıllar da geçse bize ulaşacağını mı haber veriyordu dersiniz? Onlar bugünün tabiriyle birer “star”dı; hangisini ansak bize kazandıracak çok şey buluruz. Bugünün, ışığı iki gün öteye gitmeyen, photo-shop’la, tensel özellikleriyle var olabilen, üç gün sonra adı bir kitapta bile anılmayacak sözde starların yerine, gerçek hayat öncülerini tanımak isteriz. Serhat ŞEFTALİ
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. 2008/10/21 YüReK ATıŞı; iKi HeCe...
Öylesi güzel ki, yüzümdeki tebessümün son-suzluğa uzanan boyutu… Öylesine
güzel ki, Kur’an sesleriyle mest olan bir aleme misafir olmak, katlarda
çekilen tesbihlerle bir zikir şölenine konukluk… Hiçliğimin,
acizliğimin, bir nokta misali ufalıp, değerimi yitirdiğimin,
görüntüsüz, fulu bir hale geldiğimin tek ispatı. Oysa ben bir hiçmişim,
oysa ben ne hoyrat harcamışım her anımı, Adın’ı zikretmeden. Meğer ne
zavallıymış zamanın Sensiz gecen kısmı. Adın ne güzel, Adın ne güzel
Rabbim. Ne
güzel Adın!… Nasıl da yakıştı kalbimin hecesine… İki hece, tek yürek
atışı… Daha önce hiç farketmemiştim, Adın’la zenginleştiğimi, sonsuz
bir hazineye doğru yol aldığımı. İki hece, tek yürek atışı… Az
önce gözlerime gelen, yanaklarımdan süzülüp düşerken tuttuğum
gözyaşlarımı doyasıya sevdim. Nedenini bilmiyorum ama hıçkırarak
ağlıyorum, kulaklarımda aynı ses. Öylesi
güzel ki, Adın!… İçimi saran tuhaf bir hasretlik, kasıp kavuran bir
yangın, büyüyor sanki. Hiç böylesine bir özlem çekmemiştim. Tarifini
bulamıyorum, Sen varken bile Sensizliği yaşamak gibi. Gelememek yanına
ve görememek Seni, hiç bu kadar acıtmamıştı beni. Hayalin ötesine geçip
bir vuslat anını yaşamak için neler vermezdim ki… Adın bile bu kadar
mest etmişken beni, kim bilir, kim bilir Cemalin’i görmek nasıl da
doyumsuz bir güzelliktir. Adın ne güzel Rabbim! Adın’la
bütünleşmek, Adın’la kocaman bir ufka yol almak, Adın’la gönlüme
yansıyan sıcacık bir huzura sahip olmak, ne güzel!… Ucu bucağı olmayan
o bahçede gülleri koparmadan koklamak, incitmemek gülün yaprağını… Adın’la
bugün, Ankara’nın puslu gecesinin aydınlığına kavuşma anını yaşamak ve
sabah ezanıyla yeniden uyanışı karşılamak. Dokunulmamış, taptaze bir
güne, Adın’la başlamak ne güzel… Ve kulaklarımda hala o ses; iki hece,
tek yürek atışı… Kainatın en güzel melodisi… Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah… Adın ne güzel…
BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. Affeder Misin ALLAH'ım ?...![]() Affeder Misin ALLAH'ım ?... Yüklensem günahlarımı sırtıma, Tüm mahcubiyetimi alsam yanıma, Biraz da utanç duyarak kapına, Gelsem affeder misin Allah´ım Beni?... Gözlerim dolu yaşlarla, Günahlarımın verdiği pişmanlıkla, Ama beni affedeceğin umuduyla, Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?... Vereceğim hesabın korkusuyla, Benden geriye kalmış günahların tortusuyla, Ama Rabbim sana duyduğum büyük aşkla, Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?... Hatalarımı bilsem de baş koydum yoluna. Sen cok affedicisin bağışlayıcısın ama, Benim de günahlarım çok fazla... Böyle iken gelsem kapına affeder misin Allah´ım?... Belki yüzüm yok gelmeye, Ama başka yerim yok gitmeye. Kalbimde ki sonsuz sevginle, Gelsem beni affeder misin Allah´ım ?... BEĞENDİYSEN VE ALANINA EKLEMEK İSTERSEN BLOG AL'A BAS SENiN OLSUN. |
|
|